YARGITAY KARARI
DAİRE : 14. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2011/930
KARAR NO : 2011/2306
KARAR TARİHİ : 24.02.2011
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Davacı vekili tarafından, davalı aleyhine 01.05.2006 gününde verilen dilekçe ile tapu iptali ve tescil istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın kabulüne dair verilen 22.10.2009 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
K A R A R
Davacı, 46 parsel sayılı taşınmazın 2.000metrekarelik bölümünün Afşin Noterliğinde düzenlenen 10.02.1999 tarihli taşınmaz satış vaadi sözleşmesi ile satışının davalı tarafından vaat edildiğini ileri sürerek, davalının 46 parseldeki payının iptali ile adına tescilini istemiştir.
Davalı, satış vaadi sözleşmesinin geçerli olmadığını ileri sürerek davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiş, hükmü, davalı vekili temyiz etmiştir.
Dava, satış vaadi sözleşmesine dayalı tapu iptali ve tescil istemine ilişkindir.
Kaynağını Borçlar Kanununun 22. maddesinden alan taşınmaz satış vaadi sözleşmeleri, Borçlar Kanununun 213. maddesi ile Türk Medeni Kanununun 706. ve Noterlik Kanununun 89. maddesi hükümleri uyarınca noter önünde re’sen düzenlenmesi gereken, bir başka anlatımla geçerliliği resmi şekil şartına bağlı kılınan, tam iki tarafa borç yükleyen ve kişisel hak sağlayan sözleşme türüdür. Vaat alacaklısı, taşınmaz satış vaadi sözleşmesi ile mülkiyet devir borcu yüklenen satıcıdan edim yerine getirilmediğinde Türk Medeni Kanununun 716. maddesi uyarınca açacağı tapu iptali ve tescil davasında borcun hükmen yerine getirilmesini isteyebilir.
Somut olayda, davacı Afşin Noterliğinde 10.02.1999 tarihinde re’sen düzenlenen satış vaadi sözleşmesine dayanmıştır. Bu sözleşmede, satış vaadi borçlusu davalı, murisi babasından intikal eden 46 parsel sayılı taşınmazdaki miras payından 2.000m² bölümünün satışını davacıya vaat etmiştir. Anılan sözleşmede satışı vaat edilen 46 parsel sayılı taşınmazın tapu kaydından, 2/8 payının verasette iştirak halinde davacı, davalı ve dava dışı üçüncü kişiler adına kayıtlı olduğu anlaşılmaktadır.
Mahkemece, dava konusu taşınmazda davalıya babasından intikal eden payın iptali ile davacı adına tesciline karar verilmiştir.
Bir hükümde, gerekçeye ait herhangi bir söz tekrar edilmeksizin, istek sonuçlarından her biri hakkında verilen hükümle taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların, mümkünse sıra numarası altında birer birer, açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak, infazda duraksamaya neden olmayacak şekilde gösterilmesi gereklidir. Somut uyuşmazlıkta, dava konusu 46 parsel sayılı taşınmazın 2/8 payı davalı, davacı ve dava dışı üçüncü kişiler arasında verasette iştirak halindedir. Mahkemece verilen hükümde davalının maliki olduğu payın hangi oranda iptal edildiği açık ve net olarak gösterilmemiştir. Bu nedenle, HUMK’nun 388. maddesine aykırı biçimde infazda duraksama ve tereddüt uyandıracak biçimde hüküm kurulması doğru görülmemiş, bu sebeple kararın bozulması gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, bozma nedenine göre sair hususların şimdilik incelenmesine yer olmadığına, peşin yatırılan temyiz harcının istek halinde yatırana iadesine, 24.02.2011 tarihinde oybirliği ile karar verildi.