Yargıtay Kararı 14. Hukuk Dairesi 2011/431 E. 2011/2103 K. 22.02.2011 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 14. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2011/431
KARAR NO : 2011/2103
KARAR TARİHİ : 22.02.2011

MAHKEMESİ :Sulh Hukuk Mahkemesi

Davacı vekili tarafından, davalı aleyhine 20.08.2010 gününde verilen dilekçe ile tapu iptali tescil istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın reddine dair verilen 05.11.2010 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
K A R A R
Davacı, davalıya ait taşınmaza iyi niyetle yaptığı balkon ve merdivenin bedelinin zemin değerinden fazla olduğunu 35,09 m2 kısmının adına tescilini istemiştir.
Davalı davanın reddini savunmuş,
Mahkemece, dava kesin hüküm nedeniyle reddedilmiş,
Hükmü davacı vekili temyiz etmiştir.
Dava, Türk Medeni Kanunun 724. maddesine dayanılarak açılmış temliken tescil istemine ilişkindir.
Davalı tarafından davacı aleyhine Gülşehir Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 2003/225 E. 2006/123 K. dosyası ile açılan davada dava konusu 1113 parsel sayılı taşınmaza elatmanın önlenmesi ve kal istenmiş, savunma yoluyla da davacımız tarafından bedel karşılığında tescil talep edilmiştir. Mahkemece, gerekçe kısmında savunma yoluyla yapılan tescil talebinin iyiniyet unsuru bulunmadığından reddi gerekeceği belirtilmiş, ancak hüküm fıkrasında bu konuda hüküm kurulmaksızın, elatmanın önlenmesine, tecavüzlü duvar ve merdivenin kal’ine karar verilmiştir.
Eldeki dava ise, davacı taşınmazda yaptığı merdiven ve balkonunun bedelinin zemin değerinden fazla olduğundan taşınmazın 35,09 m2 kısmının Türk Medeni Kanununun 724. maddesi hükmünce tescili istemiyle açılmıştır.
Kesin hüküm, H.U.M.K.nun 237 maddesinde düzenlenmiştir. Anılan hükme göre maddi anlamda kesin hükümden söz edebilmek için, davanın taraflarının, davada dayanılan hukuki sebebin ve dava konusunun aynı olması gerekir. Somut olayda; Gülşehir Asliye Hukuk Mahkemesinde davacı savunma yoluyla tescil istemiştir. Gerçekten Türk Medeni Kanununun 725. maddesi hükmü gereğince taşkın yapıyı iyiniyetle yapan kimse uygun bir bedel karşılığında taşan kısım için irtifak hakkı kurulmasını isteyebilir. Ancak bunun mahkemeden savunma yoluyla değil, dava açarak talep edilmesi gerekir. Açılacak davanın da yargı harcına tabi olacağı kuşkusuzdur. Bu saptama ışığında davacının daha evvel temliken tescil istemli bir dava açtığı kabul edilemez. Buna göre, Gülşehir Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 2003/225 E. 2006/123 K. dosyası ile açılan davada davalı elatmanın önlenmesi ve kal istemiş,; eldeki davada ise, o davada kal’ine karar verilen balkon ve merdivenin değerinin arzın değerinden fazla olması nedeniyle temliken tescil isteminde bulunmuştur. Kesin hüküm olgusunda aranması gereken dava sebepleri (dayanılan vakıalar) ilk dava ile sonradan açılan bu davada farklı olduğundan, kesin hüküm söz konusu değildir. Mahkemece işin esası incelenecek yerde, kesin hükümden söz edilmek suretiyle davanın reddi doğru olmadığından kararın bozulması gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davacının temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, peşin harcın istek halinde yatırana geri verilmesine, 22.2.2011 tarihinde oybirliği ile karar verildi.