YARGITAY KARARI
DAİRE : 14. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2011/9812
KARAR NO : 2011/12381
KARAR TARİHİ : 20.10.2011
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Davacı vekili tarafından, davalılar aleyhine 01.07.2002 gününde verilen dilekçe ile elatmanın önlenmesi istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın reddine dair verilen 22.02.2011 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
_K A R A R_
Dava, paylı taşınmazda oluşan yararlanma hakkına öteki paydaşın elatmasının önlenmesi istemiyle açılmıştır.
Davalılar, dava konusu taşınmazda kendilerinin de payı bulunduğunu ve paylarına düşen miktardan fazla yer kullanmadıklarını belirterek davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
Mahkemece, davalıların kendi paylarına düşen miktardan fazla yer kullanmadıkları gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Hükmü, davacı vekili temyiz etmiştir.
Kuşkusuz, paylı mülkiyette taşınmazdan yararlanamayan paydaş, engel olan öteki paydaş veya paydaşların payına elatmalarının önlenmesini her zaman isteyebilir. Ancak, o paydaşın taşınmazda payına karşılık çekişmesiz olarak kullandığı bir kısım yer varsa elatmanın önlenmesi davası dinlenemez. Yerleşik Yargıtay uygulamasına ve aynı doğrultudaki bilimsel görüşlere göre payından az yer kullandığını ileri süren paydaşın sorunu elatmanın önlenmesi davasıyla değil kesin sonuç sağlayacak taksim veya şüyuun satış yoluyla giderilmesi davası açmak suretiyle çözülebilir.
Bilindiği üzere, Türk Medeni Kanununun 706, Borçlar Kanununun 213, 2644 sayılı Tapu Kanununun 26. maddeleri hilafına tapulu taşınmazların harici veya fiili taksimi ile paylarının mülkiyeti ana taşınmazdan ayrılamaz. Ne var ki, taşınmazın kullanma biçimi tüm paydaşlar arasında varılan bir anlaşmayla
belirlenmiş ya da fiili bir kullanma biçimi oluşmuş, uzun süre de paydaşlar bu durumu benimsemişlerse; kayıtta paylı, eylemli olarak bağımsız bu oluşumun resmi taksim yapılana veya ortaklığın giderilmesine kadar “ahde vefa” (söze sadakat) kuralı doğrultusunda korunması gerekir. O yüzden mahkemece açıklanan bu yön üzerinde durulması, başka bir anlatımla taşınmazın tüm paydaşların katıldığı kullanma paylaşımına konu olup olmadığının, tarafların bu konudaki delilleri istenerek açıklığa kavuşturulması gerekir.
Yapılacak inceleme ve araştırma sonucu dava konusu taşınmazın bütün paydaşlarının katılması suretiyle kullanma taksimine tabi tutulduğu ve bilirkişilerin rapor ve krokilerinde belirledikleri alanın davacıya veya onun murislerine bırakıldığı saptanırsa, davalının taksimen davacıya bırakılan taşınmaza elatması haksız olacağından elatmanın önlenmesi kararı verilmeli, aksi halde payı sebebiyle davalının da taşınmazda yararlanma hakkı olacağından, elatmanın önlenmesi isteği reddolunmalıdır.
Tüm bu açıklamalardan sonra;
Davacı Hazine tarafından dava konusu taşınmaza 1062 sayılı Yasa ve 01.10.1966 günlü ve 6/7104 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ve bunun uygulama şeklini gösteren yönetmelik hükümleri gereğince elkonulmuş olması nedeniyle paylı maliklerden Suriye uyruklu … kızı … payının Hazine tarafından idare edildiği anlaşılmaktadır.
Dosya içindeki bilirkişi rapor ve krokisine göre bir kısım alanın yol ve mezarlık olarak bırakıldığı ancak bu alanın hangi paydaşların payına isabet ettiği belli olmadığından … payının tümüne elatıldığı söylenemez. Bu durumda … payından dolayı Hazinenin kullanımına bırakılan bir kısım alan bulunması nedeniyle yukardaki ilkeler doğrultusunda davanın reddi gerekir iken olaya uygun düşmeyen yazılı gerekçe ile reddi doğru değil ise de mahkemece davanın reddine karar verilmesi sonucu itibari ile doğru olduğundan HUMK’nun 438/VII maddesi gereğince hükmün gerekçesinin düzeltilerek onanmasına karar vermek gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle hükmün HUMK’nun 438/VII maddesi gereğince DÜZELTİLEREK ONANMASINA, 20.10.2011 tarihinde oybirliği ile karar verildi.