Yargıtay Kararı 14. Hukuk Dairesi 2011/8265 E. 2011/9611 K. 20.07.2011 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 14. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2011/8265
KARAR NO : 2011/9611
KARAR TARİHİ : 20.07.2011

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
DAVALILAR : … VD.

Davacı vekili tarafından, davalı aleyhine 08.11.2007 gününde verilen dilekçe ile tapu iptali ve tescil istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın reddine dair verilen 22.10.2010 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:

K A R A R

Davacı, annesi ve kardeşleri olan davalılar …, … ve … tarafından Ereğli 1. Noterliği’nde düzenlenen 06.08.1984 günlü satış vaadi sözleşmesiyle murisleri … ‘dan intikal eden 947, 1556, 1550, 1415, 1399 parsel sayılı taşınmazlardaki miras hak ve hisselerinin kendisine satışının vaat edildiğini, davalılara karşı edimlerini yerine getirdiğini ancak davalılar …,…,… ‘in 947, 1550 ve 1556 parsel sayılı taşınmazlardaki paylarını 23.12.2004 tarihinde muvazaalı olarak davalı …’in oğlu olan diğer davalı …’e tapuda satış yoluyla devrettiklerini ileri sürerek davalılar adına kayıtlı payların iptali ile adına tescilini istemiştir.
Davalılar, satış vaadi sözleşmesinin hile ile yapıldığını, geçersiz olduğunu, davanın reddini savunmuşlardır.
Mahkemece,davacı tarafından davalı …’e karşı daha önceden açılan şuf’a davasında işlemin bağış olması nedeniyle davanın reddedildiğini,bağış işleminin ise muvazaalı olmadığını, gerçek bir bağış olduğunu,satış vaadi sözleşmesinin de geçersiz olduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Hükmü, davacı vekili temyiz etmiştir.
Hukukumuzda, kişilerin satın aldığı şeylerin ileride kendilerinden geri alınabileceği endişesi taşımamaları dolayısıyla toplum düzenini sağlamak düşüncesiyle satın alan kişinin iyiniyetinin korunması ilkesi kabul edilmiştir. Bir tanımlama yapmak gerekirse iyiniyetten maksat “hakkın doğumuna engel olacak bir hususun hak iktisap edilirken kusursuz olarak bilinmemesidir.”
./..
2011/8265 – 2011/9611 -2-

Belirtilen bu ilke, TMK.m. 1023’de aynen “tapu kütüğündeki sicile iyi niyetle dayanarak mülkiyet veya başka bir ayni hak kazanan üçüncü kişinin bu kazanımı korunur” şeklinde yer almış, aynı ilke tamamlayıcı madde niteliğindeki m.1024’de “bir ayni hak yolsuz olarak tescil edilmiş ise bunu bilen veya bilmesi gereken üçüncü kişi bu tescile dayanamaz” biçiminde vurgulanmıştır. Ne var ki; tapulu taşınmazların intikallerinde huzur ve güveni koruma, toplum düzenini sağlama uğruna tapu kaydında ismi geçmeyen ama asıl malik olanın hakkı feda edildiğinden iktisapta bulunan kişinin iyiniyetli olup olmadığının tam olarak tespiti büyük önem taşımaktadır. Zira, satış vaadine konu taşınmazın vaat borçlusu tarafından tapuda bir başka kimseye satışı her zaman olanaklıdır.
Satış vaadi sözleşmesi ilgilisine ancak kişisel hak sağladığından, bu hak, kural olarak tapu ile kendisinden sonra malik olan mülkiyet hakkı sahibine karşı ileri sürülemez. Başka bir anlatımla, ayni hak ile şahsi hakkın yarışması halinde ayni hakka üstünlük tanınır.
Ancak, alacağın temliki işlemi biçimine uygun satış vaadi sözleşmesi ile yapılmış ve satış vaadi sözleşmesi 2644 sayılı Tapu Kanununun 26/5. maddesinden yararlanılarak tapuya şerh verilmişse, lehine şerh konan kişinin sözleşme ile edindiği kişisel hakkı güçlenir ve bu şerhle kazanılan hak sonraki maliklere karşı da ileri sürülebilir hale gelir. Böylelikle şerhten sonra mülkiyet hakkı kazanan malikin kötüniyetli müktesip olduğu karine olarak kabul edilir. Fakat, taşınmaz satış vaadi sözleşmesi tapuya şerh edilmemişse Türk Medeni Kanunu’nun 1023. maddesi uyarınca kural olarak tapu kütüğündeki tescile iyiniyetle dayanarak mülkiyet veya bir başka ayni hak kazanan üçüncü kişinin bu kazanımının korunması icap eder.
Ne var ki, alacağı temellük eden veya satış vaadi sözleşmesine dayanan vaat alacaklısı, satış vaadi sözleşmesi tapuya şerh edilsin ya da edilmesin tapu ile mülkiyet hakkı kazanan kimsenin mülkiyeti kötüniyetli kazandığını her zaman ileri sürebilir. Bu gibi durumlarda sorunun TMK’nun 1024. maddesi kapsamında değerlendirilmesi gerekecektir. Gerçekten, kayıt malikinin mülkiyeti kötüniyetle kazandığı ileri sürülmüşse, üçüncü kişinin ayni hakkın yolsuz olarak tescil edildiğini bilen veya bilmesi gereken şahıs olup olmadığına bakılması gerekir. Çünkü, TMK’nun 1024. maddesi uyarınca bir ayni hak yolsuz olarak tescil edilmişse bunu bilen veya bilmesi gereken üçüncü kişilerin yolsuz olan bu tescile dayanma olanakları yoktur ve yasa ve uygulamadaki deyimiyle bağlayıcı olmayan bir hukuki işleme dayanan ve hukuki sebepten yoksun bulunan tesciller yolsuz tescil sayılacağından hakkı zedelenen üçüncü kişinin iyiniyetli olmayan malike karşı doğrudan doğruya şahsi hakkına dayanması mümkündür.

./..
2011/8265 – 2011/9611 -3-

Somut olaya gelince; davada dayanılan 06.08.1984 günlü satış vaadi sözleşmesinin tarafları davacı ile annesi ve kardeşleri olan davalılar …, … ve …’tir. Dosyada yer alan bilgi ve belgelerden vaat borçlularının davalılar satış vaadine rağmen 23.12.2004 tarihinde çekişme konusu taşınmazlardan 947, 1556, 1550 parsel sayılı taşınmazları diğer davalı …’e temlik ettikleri anlaşılmıştır. Davacı, davalı …’e karşı Ereğli Asliye Hukuk Mahkemesinin 2005/174 esas sayılı dosyasında şuf’a davası açmış, mahkemece tapuda yapılan işlemin gerçekte bağış olduğu gerekçesiyle dava reddedilmiş ve bu hüküm Yargıtay 6.Hukuk Dairesinin 03.10.2006 tarihli ilamıyla onanarak kesinleşmiştir. Neticede tapuda kayden malik olan davalı …, vaat borçlularından davalı …’in oğlu, davalı … …’un yeğeni,davalı …’un torunu ve davacının da yeğenidir.Türk Medeni Kanununun 3. maddesi hükmü gereğince icabi hale göre kendisinden beklenen ihtimamı sarfetmeyen kimse iyiniyet iddiasında bulunamayacağından, bu gibi durumda olanların ayrıca kötüniyetinin ispatı da gerekmez.Davalılar arasındaki temlik işleminin, davacının 06.08.1984 günlü sözleşmeyle kazandığı şahsi hakkını bertaraf etmek kastıyla yapıldığı, davalıların akrabalık durumları ve karinelerle açık olduğundan davanın kabulü gerekirken delillerin takdirinde yanılgıya düşülerek reddedilmesi doğru görülmemiş, bu sebeple hükmün bozulması gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, peşin yatırılan temyiz harcının istek halinde yatırana iadesine, 20.07.2011 tarihinde oybirliği ile karar verildi.