Yargıtay Kararı 14. Hukuk Dairesi 2011/907 E. 2011/3439 K. 18.03.2011 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 14. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2011/907
KARAR NO : 2011/3439
KARAR TARİHİ : 18.03.2011

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi

Davacı vekili tarafından, davalılar aleyhine 24.04.2008 gününde verilen dilekçe ile ipoteğin terkini istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın kabulüne dair verilen 13.04.2009 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davalı … vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
K A R A R
Davacı şirket, 1976 sayılı parsel, S Bloktaki 1 numaralı bağımsız bölümü davalı … ve …’e hisseli olarak tapuda sattığını, satış bedeli olan 425.000 Amerikan Dolarından 257.000 Amerikan Dolarını peşin aldığını, kalan alacakları için her biri 42.000 TL bedelli 6 adet çek verildiğini, çekler bedelinin ödenmediğini, kendi garantörlüğünde Garanti Bankasından kredi kullandırıldığını, sözleşme uyarınca taşınmazın tapu kaydına 1.derecede ipotek şerhi işlenmesi gerektiği halde, davalı … ve …’in diğer davalı … lehine 1.derecede ipotek tesis ettiklerini, kendi lehine ancak 2.derecede ipotek tesis edildiğini, davalılar arasındaki 1.derecede tesis edilen ipoteğin muvazaalı olduğunu, kaldı ki ipotek bedelinin ipotek alacaklısı davalı …’e ödendiğini, davalılar arasındaki ipotek akti terkin edilirse, lehlerine olan 2.derecedeki ipoteğin 1.dereceye ilerleyeceğini belirterek 27.09.2007 tarihli ipoteğin terkinine karar verilmesini istemiştir.
Davalılardan … diğer davalılardan muhtelif sebeplerle alacaklı olduğunu, dava dilekçesinde sözü edilen … Esenyurt’taki villayı alacağına karşılık satın aldığını, lehtarı olduğu 27.09.2007 tarihli ipoteğin başka bir ilişki sebebiyle tesis edildiğini, diğer davalılardan ipotek miktarı kadar gerçek alacağı bulunduğunu, davacının dava açmakta hukuki yararı olmadığını, davanın reddini savunmuştur.
Davalılardan … ve … davaya cevap vermemiştir.
Mahkemece, dava kabul edilmiştir.
Hükmü, davalılardan … temyiz etmiştir.
Dosyada yer alan bilgi ve belgelerden; 27.09.2007 tarihinde 1976 sayılı parseldeki 113/8628 arsa paylı, zemin kat, 1 numaralı bağımsız bölümün tapu kaydı üzerine alınan borca karşılık davalı … lehine diğer davalılar tarafından 350.000 TL limitli ipotek tesis ettikleri, bu ipoteğin 1.derecede kurulduğu, aynı yer üzerine bu defa 14.11.2007 tarihinde davacı şirket lehine kullandırılan konut kredisi sebebi ile 350.000 TL bedelli 2.derecede ipotek kurulduğu görülmektedir.
Davacı şirket, davalılar arasındaki 1.derecedeki ipoteğin gerçek alacağa dayanmadığını, terkin edilmesi halinde 14.11.2007 tarihli 2.derecedeki ipotek alacakları 1.dereceye yükseleceğinden hukuki yararları bulunduğu iddiasıyla eldeki davayı açmıştır.
Bu davada öncelikle, hukuki yarar, arkasından da Türk İpotek Hukukunda ipotekteki derecelerin ne anlama geldiği hususları üzerinde durulması gerekmektedir.
Davacının bir davayı açmakta hukuki yararı bulunması demek, o davayı açarak mahkemeden hukuki himaye talebinde bulunmakta korunmaya değer bir hukuki yararının bulunması demektir. Hukuki yarar dava açıldığı anda mevcut olmalıdır. Geleceğe yönelik hukuki bir yarar bir davanın açılması için yeterli değildir.
Taşınmaz rehninde Roma hukukunda geçerli bulunan boşalan dereceye ilerleme sistemi ile Alman hukukunda geçerli bulunan sabit derece sistemi olmak üzere iki temel sistem bulunmaktadır. Boşalan dereceye ilerlemeyi esas alan sistemde rehnin sırası, rehin tesis tarihine göre tayin edilmekte, eski tarihli rehin yenilerden önce gelmektedir. Bir rehin hakkı herhangi bir nedenle sona ermişse sonraki sırada yer alan rehin hakları otomatik olarak birer basamak öne kaymaktadır. Türk Medeni Kanunu bu sistemi benimsememiş, İsviçre hukukunda olduğu gibi sabit dereceler sistemine ilişkin düzenlemeler getirmiştir. Gerçekten Türk Medeni Kanununun 870.maddesi hükmü uyarınca “Rehnin sağladığı güvence, tescilde belirtilen rehin derecesi ile sınırlıdır. Taşınmaz rehni, sırada kendisinden önce gelecek olanın miktarının tescilde belirtilmesi kaydıyla, 2. veya daha sonraki derecede de kurulabilir.” Sabit dereceler sisteminde rehin hakkı kurulacak taşınmaz değeri farazi bazı parçalara bölünmekte, her dilimle rehin hakkı kurulacak bir derece oluşturulmaktadır. Oluşturulan bu dereceler taşınmaz rehninin sırasını ve teminat miktarını tayin
eder. Bir derecenin hangi sırada ne miktar için teminat teşkil edeceğini taşınmaz maliki tespit eder veya taşınmaz maliki ile alacaklı anlaşarak rehnin türü, derecesi, sırası ve teminat teşkil edeceği miktarı kararlaştırabilir. Derecenin teminat miktarı bir kere tespit edilerek tescil edildikten sonra, sonra gelen derecelerde tescil edilmiş rehinli alacaklıların rızası olmadan onların zararına artırılamaz (TMK m.875, f.2). Bu şekilde kurulan rehin derecelerinden biri boşalırsa ve sonradan gelen derecedeki alacaklı bu boşalan dereceden yararlanma sözleşmesi (TMK m.871) yapmamışsa, boşalan dereceye ilerleyemez. Çünkü TMK. m.871’e göre “aynı taşınmaz üzerinde farklı sıralarda kurulmuş bulunan rehin haklarından birinin terkin edilmiş olması sonraki sırada yer alan rehinli alacaklıya boşalan dereceye geçme hakkı vermez.” Belirtildiği üzere sonraki sırada yer alan rehinli alacaklıya boşalan dereceye geçme hakkı veren bir sözleşmenin yapılmış olması gerekir. Bu sözleşmenin geçerliliği ise resmi şekilde yapılmasına; ayni etki sağlamaları tapu kütüğüne şerh verilmelerine bağlıdır. Şu halde 1.derecedeki rehin hakkı 2.derecedeki rehinden daha sonra da kurulsa öncelik hakkına sahiptir. Sözleşme dışında sabit dereceler sistemine getirilen bir istisna da Türk Medeni Kanununun 872. maddesidir. Ne var ki, bu istisna hükmü taşınmazın paraya çevrilmesinde gözetilebilir.
Bu açıklamalardan sonra somut olaya gelince;
Davacı şirket ile davalılardan … ve … arasındaki 14.11.2007 tarihli ipotek akit tablosunda davacı şirkete öndeki derecelerden biri boşalırsa ipoteğin boşalan dereceden yararlanılacağına dair yetki verilmediğinden, sabit dereceler sisteminin bir sonucu olarak davacının 14.11.2007 tarihli ipoteği boşalma olsa dahi kendiliğinden bir önceki dereceye ilerleyemez. Dolayısıyla davacının eldeki davayı açmakta hukuki yararı bulunmamaktadır.
Yapılan bu saptamalara göre davanın hukuki yarar yokluğu sebebi ile reddi yerine istemin esası incelenerek yazılı olduğu şekilde hükme bağlanması doğru olmadığından karar bozulmalıdır.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle temyiz olunan kararın BOZULMASINA, peşin yatırılan harcın yatırana iadesine, 18.03.2011 tarihinde oybirliği ile karar verildi.