Yargıtay Kararı 14. Hukuk Dairesi 2011/2135 E. 2011/3030 K. 10.03.2011 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 14. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2011/2135
KARAR NO : 2011/3030
KARAR TARİHİ : 10.03.2011

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi

Davacı vekili tarafından, davalılar aleyhine 08.05.2002 gününde verilen dilekçe ile tapu iptali ve tescil istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın kısmen kabulüne dair verilen 16.02.2010 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davalı … … ve davalı … vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne, dava değeri duruşmalı işler için belirlenen değerden az olduğundan duruşma isteminin reddine karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
K A R A R
Davacı, davalıların 1487 parsel sayılı taşınmazdaki kendi payları ile murislerinden intikal eden paylarının Gaziosmanpaşa 1. Noterliği’nde düzenlenen 26.06.1996 tarihli satış vaadi sözleşmesi ile satışının vaat edildiğini, sözleşme gereğince edimini yerine getirdiğini, zilyetliği devredilen taşınmazların tapuda devredilmediğini ileri sürerek, davalılar adına kayıtlı payların iptali ile adına tescilini istemiştir.
Bir kısım davalılar davaya katılmış, beyanda bulunmamışlar, diğer davalılar da duruşmalara katılmamışlardır.
Mahkemece, dava konusu taşınmazda payları bulunmayan davalı …, … ve … yönünden davanın husumet yönünden reddine, diğer davalılar … ve …’a ait payların iptali ile davacı adına tesciline karar verilmiştir.
Hükmü, davalı … vekili ile davalı … … temyiz etmiştir.
Dava, satış vaadi sözleşmesine dayalı tapu iptali ve tescil istemine ilişkindir.
Vekaletin sona ermesini düzenleyen BK’nun 396.maddesi hükmü “Vekaletten azil ve ondan istifa her zaman caizdir. Şu kadar ki, münasip olmayan bir zamanda vekaletten azil veya ondan istifa eden kimse diğerinin zararını zamin olur” şeklindedir. Ölüm, ehliyetsizlik ve iflas halinin vekalet ilişkisini sona erdireceğine dair BK’nun 397.maddesinde ise, “Hilafı mukaveleden veya işin mahiyetinden anlaşılmadıkça vekalet, gerek vekilin gerek müvekkilin ölümüyle ve ehliyetinin zevali veya iflası ile nihayet bulur. Şu kadar ki vekaletin nihayet bulması müvekkilin menfaatlerini tehlikeye koyuyorsa, müvekkil veya mirasçısı veya mümessili bizzat işlerini görebilecek hale gelinceye kadar vekil veya mirasçısı veya mümessili vekaleti ifaya devam ile mükelleftirler” şeklinde düzenleme yapılmıştır.
Borçlar Kanununun 35.maddesi ile eş anlamda bulunan 397/1.maddesi hükmünde ise “…mukaveleden veya işin mahiyetinden anlaşılmadıkça vekalet, gerek vekilin, gerek müvekkilin ölümüyle …. nihayet bulur” denilerek gerek vekilin gerek müvekkilin ölümü ile vekaletin sona ereceği kabul edilmiştir. Ancak, madde metninden de açıkça anlaşılacağı üzere, yasa koyucu, ölüm ile vekaletin kural olarak sona ereceğini kabul etmiş iken, bu kuralın iki istisnası bulunduğunu da belirtmiştir. Bunlardan biri, sözleşmede aksinin kararlaştırılması, diğeri de işin niteliğinin vekaletin devamını gerektirmesidir.
Somut olayda; dava konusu 1487 parsel sayılı taşınmazda 20/100 pay …, 5/100 pay … kızı, … adına kayıtlıdır. Davanın dayanağını oluşturan satış vaadi sözleşmesi, …, …, … kızı …, … ve … vekili … ile davacı … arasında 26.06.1996 tarihinde Gaziosmanpaşa 1. Noterliği’nde düzenlenmiştir. Mahkemece davacı adına payı tescil kararı verilen … kızı … 13.05.1982 günü vekalet vermiş, satış vaadi sözleşmesinin düzenlenmesinden önce 04.09.1983 tarihinde; yine davacı adına payı tescil edilen … 21.05.1982 günü vekalet vermiş, sözleşmenin düzenlenmesinden önce 04.04.1985 tarihinde vefat etmiştir.
Görülüyor ki, 26.06.1996 tarihli satış vaadi sözleşmesi, vaat borçlularının ölümü ile sona eren vekalet yetkisine dayanılarak yapılmıştır. Anılan vekaletnamelerde ölüm halinde vekalet yetkisinin devam ederek satış vaadi sözleşmesinin yapılabileceği düzenlenmemiştir. Dolasıyla, vaat borçlularınca vekile verilen vekaletnamelerde vekalet yetkisinin ölüm halinde devam edeceğinin düzenlenmemesi ve işin vekaletin devamını gerektirecek bir iş niteliği de bulunmadığından ölüm ile vekalet yetkisi sona ermiştir. Bu nedenle, ölümle vekalet yetkisi sona eren vekilin, payları iptal edilen … ve …’un vekili olarak düzenlediği satış vaadi sözleşmesine değer verme olanağı yoktur.
Mahkemece, yukarıda yapılan saptamalar bir yana bırakılarak davanın reddi gerekirken yazılı gerekçe ile istemin hüküm altına alınması doğru görülmemiş, bu sebeple kararın bozulması gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davalı … vekilinin ve davalı … …’un temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, peşin yatırılan temyiz harcının istek halinde yatıranlara iadesine, 10.03.2011 tarihinde oybirliği ile karar verildi.