Yargıtay Kararı 14. Hukuk Dairesi 2011/5439 E. 2011/6807 K. 25.05.2011 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 14. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2011/5439
KARAR NO : 2011/6807
KARAR TARİHİ : 25.05.2011

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
(Ticaret Mahkemesi Sıfatıyla)

Davacı vekili tarafından, davalı aleyhine 28.10.2010 gününde verilen dilekçe ile ipotek akdinin ehliyetsizlik nedeniyle feshi istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın kabulüne dair verilen 17.03.2011günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:

K A R A R
Davacı, vasisi olduğu …’ın 291 ada 5 sayılı parselde paylı malik olduğunu, oğlu olan …’ın ihtiyacı sebebiyle ipotek tesis etmek üzere ona vekaletname verdiğini, 13.02.2009 tarihinde borçlunun 100.000,00 TL’ye kadar doğmuş ve doğacak alacakları için davalı banka lehine ipotek tesis edildiğini, ancak taşınmaz maliki olan babasının 2006 yılından bu yana demans ve alzheimer hastası olduğunu, bu nedenle geçersiz vekaletle tesis olunan 13.02.2009 tarihli ipoteğin terkinine karar verilmesini istemiştir.
Davalı, savunmada bulunmamıştır.
Mahkemece, dava kabul edilmiştir.
Hükmü, davalı banka temyiz etmiştir.
Belirtildiği üzere dava, tasarruf ehliyeti yoksunluğu nedeniyle ipoteğin terkini istemine ilişkindir. Kuşkusuz vekalet ilişkisi de bir sözleşmeyle kurulur. O yüzden vekalet sözleşmesinin kuruluşunda da, sözleşme yapma ehliyeti hukuka, ahlaka, adaba uygunluk, iradeyle beyan arasında uyum gibi genel koşulların bulunması gerekir.
İradenin varlığı ise, zihni olgunluğa erişmiş kişilerde aranır. Bu nedenle de bütün sözleşmelerde olduğu gibi, geçerli bir sözleşmenin varlığı için kişilerde işlem yapma (akit yapma) ehliyetinin aranması gerekecektir. Genel olarak ehliyet deyiminden, kişinin medeni haklara sahip olabilme (hak ehliyeti) ile onları kullanabilme (fiil ehliyeti) ehliyeti anlaşılır. Başka bir anlatımla, ancak tam ehliyetli (sezgin, ergin olan ve kısıtlı bulunmayan) kişiler sözleşmeyi ya tek başlarına ya da yasal temsilcilerin izniyle yapabilir. Gerçekten, TMK.m.9 gereği “fiil ehliyetine sahip olan kimse, kendi fiilleriyle hak edinebilir ve borç altına girebilir”, TMK.m.16 gereği de “ayırt etme gücüne sahip küçükler ve kısıtlılar yasal temsilcilerinin rızaları olmadıkça kendi işlemleriyle borç altına giremezler”. Sözleşmenin taraflarından birinin, sözleşme yapma ehliyetinin yoksunluğu o sözleşmenin butlanının gerektirir (TMK.m.15). Buradaki sözleşme ehliyetiyle anlatılmak istenen, kişideki sözleşmenin yapıldığı zamandaki ehliyetin varlığı ya da yokluğudur. Kişinin, sözleşmeden sonra sözleşme ehliyetine hak kazanması, sözleşmeye geçerlilik vermeyeceği gibi sözleşme yapma ehliyetinin sonradan kaybedilmiş olması da o sözleşmeyi geçerli kılmaz.
Somut olayda olduğu gibi, sözleşmenin taraflarından birinin ehliyetten yoksun bulunduğu iddia edilmişse, bu iddianın tarafların gösterecekleri tüm delillerin toplanması, tanıklardan bu yönde açıklayıcı, doyurucu somut bilgiler alınması, varsa ehliyetsiz olduğu iddia edilen kişiye ait doktor raporları, hasta müşahade kağıtları, film grafilerinin eksiksiz getirilmesi suretiyle araştırılması gerekir. Bunun yanında her ne kadar HUMK’nun 286.maddesi gereğince hakim, bilirkişinin rey ve mütalaası ile bağlı değilse de temyiz kudretinin varlığı veya yokluğunun saptanması, aynı zamanda bilinç, idrak, irade gibi psikolojik unsurlara da bağlı olduğundan, çok zaman hakimlik mesleğinin dışında özel ve teknik bilgi gerektirmektedir. Ayırt etme gücünün nispi bir kavram olması, kişiye eylem ve işleme göre değişmesi, bu yönde en yetkili sağlık kurulundan özellikle adli tıp kurumundan rapor alınmasını gerekli kılmaktadır. Esasen, Türk Medeni Kanununun 409/2.maddesi akıl hastalığı veya akıl zayıflığının bilirkişi raporuyla belirleneceğini de öngörmüştür.
Yapılan bu açıklamalardan sonra mahkemece, yukarıda belirlendiği biçimde taraf delilleri istenip toplanmalı, 291 ada 5 sayılı parselde paylı malik olan …’ın vekaletnamenin verildiği 05.02.2009 tarihindeki durumuna göre ehliyeti konusunda adli tıp kurumundan rapor alınmalı, bundan sonra uyuşmazlık hakkında bir karar verilmelidir.
Eksik inceleme ve araştırmayla ve yasaya uygun düşmeyen bazı gerekçelerle davanın kabulü doğru görülmemiş, bu sebeple kararın bozulması gerekmiştir.
SONUÇ: Temyiz olunan kararın yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, peşin yatırılan harcın istek halinde iadesine, 25.05.2011 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.