YARGITAY KARARI
DAİRE : 14. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2011/7750
KARAR NO : 2011/12247
KARAR TARİHİ : 18.10.2011
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Davaclar vekili tarafından, davalı aleyhine 07.05.2008 gününde verilen dilekçe ile Türk Medeni Kanunun 725.maddesine dayalı temliken tescil, karşı davada ise davacı … tarafından 20.05.2008 günlü dilekçe ile davalılar … VD aleyhine Türk Medeni Kanununun 725.maddesine dayalı olarak temliken tescil istenmesi üzerine yapılan muhakeme sonunda; asıl davanın kabulüne, birleşen davanın reddine dair verilen 27.01.2011 günlü hükmün Yargıtayca, duruşmalı olarak incelenmesi davalı-karşı davacı … vekili tarafından istenilmekle, tayin olunan 18.10.2011 günü için yapılan tebligat üzerine temyiz eden davalı-davacı … vekili Av…. ile karşı taraftan davacı-davalı asiller ve vekili Av… geldiler. Açık duruşmaya başlandı. Süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra gelenlerin sözlü açıklamaları dinlendi, duruşmanın bittiği bildirildi. İş karara bırakıldı. Bilahare dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
K A R A R
Davacı 1582 sayılı parsel malikleri, Türk Medeni Kanununun 725. maddesine dayanarak tapu iptali ve tescil isteminde bulunmuştur.
Karşı davacı 1835 sayılı parsel maliki, aynı iddialarla tapu iptali ve tescil talep etmiştir.
Mahkemece, asıl dava kabul edilmiş, bilirkişilerin 26.06.2009 tarihli krokisinde taşınmazın A, B ve C harfleriyle gösterilen bölümlerine ait 1835 sayılı parsel kaydının iptali ile 649.13 m2’den ibaret bu yerin 1582 sayılı parsele ilave edilmek suretiyle asıl davacılar adına tesciline, karşı davanın reddine karar verilmiştir.
Hükmü, davalı ve karşı davacı 1835 sayılı parsel maliki temyiz etmiştir.
Yasal ayrıcalıklar dışında, Türk Medeni Kanunu m. 684/1 ve 718/2 hükümlerine göre, arazinin mülkiyeti ve buna bağlı olan tasarruf hakkı o arazide kalıcı olmak koşuluyla yapılan şeyleri de kapsar. Türk Medeni
Kanununun 725. maddesinde bu kuralın istisnalarından birisi düzenlenmiş olup, anılan hüküm;
“Bir yapının başkasına ait araziye taşırılan kısmı, eğer yapıyı yapan malik taşırılan arazi üzerinde bir irtifak hakkına sahip bulunuyorsa, ona ait taşınmaz bütünleyici parçası olur.
Böyle bir irtifak hakkı yoksa zarar gören malik taşmayı öğrendiği tarihten başlayarak onbeş gün içinde itiraz etmediği, aynı zamanda durum ve koşullar da haklı gösterdiği takdirde, taşkın yapıyı iyi niyetle yapan kimse, uygun bir bedel karşılığında taşan kısım için bir irtifak hakkı kurulmasını veya bu kısmın bulunduğu arazi parçasının mülkiyetinin kendisine devrini isteyebilir” şeklindedir.
Böylece, muhdesatla arasındaki bağlantı kesilmiş taşkın yapı sahibine bazı koşulların gerçekleşmesi halinde ayrılmaz parça niteliğindeki taşkın yapı için üzerinde bulunduğu taşınmaza malik olabilme olanağı tanınmıştır.
Taşkın inşaat, taşkın yapı ile iki komşu taşınmazı fiilen birleştirmekte, ekonomik bir bütünlük oluşturmaktadır. Bu özelliğinden dolayı taşkın yapıya dayanan temliken tescil isteği taşınmaza bağlı kişisel hak niteliğindedir. Taşılan arazi malikinin devir borcu eşyaya bağlı bir borç olduğundan inşaat maliki hakkını taşılan arazinin her malikine karşı kullanabilir. Yeni malikler de Türk Medeni Kanununun 725. maddesinde belirtilen haklardan yararlanabilecekleri gibi borçlardan da sorumlu olur.
Bu tür davalarda üzerinde önemle durulması gereken koşullardan birisi de halin icabından taşkın inşaatın yıkılması gerekip gerekmediğinin saptanmasıdır. Uygulama ve doktrinde “durum ve koşulların haklı kılması” şeklinde ifade edilen bu şarttan inşaatın yıkılması ile inşaat sahibinin uğrayacağı zarar veya yıkılmaması halinde arsa malikinin arsasının uğrayacağı değer kaybının mukayese edilmesi anlaşılmalıdır. Değer kaybı, sadece taşılan arazinin değerinden ibaret değildir. Bu değerin içinde arazi sahibinin taşılan kısım dışında kalan arazisinin uğrayacağı değer kaybı da vardır. Değer mukayesesinde mutlaka taşkın yapının niteliği nazara alınmalıdır. Arsa malikinin arsasının uğrayacağı değer kaybı uzman bilirkişilerden rapor alınmak suretiyle Türk Medeni Kanununun 4., Borçlar Kanununun 42. maddesi uyarınca ve aynı zamanda sebepsiz zenginleşmeyi önleyecek biçimde en uygun şekilde tespit ve takdir edilmelidir. Bu hususlar üzerinde hiç durulmamıştır.
Mahkemece yapılması gereken iş, yerinde yeniden keşif yapılarak bilirkişilere taşkın inşaatın yıkılmasıyla inşaat sahibinin uğrayacağı zarar veya yıkılmaması halinde arsa malikinin arsasının uğrayacağı değer kaybının ne olacağı, özellikle taşkın yapının niteliği gözetilerek hesap ettirilmeli, asıl ve birleştirilen davalar bunların sonucuna göre bir karara bağlanmalıdır.
Diğer taraftan, Türk Medeni Kanununun 725.maddesine dayanılarak açılan davalarda dava konusu yapılan taşkın yapı ne ise onun kapsadığı arazi parçasıdır. Başka bir deyişle, Türk Medeni Kanununun 725.maddesine göre açılacak davalarda ayrıca zorunlu kullanma alanı adı altında bir arazi parçasının da taşkın yapı sahibi adına tescili gerekmez.
Mahkemece bu kural gözardı edilerek, taşkın yapı sahiplerine krokideki (A) ve (C) ile gösterilen bölümlerin de tesciline karar verilmesi doğru olmamıştır.
Karar, açıklanan bütün bu nedenlerle bozulmalıdır.
SONUÇ: Temyiz olunan kararın yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, 825,00 TL Yargıtay duruşma vekalet ücretinin davacı/davalılar Ayşe, Perihan ve Emine’den alınarak davalı/davacı …’a verilmesine, peşin yatırılan harcın istek halinde iadesine, 18.10.2011 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.