Yargıtay Kararı 14. Hukuk Dairesi 2011/7854 E. 2011/8903 K. 25.05.2011 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 14. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2011/7854
KARAR NO : 2011/8903
KARAR TARİHİ : 25.05.2011

MAHKEMESİ :Sulh Hukuk Mahkemesi

Davacı vekili tarafından, davalılar aleyhine 21.07.2010 gününde verilen dilekçe ile paya vaki elatmanın önlenmesi istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın kabulüne dair verilen 24.11.2010 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davalı … tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:

K A R A R
Dava, paya vaki elatmanın önlenmesine ilişkindir.
Davalı …, davanın reddini talep etmiştir.
Davalı …, duruşmaya katılmamış kendisini vekil ile temsil ettirmemiştir.
Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiştir.
Hükmü, … temyiz etmiştir.
Davalı … kendilerine usulüne uygun tebligat yapılmadığını, bu nedenle savunma haklarının kısıtlandığını iddia etmektedir.
Bilindiği gibi savunma hakkı; Anayasa (m.36) ile güvence altına alınmış olup, HUMK’nun 73. maddesinde de ayrıca düzenlenmiştir. Hâkim, tarafları dinlemeden veya iddia ve savunmalarını bildirmeleri için kanuna uygun biçimde davet etmeden hükmünü veremez. Buna göre hâkim Anayasa ile güvence altına alınan ve Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununda da ayrıca düzenlenmiş bulunan iddia ve savunma haklarını kullanabilmeleri için tarafların duruşmaya çağırmak zorundadır.
Duruşmaya gelinmese dahi ilgilinin yokluğunda davaya devam edilip karar verilmesine usulün olanak tanıdığı hallerde, açıklanan biçimdeki uyarıyı taşıyan davetiyenin tebliğ edilmesinden ve yasaya uygun biçimde taraf teşkilinin tamamlanmasından sonra işin esasına girilmesi, deliller toplanarak bir sonuca ulaşılması gereklidir. Değinilen işlemleri nedeniyle tebligat, bilgilendirme yanında, belgelendirme özelliği de bulunan bir usul işlemidir. Bu nedenle tebliğ ile ilgili 7201 sayılı Tebligat Kanunu ve Tüzüğü hükümleri tamamen şeklidir. Kanun ve Tüzüğün amacı, tebliğin muhatabına ulaşması, konusu ile ilgili olarak kişilerin bilgilendirilmesi ve bu hususun belgeye bağlanmasıdır. Hal böyle olunca, kanun ve tüzük hükümlerinin en ufak ayrıntılarına kadar uygulanması zorunludur. Kural olarak tebligat, tebliğ yapılacak kişiye bilinen en son adresinde yapılır( Teb.K.m.10 ).
Eldeki dava dilekçesinin ve duruşma gününün tebliğine ilişkin tebligat parçasında gösterilen “Eğlence Köyü Petrol Karşısı Karaisalı/ …” adresine Tebligat Kanununun 21. maddesine göre tebligat yapıldığı görülmektedir. Oysa davalı …’nin adrese dayalı nüfus kayıt sisteminde , daha önce davacının da taraf olduğu Karaisalı Sulh Hukuk Mahkemesinin 2010/13-242 sayılı dosyasında ve davalının temyiz dilekçesine eklediği onaylı belgedeki adresi “Tellidere Mahallesi 72212 sokak no: 8 Seyhan/ …” olarak gösterilmiştir.
Kısaca söylemek gerekirse; davalıya çıkartılan tebligat Tebligat Kanununun 10. maddesi anlamında bilinen adrese gönderilmemiştir. Bu nedenle davalıya usulüne uygun tebligat yapıldığından söz edilemeyeceğinden, mahkemece davacının yukarıda açıklandığı şekilde bilinen adresine tebligat yapıldıktan sonra işin esasına girilerek bir karar verilmek üzere hükmün bozulması gerekmiştir.
SONUÇ: Davalı …’un temyiz itirazlarının yukarıda açıklanan nedenlerle kabulü ile hükmün BOZULMASINA, bozma nedenine göre diğer temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, peşin alınan temyiz harcının istek halinde yatırana geri verilmesine, 05.07.2011 tarihinde oybirliği ile karar verildi.