Yargıtay Kararı 14. Hukuk Dairesi 2011/2131 E. 2011/4330 K. 04.04.2011 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 14. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2011/2131
KARAR NO : 2011/4330
KARAR TARİHİ : 04.04.2011

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi

Davacı vekili tarafından, davalı aleyhine 06.06.2008 gününde verilen dilekçe ile tapu iptali ve tescil, mümkün değilse alacak istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; tapu iptali ve tescil talebinin kabulüne dair verilen 09.11.2010 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davalı … vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
K A R A R
Davacı vekili, tarafların kardeş olduğunu, 5099 ada 1 parsel sayılı taşınmazı 467 m2 arsa cinsi ile Nisan 2002 ve Temmuz 2002 tarihlerinde bedeli davacı tarafından ödenerek satın alındığı ve sonradan payların birleştirildiği, ancak üçüncü şahıslara karşı kendisini korumak için tapuyu kendisi yanında çalışan davalı kardeşi üzerine yaptırmış olduğunu, kendisinin serbest muhasebeci olup, davalı kardeşinin yanında çalışan vasıfsız işçi olduğunu, üzerine 2 adet bağımsız villayı birisini kendisine, diğerini ise kardeşine ait olmak üzere yapmış olduğunu, inşaata ilişkin tüm harcamaların faturalı olduğunu, inşaatın bitiminden sonra 2004 yılında evine taşındığını, elektrik aboneliği için davacının eşinin davalının kiracısı şeklinde 15.07.2004 tarihli kira sözleşmesi yapıldığını, 11.04.2007 tarihinde kat irtifakı kurulduğu, davalının 2008/6490 sayılı icra dosy+69
Dava, inanç sözleşmesine dayalı tapu iptali, tescil ve tazminat istemlerine ilişkindir.
İnançlı işlemler, inananın teminat oluşturmak veya yönetilmek üzere mal varlığı kapsamındaki bir şey veya hakkını, inanılana devretmesi ve inanılanın da inanç anlaşmasındaki koşullara uygun olarak inanç konusu şeyi kullanmasını, amaç gerçekleştiğinde ise belirlenen şekilde inanana iade etmesini içeren işlemlerdir.
İnançlı bir işlem ile inanan, sahibi olduğu bir mülkiyet veya alacak hakkını inanılana kazandırıcı bir işlemle devretmekte ancak borçlandırıcı bir sözleşme ile de onu bazı yükümlülükler altına sokmaktadır.
İnançlı işlemin taraflarını, inanan ve inanılan oluşturur. Bir hakkı ya da nesneyi, güvendiği bir kişiye inançlı olarak devreden kimseye “inanan” adı verilir. Devredilen hak veya nesneyi, kendisine ait bir hak olarak kendi yararına, doğrudan doğruya ve dolaylı olarak kullanan kişiye de “inanılan” denir. İnananın, inanılana inançlı olarak kazandırdığı hak ya da nesne ise “inanç konusu şey” olarak nitelenir. İnançlı bir işlemde, kazandırıcı işlemin tarafları ile borç doğuran anlaşmanın tarafları aynıdır.
İnançlı işlemde inanılan, hakkını kullanırken kararlaştırılan koşullara uymayı, amaç gerçekleşince veya süre dolunca hak veya nesneyi tekrar inanana (veya onun gösterdiği üçüncü kişiye) devretmeyi yüklenmektedir. İnançlı işlem, kazandırmayı yapan kişiye yani inanana belirli şartlar gerçekleşince, kazandırmanın iadesini isteme hakkı sağlayan bir sözleşmedir. Bu yükümlülüğün yerine getirilmemesi halinde bunun dava yoluyla hükmen yerine getirilmesi istenebilir.
İnanç sözleşmesi, 05.02.1947 tarihli ve 20/6 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı uyarınca ancak, yazılı delille kanıtlanabilir. Bu yazılı delil, tarafların getirecekleri ve onların imzalarını taşıyan bir belge olmalıdır.
Açıklanan nitelikte bir yazılı delil bulunmasa da, yanlar arasındaki uyuşmazlığın tümünü kanıtlamaya yeterli sayılmamakla beraber bunun vukuuna delalet edecek karşı tarafın elinden çıkmış (inanılan tarafından el ile yazılmış fakat imzalanmamış olan bir senet veya mektup, daktilo veya
bilgisayarla yazılmış olmakla birlikte inanılanın parafını taşıyan belge, usulüne uygun onanmamış parmak izli veya mühürlü senetler gibi) yazılı delil başlangıcı niteliğinde bir belge varsa HUMK’nun 292.maddesi uyarınca inanç sözleşmesi “tanık” dahil her türlü delille ispat edilebilir.
Yazılı delille veya yazılı delil başlangıcı yoksa inanç sözleşmesinin ikrar (HUMK.m.236) yemin (HUMK.m.344) gibi kesin delillerle de ispat edilmesi olanaklıdır. Davacının yemin deliline dayanması halinde mahkemenin davacıya bu hakkını hatırlatması gerekir.
Bu ilkeler ışığında somut olaya gelince;
Taraflar arasında 05.02.1947 tarihli ve 20/6 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında benimsenen yazılı bir inanç sözleşmesi bulunmadığı gibi, yazılı delil başlangıcı niteliğinde bir delil de yoktur. Bu tür davalarda taraflar kardeş olsalar da tanık dinlenemez. HUMK’nun 289. maddesi uyarınca “288. madde uyarınca senetle ispatı gereken hususlarda yukarıdaki hükümler hatırlatılarak karşı tarafın açık muvafakatı halinde tanık dinlenebilir.”
Davacı dava dilekçesinde “her türlü kanuni delil”e dayanmış ancak 22.10.2008 tarihli delil listesinde yeminden bahsetmemiştir. Davacı davasını kanıtlayamadığından tapu iptali ve tescil isteminin reddine karar verilmesi gerekir.
Ancak, davacının ikinci kademede dava konusu taşınmaz ile ilgili tüm harcamalar nedeniyle tazminat istemi bulunduğundan bu konuda inceleme yapılarak, binanın yapımında katılımı olup olmadığı araştırılarak sonucu doğrultusunda bir karar verilmelidir.
Karar açıklanan nedenle bozulmalıdır.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, peşin yatırılan harcın iadesine, 04.04.2011 tarihinde oybirliği ile karar verildi.