YARGITAY KARARI
DAİRE : 14. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2011/4724
KARAR NO : 2011/5739
KARAR TARİHİ : 28.04.2011
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Taraflar arasındaki tapu iptali, tescil olmaz ise tazminat davasından dolayı mahal mahkemesinden verilen yukarıda gün ve sayısı yazılı hükmün; Dairemizin 16.12.2010 gün ve 2010/13244-14110 sayılı ilamı ile bozulmasına karar verilmişti. Süresi içinde davacı vekili tarafından kararın düzeltilmesi istenilmiş olmakla, dosya içerisindeki bütün evrak incelenerek gereği düşünüldü:
K A R A R
Dava, inanç sözleşmesine dayalı tapu iptali ve tescil, ikinci kademede ise yapılan ödemelerin tahsili istemlerine ilişkindir.
Davalı, dava konusu taşınmazın kendi parasıyla satın alındığını, davacının yaptığını iddia ettiği ödemelerin ise aslında bağış olduğunu, davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, davacının tapu iptali ve tescil istemi kabul edilmiştir.
Hükmü davalı temyiz etmiş, karar Dairemizin 16.12.2010 tarihli ilamıyla ve ilamda yazılı nedenlerle bozulmuştur.
Davacı karar düzeltme isteminde bulunmuştur.
Dairemizin 16.12.2010 tarihli bozma ilamında vurgulandığı üzere; inançlı işlemler, inananın teminat oluşturmak veya yönetilmek üzere mal varlığı kapsamındaki bir şey veya hakkını, inanılana devretmesi ve inanılanın da inanç anlaşmasındaki koşullara uygun olarak inanç konusu şeyi kullanmasını, amaç gerçekleştiğinde ise belirlenen şekilde inanana iade etmesini içeren işlemlerdir.
İnançlı bir işlem ile inanan, sahibi olduğu bir mülkiyet veya alacak hakkını inanılana kazandırıcı bir işlemle devretmekte ancak borçlandırıcı bir sözleşme ile de onu bazı yükümlülükler altına sokmaktadır.
İnançlı işlemin taraflarını, inanan ve inanılan oluşturur. Bir hakkı ya da nesneyi, güvendiği bir kişiye inançlı olarak devreden kimseye “inanan” adı verilir. Devredilen hak veya nesneyi, kendisine ait bir hak olarak kendi yararına, doğrudan doğruya ve dolaylı olarak kullanan kişiye de “inanılan” denir. İnananın, inanılana inançlı olarak kazandırdığı hak ya da nesne ise “inanç konusu şey” olarak nitelenir. İnançlı bir işlemde, kazandırıcı işlemin tarafları ile borç doğuran anlaşmanın tarafları aynıdır.
İnançlı işlemde inanılan, hakkını kullanırken kararlaştırılan koşullara uymayı, amaç gerçekleşince veya süre dolunca hak veya nesneyi tekrar inanana (veya onun gösterdiği üçüncü kişiye) devretmeyi yüklenmektedir. İnançlı işlem, kazandırmayı yapan kişiye yani inanana belirli şartlar gerçekleşince, kazandırmanın iadesini isteme hakkı sağlayan bir sözleşmedir. Bu yükümlülüğün yerine getirilmemesi halinde bunun dava yoluyla hükmen yerine getirilmesi istenebilir.
İnanç sözleşmesi, 5.2.1947 tarihli ve 20/6 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı uyarınca ancak, yazılı delille kanıtlanabilir. Açıklanan nitelikte bir yazılı delil bulunmasa da, yanlar arasındaki uyuşmazlığın tümünü kanıtlamaya yeterli sayılmamakla beraber bunun vukuuna delalet edecek karşı tarafın elinden çıkmış (inanılan tarafından el ile yazılmış fakat imzalanmamış olan bir senet veya mektup, daktilo veya bilgisayarla yazılmış olmakla birlikte inanılanın parafını taşıyan belge, usulüne uygun onanmamış parmak izli veya mühürlü senetler gibi) yazılı delil başlangıcı niteliğinde bir belge varsa HUMK’nun 292.maddesi uyarınca inanç sözleşmesi “tanık” dahil her türlü delille ispat edilebilir.
Ne var ki, dosya arasında mevcut Dalaman Asliye Ceza Mahkemesinin 2005/97 esasında kayıtlı dosyadan; davalı aleyhine emniyeti suistimal suçlamasıyla kamu davası açıldığı, yapılan yargılama sonucunda sanığın mahkumiyetine karar verildiği, hükmün Yargıtay 11.Ceza Dairesinin 27.02.2008 tarihli ilamıyla bozulduğu görülmektedir. Mevcut haliyle, karar sonucunun ne olduğu, kesinleşip kesinleşmediği anlaşılamamaktadır.
Borçlar Kanununun 53.maddesi gereğince hukuk hakimi, ceza mahkemesinin beraat kararıyla bağlı değil ise de, maddi olayı belirleyen mahkumiyet kararıyla bağlıdır. Bu nedenle mahkemece, ceza mahkemesinin karar sonucu araştırılmalı, ilgili ceza dosyası getirtilmeli, ceza mahkemesi kararının kesinleşip kesinleşmediği tespit edilerek, eldeki davayı ilgilendirecek maddi olayı belirleyen bir hüküm varsa bu hükmün hukuk hakimini bağlayacağı düşünülmelidir.
Değinilen bu husus bir yana bırakılarak, eksik inceleme ve araştırmayla davanın kabulü doğru olmadığından, kararın açıklanan nedenle bozulması gerekirken, yazılı bazı nedenlerle bozulduğu bu defa yapılan incelemede anlaşıldığından, davacının karar düzeltme istemi açıklanan sebeplerle kabul edilmelidir.
SONUÇ: Davacının karar düzeltme isteminin kabulü ile Dairemizin 16.12.2010 tarih 2010/13244-14110 sayılı ilamının KALDIRILMASINA, hükmün açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, peşin yatırılan harcın iadesine, 28.04.2011 tarihinde oybirliği ile karar verildi.