YARGITAY KARARI
DAİRE : 14. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2011/2535
KARAR NO : 2011/3236
KARAR TARİHİ : 14.03.2011
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Davacı vekili tarafından, davalılar aleyhine 01.11.2006 gününde verilen dilekçe ile müdahalenin meni ve kal, karşı davada ise 27.11.2006 günlü dilekçe ile tapu tahsis belgesine dayalı tapu iptali ve tescil istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; asıl davanın kabulüne, karşı davanın reddine dair verilen 02.10.2009 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davalılar-karşı davacılar vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
K A R A R
Asıl dava, çaplı taşınmaza haksız elatmanın kal suretiyle önlenmesi istemine ilişkindir.
Davalılar ve karşı davacılar … mirasçıları, asıl davanın reddine, karşı davada ise 07.02.1985 tarihli tapu tahsis belgesi sebebiyle taşınmazın adlarına tescilini, olmadığı takdirde ağaç ve muhdesat bedelinin karşı davalı Hazine’den tahsiline karar verilmesini istemiştir.
Mahkemece, asıl dava kabul edilmiş, 8004 sayılı parsele davalılar ve karşı davacıların haksız elatmalarının önlenmesine, masrafların davalılardan tahsiline, muhdesatın kal’ine, karşı davada ise tapu tahsis belgesi geçerliliğini korumadığından tapu tahsis belgesine dayalı davanın reddine, davalı ve karşı davacılar kötüniyetli olduklarından muhdesat bedeline ilişkin talebin ve tazminat taleplerinin de reddine karar verilmiştir.
Hükmü, davalı ve karşı davacılar temyiz etmiştir.
Davacı Hazine, 15992 m2 yüzölçümündeki 8004 sayılı parselin kayıt malikidir. Kuşkusuz, Türk Medeni Kanununun 683.maddesine dayanarak eşya üzerinde kullanma, yararlanma ve tasarrufta bulunma yetkisine sahiptir. Şayet üçüncü kişiler eşyaya haksız elatmaktaysa her türlü haksız elatmanın önlenmesini dava yoluyla isteyebilir. Asıl davadaki davanın kaynağı, Türk Medeni Kanununun 683.maddesidir. Ne var ki, kayıt örneğinin beyanlar sütununda “içindeki kargir ev, dam, havuz ve kuyu … tarafından yapılmıştır” belirtmesi bulunmaktadır. Diğer yandan, 15.02.1985 tarihinde taşınmazdaki 400/15992 hissesinin yine aynı kişiye tapu tahsisi suretiyle tahsis edildiği de görülmektedir. Bu nedenle, eldeki davanın çözümü için öncelikle muhdesat belirtmesinin ne anlama geldiği ve hukuki sonuçlarının ne olduğu, sonra da tapu tahsis belgesinin davalılar ve karşı davacıların mirasçılarına ne gibi haklar sağladığı hususu üzerinde durulmalıdır.
22.12.1955 tarihli ve 1/3 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında vurgulandığı üzere; eşya hukukunda “muhdesat” kavramından bir arazi üzerinde arz malikinden başkasına veya yalnızca bir paydaşa ait yapı ve tesisler ile bağ ve bahçe şeklinde dikilen ağaçlar anlaşılmaktadır. Muhdesat, sahibine arazi mülkiyetinden ayrı bağımsız bir mülkiyet veya sınırlı bir ayni hak sağlamaz. Muhdesat sahibinin hakkı, sadece şahsi bir haktır. Bu hakkın hukuki mahiyeti ve nasıl kullanılacağı ise Türk Medeni Kanununun 722., 723., 724., 725. ve 729.maddelerinde gösterilmiştir. Bu şekilde bir belirtmenin yenilik doğurucu bir sonucu yoksa da, esasen var olan şahsi hakka aleniyet kazandıracağı ve sadece muhdesat sahibi lehine kanıt oluşturacağı kuşkusuzdur. Muhdesat, herhangi bir nedenle yok olmadan ya da muhdesatın parasal tutarı ne ise hak sahibine ödenmeden, mülkiyet hakkı sahibi kayıtta muhdesat belirtmesi yokmuş gibi bu hakkı ortadan kaldıracak şekilde muhdesat sahibinin elatmasının önlenmesini talep edemez.
Tapu tahsis belgesine gelince;
Hukuk Genel Kurulunun 4.12.1996 tarihli ve 1996/14-763-864 sayılı kararında da belirtildiği gibi, tapu tahsis belgesi bir mülkiyet belgesi olmayıp yalnızca fiili kullanmayı belirleyen ve ilgilisine kişisel hak sağlayan bir zilyetlik belgesidir. Tapu tahsis belgesinin varlığı tahsis edilen yerin adına tahsis yapılan kişi veya mirasçıları adına tescili için yeterli değildir. Tahsis kapsamındaki yerin hak sahibi adına tescil edilebilmesi için;
-Hukuki yönden geçerliliğini koruyan bir tapu tahsis belgesinin bulunması,
-Tahsise konu yerde 3194 sayılı Yasanın 18.maddesi uyarınca imar planı veya 3290 sayılı yasa ile değişik 2981 sayılı yasa uyarınca ıslah-imar planlarının yapılmış olması,
-İlgilisine, tapu tahsis belgesi gereğince bir başka yerden tahsis yapılmamış olması,
-Tahsise konu yerin kamu hizmetine ayrılmamış ve imar planına göre konut alanında kalmış olması,
-Tahsise konu yer ile tescili istenilen taşınmazın aynı yer olup olmadığı ve taşınmazın niteliklerinin belirlenmesi amacıyla mahallinde uzman bilirkişiler aracılığı ile keşif yapılması,
-Tahsise konu arsa bedelinin ödenmiş olması, ödenmemiş ise taşınmazın dava tarihindeki rayiç değerinin uzman bilirkişiler aracılığı ile saptanarak hükümden önce mahkeme veznesine veya belirlenecek tevdi mahalline depo edilmiş olması.
-İmar parsellerinin oluşturulması sırasında, şuyulandırmaya tabi tutulan parselden 3290 sayılı yasa ile değişik 2981 sayılı yasanın 18/b-c maddesi uyarınca düzenleme ortaklık payı kesilip kesilmediğinin, kesilmiş ise uygulanan oranın saptanması gerekir,
-Mahkemece, yukarıda belirtilen koşullar doğrultusunda yapılacak inceleme sonucunda, tescil isteğinin kabulü için yasal koşulların oluştuğu kabul edildiği takdirde, 3290 sayılı yasa ile değişik 2981 sayılı yasanın 10/C-2 maddesi gereğince tahsise konu yerde uygulanan düzenleme ortaklık payının davacıyı da bağlayıcı nitelikte olduğu dikkate alınarak tahsis miktarından bu oranda yapılacak indirimden sonra kalan miktarın tesciline karar verilmelidir.
Tapu tahsis belgesine dayanılarak açılan davaların kabulünde, Yargıtay uygulamasında izlenmesi gereken yön yukarıda vurgulandığı şekildedir. Başka bir ifadeyle söylemek gerekirse, davalı ve karşı davacılar tapu tahsis belgesine dayalı olarak karşı dava konusu istemi ileri sürebilirlerse de, taleplerinin yukarıda yazılı olduğu şekilde incelenmesi ve araştırılması gerekir. Mahkemece belirtilen biçimde hiçbir inceleme ve araştırma yapılmamış, davalı ve davacıların tapu tahsis belgesinin geçerliliği bulunmadığı soyut şekilde karar yazılmıştır. Kaldı ki, yine yukarıda belirtildiği biçimde lehlerine muhdesat belirtmesi yapılan davalıların belirtme kapsamında kalan taşınmaz bölümüne elatmalarının istenmesi, muhdesat bedelinin davacı Hazine tarafından ödenmesi koşuluna bağlıdır.
Diğer taraftan, bilirkişi raporunda 8004 sayılı parsel üzerinde 566 adet 35 yaşlarında mandalin, limon, selvi ve diğer ağaçlarının bulunduğu saptanmıştır. Bu ağaçların değeri ise 110.740,00 TL olarak bildirilmiştir. Ekonomik değeri olan bu ağaçların kal’inin aşırı bir zarar meydana getireceği açıktır. Bu durumda arazi malikinin malvarlığında sebepsiz bir zenginleşme meydana geleceğinden, arazi malikinin malzeme malikine muhik bir tazminat ödemesi gerekir.
Türk Medeni Kanununun 723.maddesi uyarınca ödenecek olan tazminatın tutarı malzeme malikinin iyiniyetli olup olmamasına göre değişir. Üzerine inşaat yaptığı arazinin kendisine ait olmadığını bilmeyen veya bilmesi gerekmeyen kişi kural olarak iyiniyetlidir. Bunun gibi inşaatı arazi sahibinin açık veya örtülü muvafakatı ile yapan malzeme sahibi de iyiniyetli sayılır.Buna karşılık,üzerinde inşaat yaptığı arazinin kendisine ait olmadığını bilen veya bilmesi gereken kişi kötüniyetlidir (Prof.Dr.Kemal T.Gürsoy, Fikret Eren, Erol Cansel.Türk Eşya Hukuku…. 1978.sh.610).
Malzeme maliki ve arazi sahibi iyiniyetli ise malzeme sahibine muhik bir tazminat ödenmelidir. Muhik tazminatın tespit ve takdiri hakime ait bir görevdir. Olayın özelliğine göre malzemenin dava tarihindeki değeri gözetilerek takdir edilir. Malzeme sahibi kötüniyetli ise arsa sahibi malzemenin kendisi yönünden taşıdığı en az değeri öder. Bu değer inşaat nedeniyle taşınmazda meydana gelen objektif değer artışı oranı olmayacağından burada da olayın özelliğine göre hakimin geniş taktir yetkisi bulunmaktadır (TMK.m.4). Hiç kuşkusuz malzeme sahibi lehine bir tazminata hükmedebilmek için onun bu konuda talebinin bulunması gerekir. Binanın yıktırılması hususunda arsa maliki tarafından açılan dava, kal’in aşırı zarara yol açacağı için reddedilmiş olsa bile malzeme malikinin tazminat talebi yoksa hakim re’sen tazminata hükmedemez. Mahkemece yapılan bu saptamalar bir yana bırakılarak, malzeme maliki olan davalılara muhik bir tazminat ödenmeksizin kal kararı verilmesi açıklanan nedenlerle uygun olmamıştır.
Mahkemece yapılması gereken iş, taşınmazın tapu kaydında muhdesat belirtmesi bulunduğundan muhdesat bedelleri ödenmeden muhdesat belirtmesi olan alana elatmanın önlenmesi kararı verilemeyeceğini düşünmek, tapu tahsis belgesine dayalı karşı dava konusu iddiayı yukarıda sözü edilen yönteme uygun inceleyip araştırmak, davalı ve karşı davacıların haklı olduğu sonucuna varılırsa bu kısımla ilgili asıl davayı reddetmek, karşı davayı kabul etmek, bu bölümler dışında kalan ve davalı ve davacıların kendi malzemesiyle ağaç diktikleri alanı keşfen belirlemek, bilirkişilere ağaçlar için muhik bir tazminat miktarı tespit ettirmek, Türk Medeni Kanununun 4.maddesindeki takdir hakkını kullanarak, bu bölümle ilgili elatmanın önlenmesi istemini ancak tazminat ödenmesi koşuluyla kabul etmek olmalıdır.
Değinilen bütün bu yönler bir yana bırakılarak, asıl ve karşı davaların eksik inceleme ve araştırmaya dayalı yazılı olduğu şekilde hükme bağlanması doğru olmadığından, karar bozulmalıdır.
SONUÇ: Temyiz olunan kararın yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, peşin yatırılan harcın istek halinde yatıranlara iadesine, 14.03.2011 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.