YARGITAY KARARI
DAİRE : 14. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2012/10190
KARAR NO : 2012/12210
KARAR TARİHİ : 30.10.2012
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Davacı vekili tarafından, davalı aleyhine 25.05.2011 gününde verilen dilekçe ile tapu iptali ve tescil istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; dava dilekçesinin reddine dair verilen 06.06.2012 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne, duruşma isteminin dava değerinin duruşmalı işler için belirlenen değerden az olduğundan reddine karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
K A R A R
Davacı, dava dışı hazineye ait olan 1 parsel sayılı taşınmaza 1981 yılında yaptığı ev nedeniyle 296,60 m2 bölümü için 12.10.1984 tarihinde tapu tahsis belgesi verildiğini, imar uygulaması ile binanın 3 parsel sayılı taşınmazda kaldığını, tahsis belgesine rağmen taşınmazın davalıya tapudan devredildiğini, davalının kötüniyetli olup tapu tahsis belgesinin varlığından bilgisi olmasına rağmen taşınmazı düşük bedelle satın aldığını ileri sürerek 3 parsel sayılı taşınmazın 296,60 m2 bölümünün adına tescilini istemiştir.
Davalı, idare mahkemesinin görevli olduğunu, davacıya payına karşılık 1420 ada 7 parsel sayılı taşınmazdan pay verildiğini, taşınmazı TOKİ’nin satışı ile edindiğini, tarafına husumet yöneltilemeyeceğini ileri sürerek davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, davalıya yapılan tahsisin iptali talep edilmeden davanın dinlenemeyeceği, davalının yargı yolu ve göreve ilişkin itirazının kabulü ile dava dilekçesinin reddine karar verilmiştir.
Hükmü, davacı vekili temyiz etmiştir.
Dava, tapu tahsis belgesine dayalı tapu iptali ve tescil isteğine ilişkindir.
HMK’nın 33. maddesi uyarınca, davada dayanılan maddi vakıaların bildirilmesi taraflara, hukuki niteleme ise hakime aittir. Davacı, tapu tahsis
belgesi uyarınca edimlerini yerine getirdiğini, yasal koşulların oluştuğunu ileri sürerek tapu iptali ve tescil talep etmiştir. İdareden kendisine tahsis yapılmasını istememekte aksine, tahsisli yeri olduğu iddiasıyla tapu iptali ve tescil isteğinde bulunmaktadır.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 04.12.1996 tarihli ve 1996/14-763-864 sayılı kararında da belirtildiği gibi, tapu tahsis belgesi bir mülkiyet belgesi olmayıp yalnızca fiili kullanmayı belirleyen ve ilgilisine kişisel hak sağlayan bir zilyetlik belgesidir. Tapu tahsis belgesinin varlığı tahsis edilen yerin adına tahsis yapılan kişi veya mirasçıları adına tescili için yeterli değildir. Tahsis kapsamındaki yerin hak sahibi adına tescil edilebilmesi için; hukuki yönden geçerliliğini koruyan bir tapu tahsis belgesinin bulunması, tahsise konu yerde 3194 sayılı Yasanın 18. maddesi uyarınca imar planı veya 3290 sayılı yasa ile değişik 2981 sayılı yasa uyarınca ıslah-imar planlarının yapılmış olması, ilgilisine, tapu tahsis belgesi gereğince bir başka yerden tahsis yapılmamış olması, tahsise konu yerin kamu hizmetine ayrılmamış ve imar planına göre konut alanında kalmış olması, tahsise konu yer ile tescili istenilen taşınmazın aynı yer olup olmadığı ve taşınmazın niteliklerinin belirlenmesi amacıyla mahallinde uzman bilirkişiler aracılığı ile keşif yapılması, tahsise konu arsa bedelinin ödenmiş olması, ödenmemiş ise taşınmazın dava tarihindeki rayiç değerinin uzman bilirkişiler aracılığı ile saptanarak hükümden önce mahkeme veznesine veya belirlenecek tevdi mahalline depo edilmiş olması, imar parsellerinin oluşturulması sırasında, şuyulandırmaya tabi tutulan parselden 3290 sayılı Yasa ile değişik 2981 sayılı Yasanın 18/b-c maddesi uyarınca düzenleme ortaklık payı kesilip kesilmediğinin, kesilmiş ise uygulanan oranın saptanması gerekir.
Yukarıda belirtilen koşullar doğrultusunda yapılacak inceleme sonucunda, tescil isteğinin kabulü için yasal koşulların oluştuğu kabul edildiği takdirde, 3290 sayılı Yasa ile değişik 2981 sayılı Yasanın 10/C-2 maddesi gereğince tahsise konu yerde uygulanan düzenleme ortaklık payının (DOP) davacıyı da bağlayıcı nitelikte olduğu dikkate alınarak tahsis miktarından bu oranda yapılacak indirimden sonra kalan miktarın tesciline karar verilmelidir.
Somut olayda; davacının tapu tahsis belgesi geçerliliğini korumakta, ancak davacıya tapu tahsis belgesi gereğince bir başka yerden tahsis yapıldığı 15.11.2007 günlü tapu sicil müdürlüğü yazısından anlaşılmaktadır. Davacıya tapu tahsis belgesi gereğince bir başka yerden yapılan tahsis yapılmış olması idari bir işlem olup, bu işlemin iptalini idari yargı önüne taşıyabilir. İdari yargı önüne taşınması halinde de görülmekte olan dava için bekletici mesele olarak kabul edilmesi gerekir. Tapu kayıtları üzerinde mülkiyet değişikliğine neden
olacak bu gibi davaların çözümü adli yargının görevine girer. Uyuşmazlık mahkemesinin 06.12.1999 gün ve 1999/33-39 sayılı kararında da, tapu tahsis belgesine dayanılarak açılan tapu iptali ve tescil davalarının adli yargı yerinde çözümlenmesi gerektiği belirtilmiştir. Bu nedenle, mahkemece, işin esasına girilerek taraf delilleri toplanıp değerlendirildikten sonra sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, davanın idari yargının görev alanına girdiğinden söz edilerek dava şartları bulunmadığı gerekçesiyle dava dilekçenin reddine karar verilmesi doğru görülmemiş, hükmün bozulması gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, bozma nedenine göre diğer temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, peşin yatırılan temyiz harcının istek halinde yatırana iadesine, 30.10.2012 tarihinde oybirliği ile karar verildi.