Yargıtay Kararı 14. Hukuk Dairesi 2011/5251 E. 2011/6331 K. 16.05.2011 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 14. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2011/5251
KARAR NO : 2011/6331
KARAR TARİHİ : 16.05.2011

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi

Davacı vekili tarafından, davalı aleyhine 14.01.2008 gününde verilen dilekçe ile tapuda davacı hissesi üzerinden vakıf şerhinin terkini istenmesi üzerine bozma ilamına uyularak yapılan duruşma sonunda; davanın reddine dair verilen 14.10.2010 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davacı … vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:

K A R A R
Dava, 373 ada 92 parsel sayılı 105.300,00 m2 “Kargir İki Katlı Ev ve Dört Havuz ve Üç Su Deposu Olan Zeytinlik” cinsli taşınmazda tapuda davacının 1/3 hissesi üzerindeki “Şehzade … … Han Vakfı”ndan şerhinin terkini istemiyle açılmıştır.
Davalı, davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, hak düşürücü süre dolduktan sonra ve mahkeme kararı olmaksızın vakıf şerhi işlenmesinin yasaya aykırı olduğu nedeniyle davanın kabulüne dair verilen karar davalı vekilinin temyizi üzerine Dairemizce;
“5737 sayılı Vakıflar Kanunu 27.02.2008 tarihli Resmi Gazetede yayınlanmış ve aynı tarihte yürürlüğe girmiştir. Yasanın geçici 5.maddesi hükmüne göre vakıf şerhleri ile ilgili devam etmekte olan davalarda diğer kanunlarda yer alan zaman aşımı ve hak düşürücü sürelere ilişkin hükümlerin bu kanun açısından uygulanmayacağı kuralı getirildiğinden burada 3402 sayılı Kadastro Kanununun 12/3.maddesinde öngörülen on yıllık hak düşürücü sürenin dolayısı ile 02.04.2004 tarihli ve 1/1 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu Kararının uygulanma olanağı yoktur.
Dava konusu 373 ada 92 parsel kadastro beyannamesinde çekişmeli taşınmazın … … Vakfı ile ilişiği belirlenmiştir. Kadastro tutanağında mevcut bulunan vakıf şerhinin taşınmazın tapu kaydı üzerine Vakıflar Bölge Müdürlüğünün yazısı ile yeniden aynen aktarılması Türk Medeni Kanununun 848 ve 849.maddeleri hükmü gereğidir. Dolayısı ile eldeki davada Türk Medeni Kanununun 1026.maddesi hükmüne aykırılıktan da söz edilemez.
Az önce sözü edilen ve 27.02.2008 tarihinde yürürlüğe giren 5737 Sayılı Vakıflar Kanununun 18.maddesi hükmünce; miri arazilerden mukataalı hayrata tahsis edilmeyenler ile aşar ve rüsumu vakfedilen taşınmazlar dışındaki icareteyn ve mukataalı vakıf şerhi bulunan gerçek ve tüzel kişilerin mülkiyetinde veya tasarrufundaki taşınmazlar taviz bedeline tabidir. Yasanın 3.maddesinde yapılan tanıma göre de, mukataalı vakıf: zemini vakfa üzerindeki yapı ve ağaçlar tasarruf edene ait olan ve kirası yıllık olarak alınan vakıf taşınmazlarını, icareteynli vakıf ise; değerine yakın peşin ücret ve ayrıca yıllık kira alınmak suretiyle süresiz olarak kiralanan vakıf taşınmazlarını ifade eder. Hal böyle olunca somut uyuşmazlığının çözümü için, kayda işlenen “… … Han Vakfı”nın mukataalı veya icareteynli vakıf olup olmadığının veya miri arazilerde mukataalı hayrata tahsis edilmeyen ile aşar ve rüsumu vakfedilen taşınmazlardan bulunup bulunmadığının yöntemince araştırılması gerekir. Ancak; vakfiye kapsamındaki her taşınmazın coğrafi konumu ve hukuki durumu ayrı olacağından bu taşınmazların kadim köy, kasaba ya da şehir içindeki mülk topraklar içinde olup olmadığının keşfen incelenmesi, taşınmazın konumunun düzenlenecek paftada kadim köy ve kasaba ya da şehirlere göre haritasında işaret edilmesi vakfın niteliği hakkında bu belirlemeden sonra görüş bildirilmesi gerekir.
Yapılan açıklamalardan anlaşılacağı üzere vakıf türünün belirlenmesi ve belirlenen vakıf türüne göre çekişmeli taşınmazda vakfın bir hakkının kalıp kalmadığının, taviz bedeli ödenip ödenmeyeceğinin vakıf şerhinin doğrudan kaldırılması gerekip gerekmediğinin hiçbir kuşkuya yer bırakmadan saptanması bu tür davalarda önem kazanmaktadır.
Hal böyle olunca vakıflara ait tapu kaydı ilk tesisinden getirtilmeli, vakıf durumunu gösterir kayıtlar ve dayanılan diğer belgeler merciinden istenmeli, Vakıflar Genel Müdürlüğünden kayda işaret edilmiş vakfın türü hakkında bilgi alınmalı ve HUMK.nun 275. maddesi uyarınca yukarıdan beri sayılan ilkeleri kapsar biçimde bilirkişi görüşüne başvurularak sonucuna uygun bir hüküm kurulmalıdır” gerekçeleriyle bozulmasına karar verilmiştir.
Mahkemece bozma ilamına uyulup, davalı idare tarafından düzenlenen 30.04.2009 tarihli idari rapor ve dosya üzerinden alınan Dr….
tarafından düzenlenen 24.05.2010 tarihli rapora itibar edilerek söz konusu vakfın sahih vakıf olduğu nedeniyle davanın reddine karar verilmiştir.
Hükmü, davacı vekili temyiz etmiştir.
Vakfın niteliğini saptamak için keşfen yapılacak incelemeden sonra HUMK’nun 275 .maddesi gereğince çözümü özel ve teknik bilgi gerektiren konu olması nedeniyle vakıflar hukuku konusunda uzman, üniversitelerin medeni hukuk kürsüsünde görevli hocalardan alınacak rapor ile çözümlenmesi ve bundan sonra oluşacak duruma göre bir karar verilmesi gerekir. Bozma ilamına uyulduğu halde bozma gereği yerine getirilmeden ve davalı idarenin tanzim ettiği raporun tekrarı niteliğindeki rapora itibar ile yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmediğinden hükmün yeniden bozulması gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyizinin kabulü ile hükmün BOZULMASINA, peşin harcın istek halinde yatırana iadesine, 16.05.2011 tarihinde oybirliği ile karar verildi.