YARGITAY KARARI
DAİRE : 14. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2011/6243
KARAR NO : 2011/8844
KARAR TARİHİ : 05.07.2011
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
DAVACILAR : … VD.
…
Davacı vekili tarafından, davalılar aleyhine 31.05.2010 gününde verilen dilekçe ile ipoteğin fekki istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın reddine dair verilen 22.12.2010 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davacılar vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
K A R A R
Davacılar, 30.04.2007 tarihli taşınmaz satış vaadi sözleşmesiyle 927 sayılı parseli davalılardan … Ltd.Şti.’ye satış vaadinde bulunduklarını, bir finansal kuruluş olan diğer davalı … Ltd.Şti.’nin kredi sağladığını, buna karşılık davalı … lehine 01.05.2007 tarihli 750.000,-Euro bedelli birinci dereceden ipotek tesis edildiğini, 24.10.2008 tarihinde davalı … Ltd.Şti.’nin talebi üzerine ipotek bedelinin 4.250.000 Euro arttırılarak 5.000.000 Euro’ya çıkartıldığını, 924 sayılı parselin çıplak mülkiyetinin satış vaadi sözleşmesi gereğince davalı … Ltd.Şti.’ne nakledildiğini, satıştan doğan alacakları sebebiyle satılan taşınmaz üzerine lehlerine 3.650.000 Euro bedelli ancak ikinci derecede ipotek kurulduğunu, yaptıkları icra takibinde alacaklarını elde edemediklerini belirterek esasen yolsuz olarak davalı … Ltd.Şti. lehine kurulan toplam 5.000.000 Euro bedelli ipoteğin kaldırılmasını istemişlerdir.
Davalılardan … Ltd.Şti., davacılara diğer davalı şirket tarafından 2.850.000 Euro ödemede bulunulduğunu, dolayısıyla ipoteğin karşılıksız tesis edilmediğini, kaldı ki davacıların mülkiyeti kendisine ait olmayan taşınmaz üzerindeki ipoteğin terkinini talep edemeyeceklerini, davanın reddini savunmuş,
./..
2011/6243 – 2011/8844 -2-
Diğer davalı … Ltd.Şti., ipotek sözleşmesinin iradi olarak düzenlendiğini, senede karşı yapılan her türlü iddianın da senetle kanıtlanması gerektiğini, davacılara finansal sözleşme gereğince 2.850.000 Euro ödemede bulunulduğunu, ipotek bedelinin ödenmeden ipoteğin terkininin istenemeyeceğini bildirmiştir.
Mahkemece, davacılar lehine olan 3.650.000 Euro bedelli ikinci derecedeki ipotek Türk parası gösterilerek tesis edilmediğinden bu tür bir ipotek Türk Medeni Kanununun 851.maddesi gereğince geçersiz olduğundan, geçersiz olan ipotek sözleşmesine dayanarak istemde bulunulamayacağından bahisle dava reddedilmiştir.
Hükmü, davacılar temyiz etmişlerdir.
Türk Medeni Kanununun 851.maddesi ilk fıkrasındaki “taşınmaz rehni miktarı Türk parasıyla gösterilen bir alacak için kurulabilir” şeklindeki hüküm uyarınca, ipotek akit tablosunda teminat altına alınan belirli alacak tutarının Türk parası olarak gösterilmesi zorunludur. Fakat, rehin miktarının Türk parası üzerinden gösterileceğine dair kural rehnin sadece para alacakları için kurulabileceği anlamına gelmez. Zira, konusu para olmayan verme, yapma, yapmama edimlerinin teminatı olmak üzere de rehin kurulabilir. Önemli olan, bu edimler karşılığının Türk parası ile gösterilmesidir. Miktarın yabancı para ile veya altın ile gösterilmesine olanak bulunmamaktadır. Bununla birlikte Türk Medeni Kanununun 851.maddesinin 2.fıkrası yabancı para üzerinden taşınmaz rehni kurulmasına imkan sağlamaktadır. Buna göre “yurt içinde veya dışında faaliyette bulunan kredi kuruluşlarınca yabancı para üzerinden veya yabancı para ölçüsü ile verilen kredileri güvence altına almak için yabancı para üzerinden taşınmaz rehni kurulabilir. Bu halde her derecenin ifade ettiği miktar rehin konusu alacağın tespit edildiği para türü üzerinden gösterilir. Ancak aynı derecede birden fazla para türü kullanılarak rehin kurulamaz”. Görülüyor ki yasa koyucu, maddenin ilk fıkrasındaki miktarın Türk parası ile gösterilmesi kuralına 2.fıkrada sayılan koşulların varlığı halinde istisna getirmiştir. Ancak belirtilmelidir ki bu hüküm, yurt içinde veya dışında faaliyette bulunan kredi kuruluşlarınca yabancı para üzerinden veya yabancı para ölçüsüyle verilen kredileri güvence altına almak için yabancı para üzerinden rehne olanak sağlamaktadır.
Bu genel açıklamalardan sonra, somut olaya gelince;
./..
2011/6243 – 2011/8844 -3-
Davalılardan … Ltd.Şti., Türkiye’de faaliyet gösteren bir kredi kuruluşudur. Sağladığı kredi Euro değeri üzerinden ödenmiştir. Bunun dışında, 924 sayılı parselin satış vaadine ilişkin 30.04.2007 tarihli sözleşmede satış bedeli de yabancı para değeri üzerinden belirlenmiştir. Dolayısıyla, Türk Medeni Kanununun 893.maddesinin 1.fıkrasında sözü edilen satıştan doğan alacağı için satılan taşınmaz üzerinde satıcı (davacılar) lehine yabancı para değeri üzerinden ipotek tesisi de mümkündür. Olayların akışına göre eldeki davada, Türk Medeni Kanununun 851.maddesinin 2.fıkrasındaki istisna hükmünün uygulanması gerektiğinden, mahkemece yapılan bu saptamalar bir yana bırakılarak davacılar lehine 24.10.2008 tarihinde kurulan 3.650.000 Euro bedelli ikinci derecedeki ipoteğin geçersizliğinden söz edilmesi doğru olmamıştır.
Çekişmenin esasına ilişkin temyiz itirazlarına gelince;
HUMK’nun 74., 75. ve 76.maddeleriyle 04.06.1958 tarihli ve 15/6 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı birlikte değerlendirildiğinde ve de özellikle yasanın 76.maddesi dikkate alındığında hakimin bir davada sadece tarafların ileri sürdükleri maddi vakalar ve neticei talepleriyle bağlı olduğu, dayandıkları kanun hükümleriyle ve onların vasıflamalarıyla bağlı olmadığı ve hakimin eldeki davaya uygulanacak kanun hükümlerini bulup davayı buna göre karara bağlamakla görevli olduğu görülür.
Sorun bu açıdan değerlendirilirse, davacıların davadaki istemlerinin nedeni, lehlerine olan 24.10.2008 tarihli ipotek sebebiyle yaptıkları takibin, ipoteğin ikinci derecede olması ve semeresiz kalması nedeniyle derece atlamayı sağlamak için davalı … Ltd.Şti. yararına olan 24.10.2008 tarihli ipoteğin terkinini temin etmek olduğu anlaşılmaktadır.
Bu nedenle, burada öncelikle hukuki yarar, ardından Türk ipotek hukukunda ipotekteki derecelerin ne anlama geldiği hususları üzerinde durulması gerekmektedir.
Davacının bir davayı açmakta hukuki yararı bulunması demek, o davayı açarak mahkemeden hukuki himaye talebinde bulunmakta korunmaya değer bir hukuki yararının bulunması demektir. Hukuki yarar dava açıldığı anda mevcut olmalıdır. Geleceğe yönelik hukuki bir yarar bir davanın açılması için yeterli değildir.
Taşınmaz rehninde Roma hukukunda geçerli bulunan boşalan dereceye ilerleme sistemi ile Alman hukukunda geçerli bulunan sabit derece sistemi olmak üzere iki temel sistem bulunmaktadır. Boşalan dereceye ilerlemeyi esas alan sistemde rehnin sırası, rehin tesis tarihine göre tayin edilmekte, eski tarihli rehin yenilerden önce gelmektedir. Bir rehin hakkı herhangi bir nedenle sona
./..
2011/6243 – 2011/8844 -4-
ermişse sonraki sırada yer alan rehin hakları otomatik olarak birer basamak öne kaymaktadır. Türk Medeni Kanunu bu sistemi benimsememiş, İsviçre hukukunda olduğu gibi sabit dereceler sistemine ilişkin düzenlemeler getirmiştir. Gerçekten Türk Medeni Kanununun 870.maddesi hükmü uyarınca “Rehnin sağladığı güvence, tescilde belirtilen rehin derecesi ile sınırlıdır. Taşınmaz rehni, sırada kendisinden önce gelecek olanın miktarının tescilde belirtilmesi kaydıyla, 2. veya daha sonraki derecede de kurulabilir.” Sabit dereceler sisteminde rehin hakkı kurulacak taşınmaz değeri farazi bazı parçalara bölünmekte, her dilimle rehin hakkı kurulacak bir derece oluşturulmaktadır. Oluşturulan bu dereceler taşınmaz rehninin sırasını ve teminat miktarını tayin eder. Bir derecenin hangi sırada ne miktar için teminat teşkil edeceğini taşınmaz maliki tespit eder veya taşınmaz maliki ile alacaklı anlaşarak rehnin türü, derecesi, sırası ve teminat teşkil edeceği miktarı kararlaştırabilir. Derecenin teminat miktarı bir kere tespit edilerek tescil edildikten sonra, sonra gelen derecelerde tescil edilmiş rehinli alacaklıların rızası olmadan onların zararına artırılamaz (TMK m.875, f.2). Bu şekilde kurulan rehin derecelerinden biri boşalırsa ve sonradan gelen derecedeki alacaklı bu boşalan dereceden yararlanma sözleşmesi (TMK m.871) yapmamışsa, boşalan dereceye ilerleyemez. Çünkü TMK. m.871’e göre “aynı taşınmaz üzerinde farklı sıralarda kurulmuş bulunan rehin haklarından birinin terkin edilmiş olması sonraki sırada yer alan rehinli alacaklıya boşalan dereceye geçme hakkı vermez.” Belirtildiği üzere sonraki sırada yer alan rehinli alacaklıya boşalan dereceye geçme hakkı veren bir sözleşmenin yapılmış olması gerekir. Bu sözleşmenin geçerliliği ise resmi şekilde yapılmasına; ayni etki sağlamaları tapu kütüğüne şerh verilmelerine bağlıdır. Şu halde 1.derecedeki rehin hakkı 2.derecedeki rehinden daha sonra da kurulsa öncelik hakkına sahiptir. Sözleşme dışında sabit dereceler sistemine getirilen bir istisna da Türk Medeni Kanununun 872. maddesidir. Ne var ki, bu istisna hükmü taşınmazın paraya çevrilmesinde gözetilebilir.
Bütün bu açıklamalara göre, davacılar lehine olan 24.10.2008 tarihli ipotek akit tablosunda onlara öndeki derecelerden birinin boşalması halinde ipoteğin boşalan dereceden yararlanacağına dair yetki verilmediğinden, sabit dereceler sisteminin bir sonucu olarak davacıların ipoteği boşalma olsa dahi kendiliğinden bir önceki dereceye ilerleyemeyeceğinden, davacıların eldeki davayı açmakta hukuki yararı bulunmamaktadır.
Yapılan bu saptamalara göre, davanın hukuki yarar yokluğu sebebiyle reddi yerine değişik bazı gerekçelerle reddi sonuç bakımından doğru olduğundan, hükmün HUMK’nun 438/son maddesi gereğince gerekçesi düzeltilerek onanması uygun bulunmuştur.
./..
2011/6243 – 2011/8844 -5-
SONUÇ: Davacıların bütün temyiz itirazlarının reddi ile sonuç bakımından usul ve yasaya uygun hükmün HUMK’nun 438/son maddesi uyarınca gerekçesi yukarıda yazılı olduğu şekilde DÜZELTİLEREK ONANMASINA, aşağıda yazılı onama harcının temyiz edenlere yükletilmesine, 05.07.2011 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
…