YARGITAY KARARI
DAİRE : 14. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2011/6973
KARAR NO : 2011/8077
KARAR TARİHİ : 20.06.2011
MAHKEMESİ :Sulh Hukuk Mahkemesi
Davacı vekili tarafından, davalı aleyhine 25.09.2006 gününde verilen dilekçe ile müdahalenin meni ve ecrimisil istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın kısmen kabulüne dair verilen 29.06.2010 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
_K A R A R_
Davacı, dava konusu 17 Eylül mahallesi 608 ada 23 parsel numaralı taşınmaza davalının müdahalesinin men’i ile ecrimisil isteminde bulunmuştur.
Mahkemece davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Hüküm, davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
HUMK’nun 76. maddesi gereğince bir davada olayları anlatmak davanın taraflarına, o olaylara uygun yasa hükümlerini bulup uygulamak ise hakime ait bir görevdir. 4.6.1958 tarihli 15/6 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında vurgulandığı üzere hakim davada sadece tarafların ileri sürdükleri maddi vakıalar ve netice-i taleplerle bağlıdır. Onların tavsifleri ile bağlı olmadığından önüne gelen davada iddia ve savunmadaki talepleri karara bağlamak hakimin görevidir.
Somut olayda dava, mülkiyet hakkına dayalı müdahalenin men’i ve ecrimisil istemine ilişkin olup, 25.09.2006 tarihinde sulh hukuk mahkemesinde açılmıştır.
Mahkemelerin görev konusunu düzenleyen HUMK’nun 1. maddesi gereğince görev dava olunan şeyin değerine göre belirtilmiş ise görevli mahkemenin tespitinde davanın açıldığı gündeki değerin esas tutulması gerekir. Gerek harç sorunu, gerekse görev hususunun kamu düzenine ilişkin olduğu tartışmasızdır.
Böyle olunca mahkemenin görevi belirlenirken eldeki davanın gayrimenkulün aynına ilişkin mülkiyet hakkına dayalı müdahalenin men’i ve ecrimisil davası olduğu, Bandırma 2. Asliye Hukuk mahkemesinin 2006/105 E. 2007/351 K. sayılı dosyasında da 19.09.2007 tarihli bilirkişi raporuna göre 2006 yılı itibariyle taşınmazın tamamının değerinin 73.977 TL olduğu, bu nedenle davalının dava konusu taşınmaz üzerinde kullandığı kısım ile ecrimisilin toplam değerinin davanın açıldığı tarih itibariyle sulh hukuk mahkemesinin görev sınırı olan 5.490 TL’nin altında kalmasının hayatın olağan akışına uygun olmadığı düşünülerek, mahkemece kamu düzeninden olan görev hususu gözardı edilip davaya Asliye Hukuk mahkemesinde bakılması gerektiği gözetilmeden yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiş bu sebeple hükmün bozulması gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde yatırana iadesine, bozma nedenine göre diğer hususların şimdilik incelenmesine yer olmadığına, 20.06.2011 gününde oybirliği ile karar verildi.