YARGITAY KARARI
DAİRE : 14. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2011/4275
KARAR NO : 2011/6178
KARAR TARİHİ : 05.05.2011
MAHKEMESİ :Sulh Hukuk Mahkemesi
Davacı vekili tarafından, davalılar aleyhine 26.12.2008 gününde verilen dilekçe ile 3402 sayılı Yasanın 41. maddesi uyarınca yapılan düzeltme işleminin iptali istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; Kadastro Müdürlüğü aleyhine açılan davanın pasif dava ehliyeti yokluğundan reddine, diğer davalılar aleyhine açılan davanın kabulüne dair verilen 02.11.2010 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davalılar vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
K A R A R
Davacı 199 parsel sayılı taşınmazın maliki olduğunu, Kadastro Müdürlüğünün 3402 sayılı Yasanın 41. maddesi uyarınca komşu 203 parsel sayılı taşınmazda düzeltme yaptığını, işlemin hatalı olduğunu ileri sürerek iptalini talep etmiştir.
Davalılar, davanın reddini savunmuşlar, mahkemece kadastro müdürlüğü aleyhine açılan dava pasif dava ehliyeti yokluğundan reddedilmiş, diğer davalılar aleyhine açılan dava ise kabul edilmiştir.
Hükmü, davalılar …, … …, … ile … temyiz etmiştir.
Dava, 3402 sayılı Kadastro Kanununun 41.maddesi uyarınca yapılan düzeltme işleminin iptali isteğine ilişkindir.
5304 Sayılı Kanunun 9.maddesi ile yapılan değişiklikten sonra anılan madde;
“Kadastro sırasında veya sonrasında yapılan işlemlerle geometrik durumları kesinleşmiş olan taşınmazlarda ölçü, sınırlandırma, tersimat ve hesaplamalardan doğan hatalar, ilgilinin müracaatı veya kadastro müdürlüğünce re’sen düzeltilir.
Düzeltme, taşınmaz malikleri ile diğer hak sahiplerine tebliğ olunur. Tebliğ tarihinden başlayan otuz gün içinde düzeltmenin kaldırılması yolunda sulh hukuk mahkemesinde dava açılmadığı takdirde, yapılan düzeltme kesinleşir.
Kadastro sırasında veya sonrasında yapılan işlemlerle kesinleşmiş olan taşınmazlarda, değişiklik işlemleri sırasında ortaya çıkan yüzölçümü farklılıklarından, kadastronun dayandığı teknik kurallarda belirtilen hata sınırları içinde kalanların re’sen düzeltilmesine Kadastro Müdürlükleri yetkilidir” şeklinde düzenlenmiştir.
Harita ve krokisi bulunan tapu kayıtlarına Türk Medeni Kanununun 719. ve 3402 sayılı Kadastro Kanununun 20. maddeleri uyarınca harita ve krokisi kapsamı ile değer verilir. Harita ve krokiden diğer bir ifade ile mülkiyet hakkının kapsamından maksat sınır çizgileri değil haritanın gerçek ölçü değerleridir. 41. madde ile mülkiyet hakkının yatay kapsamının belirlenmesi ve taşınmazı komşu taşınmazlardan ayıran, ferdileştirilmesini sağlayan harita ve planlarda yapılan ölçü, sınırlandırma, tersimat veya hesaplama hatalarının düzeltilmesi amaçlanmıştır. Yapılacak düzeltme ile mülkiyet aktarımına neden olunmamaktadır. Kuşkusuz, mülkiyet aktarımına neden olan hatalar için çözüm açılacak tapu iptali ve tescil davasıdır.
Kadastro müdürlüğünün re’sen veya ilgililerin başvurusu üzerine yapacağı açıklanan düzeltme işlemlerini ilgililere tebliğinden sonra, ilgililerin sulh hukuk mahkemesine 30 gün içinde açacakları davada, düzeltme işlemi yararına olan kişi ya da kişiler hasım gösterilerek işlemin iptali istenebilir. Düzeltme işleminin kadastro müdürlüğünce re’sen yapıldığı durumlarda müdürlüğe karşı da dava yöneltilmelidir.
Somut olayda, dava konusu 203 parsel sayılı taşınmazda 839 no’lu noktanın hatalı tersim edildiği gerekçesiyle 203 parsel sayılı taşınmazda düzeltme yapılmış, bu düzeltme ile de davacının taşınmazında doğrudan işlem yapılmamış, ancak hazırlanan düzeltme raporuna göre davacı lehine tarafların ortak sınır kabul ettiği duvar sınır olarak düzeltilmiştir.
Davacılık sıfatı doğrudan doğruya subjektif hakla ilgili olup, hakkın ihlal edildiğini ileri süren kişi bu hakkı ihlal edene karşı davasını açar. Diğer bir anlatımla, hukuki yararı bulunan kişinin davacılık sıfatı vardır. Hazine, kadastro müdürlüğünün düzeltme işlemi ile subjektif hakkının ihlal edildiğini ileri sürmektedir. Ancak, yapılan düzeltme işlemi davalının aleyhine bir durum yaratılmamış, subjektif hakkı ihlal edilmemiştir. Bu durumda davacının hukuki yararının bulunduğundan da söz edilemez.
Mahkemece davacının hukuki yararı bulunmadığından reddi gerekirken yazılı gerekçelerle kabulü doğru görülmediğinden hükmün bozulması gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle temyiz olunan hükmün BOZULMASINA, peşin yatırılan temyiz harcının istek halinde yatıranlara iadesine, 05.05.2011 tarihinde oybirliği ile karar verildi.