YARGITAY KARARI
DAİRE : 14. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2011/5897
KARAR NO : 2011/7295
KARAR TARİHİ : 06.06.2011
MAHKEMESİ :Sulh Hukuk Mahkemesi
Davacı vekili tarafından, davalı aleyhine 17.11.2009 gününde verilen dilekçe ile yaylaya elatmanın önlenmesi ve kal istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın reddine dair verilen 11.06.2010 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
K A R A R
Tapulama çalışmaları sırasında 56 m2 yüzölçümündeki 36 sayılı parsel özel mülkiyete konu teşkil edecek biçimde tespit edilmiş, davacı Hazine aynı yer Asliye Hukuk Mahkemesinin 2004/390 esasında kayıtlı davasında taşınmazın yayla olduğunu ileri sürerek tapu kaydının iptali ile bu nitelikte özel siciline yazılmasına karar verilmesini istemiş, istek hüküm altına alınmış, karar Yargıtay denetiminden geçerek kesinleşmiştir.
Davacı Hazine, yayla olarak sınırlandırılan taşınmaza bina yapılarak oluşan elatmanın kal suretiyle giderilmesi isteminde bulunmuştur.
Davalı, taşınmazın Hazine arazisi olduğunu bilmediğini, dava konusu yer üzerinde uzun yıllar zilyetliği bulunduğunu, davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, dava reddedilmiştir.
Hükmü davacı Hazine temyiz etmiştir.
Dava konusu taşınmazın yayla olduğu çekişmeli değildir. 4342 Sayılı Mera Kanununun 3.maddesinde yapılan tanıma göre; yaylak, çiftçilerin hayvanları ile birlikte yaz mevsimini geçirmeleri, hayvanlarını otlatmaları ve otundan yararlanmaları için tahsis edilen veya kadimden beri bu amaçla kullanılan yerlerdir. Yasanın 4.maddesi hükmüne göre de, devletin hüküm ve tasarrufu altındaki yaylanın özel mülkiyete geçirilmesi ve amacı dışında
kullanılması olanaklı bulunmamaktadır. Ne var ki, Mera Kanununun 20.maddesinde yaylak ve kışlaklarda 442 sayılı Köy Kanununda öngörülen inşaatlar ile valiliklerden izin alınmak suretiyle İmar Mevzuatına göre yapılacak kullanma amacına uygun mandıra, suluk, sundurma ve süreklilik göstermeyen barınak ve ağılların yapılmasına imkan sağlanmıştır.
Somut olaya gelince; dava konusu taşınmazın nitelikleri inşaat mühendisi tarafından düzenlenen 02.07.2009 tarihli raporda “parsel üzerinde 7×7=49 m2 ev vardır. Evin ön tarafında da 1.2×7=8.4 m2 balkon vardır. Yığma tuğladan yapılmış olup üstü ahşaptır. Kapı ve pencereler ahşap kaplamadır. Çatı örtüsü kiremittir. Çatı iskelesi ahşaptır. Duvarları sıva üzerine kireçtir. Evin köşe başında WC’si vardır. Suyu ve elektriği yoktur” şeklinde belirlenmiş, 07.06.2010 tarihli raporda da yapının niteliği “taşınmaz üzerinde bulunan söz konusu yapının gerek yapı sistemi, gerek içerisindeki müştemilatlar ve özellikleri bulunduğu konum, yapının büyüklüğü, elektrik ve suyunun olmaması ve gerekse Bayındırlık ve İskan Bakanlığının yapı grubu tarifelerine göre geçici kullanımı olan baraka niteliğinde olması, basit yapı olması münasebetiyle yapının yayla evi vasfı taşıdığı ve basit olduğu” şeklinde vurgulanmıştır.
Görülüyor ki özellikle ilk bilirkişi raporuna göre, yayla üzerindeki bu evi yasadaki deyimiyle “barınak” olarak nitelemek mümkün değildir. O halde, yaylada özel mülkiyet söz konusu olamayacağından, istemin hüküm altına alınması yerine, bilirkişi raporundaki belirleme gözden kaçırılarak dava reddolunduğundan karar bozulmalıdır.
SONUÇ: Temyiz olunan kararın yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, peşin yatırılan harcın istek halinde iadesine, 06.06.2011 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.