Yargıtay Kararı 14. Hukuk Dairesi 2012/11501 E. 2012/12129 K. 18.10.2012 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 14. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2012/11501
KARAR NO : 2012/12129
KARAR TARİHİ : 18.10.2012

MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ

Davacılar vekili tarafından, davalılar aleyhine 30.11.2006 gününde verilen dilekçe ile tapu iptali ve tescil istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın önşart yokluğu nedeniyle reddine dair verilen 22.12.2011 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davacılar vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:

K A R A R
Dava, satış vaadi sözleşmesine dayalı tapu iptali ve tescil isteğine ilişkindir.
Davalılardan … vekili satış vaadi sözleşmesine konu taşınmazların tapuda devrinin yapıldığını, borcun ifa edildiğini belirterek davanın reddini, diğer bir kısım davalılar vekili ise taşınmazların iştirak halinde mülkiyet şeklinde tapuda kayıtlı olduğunu, iştirak çözülmeden işlem yapılamayacağını, davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, davanın ön şart yokluğu nedeniyle reddine karar verilmiştir.
Hükmü davacılar vekili temyiz etmiştir.
Kaynağını Türk Borçlar Kanununun 29. maddesinden alan taşınmaz satış vaadi sözleşmeleri, Türk Borçlar Kanununun 237. maddesi ile Türk Medeni Kanununun 706. ve Noterlik Kanununun 89. maddesi hükümleri uyarınca noter önünde re’sen düzenlenmesi gereken, bir başka anlatımla geçerliliği resmi şekil şartına bağlı kılınan, tam iki tarafa borç yükleyen ve kişisel hak sağlayan sözleşme türüdür. Vaat alacaklısı, taşınmaz satış vaadi sözleşmesi ile mülkiyet devir borcu yüklenen satıcıdan edim yerine getirilmediğinde Türk Medeni Kanununun 716. maddesi uyarınca açacağı tapu iptali ve tescil davasında borcun hükmen yerine getirilmesini isteyebilir.
Satış vaadi sözleşmesinden kaynaklanan davaların kabulüne karar verebilmek için sözleşmenin ifa olanağı bulunmalıdır. Elbirliği mülkiyetine (TMK m.701) konu bir taşınmazda elbirliği (iştirak halinde) ortaklarından birinin, ortaklık dışı bir kişiye satım vaadinde bulunması halinde, sözleşme bir taahhüt muamelesi olarak geçerli olmakla birlikte elbirliği ortaklığı çözülünceye kadar sözleşmenin ifa olanağının varlığından söz edilemez. Bu durum, satışı vaat edilen taşınmazın tapusunda temliki tasarrufu engelleyen bir kaydın bulunması veya 3194 sayılı İmar Kanununun 18/son maddesi hükmüne aykırı şekilde taşınmaz satışı vaat edilmesi ya da vaade konu taşınmazın bir başka mahkemede mülkiyet uyuşmazlığına konu olması halinde de geçerlidir.
Davacılar, murisleri anneleri …’ün 27.12.1979 tarihli satış vaadi sözleşmesi ile davalıların ve bir kısım davalıların murislerinin dava konusu 24, 25, 40, 47, 48, 210 ve 217 parsellerdeki tüm hisselerini satın aldığını, sözleşme tarihinden bu yana taşınmazları kullandıklarını ancak satış vaadi sözleşmesine hisse miktarlarının yanlış yazıldığını kendilerinin davalılara ait tüm hisseleri kullandıklarını, bunun davalıların anne ve babalarından intikalen gelen tüm hisseleri satmış oldukları anlamına geldiğini, sözleşmede satılan hisselerin anneden gelen hisseler mi yoksa babadan gelen hisseler mi olduğunun açık biçimde yazılı olmadığını belirterek dava konusu parsellerdeki davalılar adına kayıtlı payların iptali ile adlarına tescili için dava açmışlardır.
Davacıların davalarına dayanak yapmış oldukları geçerli bir satış vaadi sözleşmesi mevcut olup uyuşmazlık satış vaadi sözleşmesi ile satışı vaat edilen hisse miktarına ilişkindir. Dosya içerisindeki 27.12.1979 tarihli satış vaadi sözleşmesinin incelenmesinde; satış vaadinde bulunanların davalılar …, … (…), …, …, … (…) ile diğer davalıların murisi … olduğu, satış vaadini kabul edenin de davacıların murisi … olduğu satış vaadinde bulunanların dava konusu parsel numaralarını belirterek sözleşme tarihinde tapuda sahip oldukları hisse miktarlarını ve her bir taşınmazın satış bedelini tek tek belirterek ceman yedi parçadaki ve gayrimenkullerdeki hak ve hisselerini diğer akit …’e toplam 84.000 Lira karşılığında satmayı vaat ve taahhüt ettikleri ve taşınmazlardaki hisselerin devri için … oğlu …’ü vekil tayin ettikleri anlaşılmaktadır.
Dosya içerisindeki tapu kayıtlarının incelenmesinde; davalılar adına sözleşmede belirtilen hisselerin anneleri …’dan intikalen gelen hisseler olduğu ve intikallerinin sözleşme tarihinden önce 17.07.1975 tarihinde 2956 yevmiye numaralı işlemle yaptırılmış olduğu, aynı tarih 2957 yevmiye numaralı işlemle de taksimin yapıldığı anlaşılmaktadır. Davalıların anne ve
babaları olan … ve …’in veraset ilamlarının incelenmesinde; …’ın 1960 yılında …’un ise 1972 yılında vefat etmiş oldukları ve davalılar dışında … (…) ve … (…) isimli iki mirasçılarının da bulunduğu görülmüştür. Satış vaadinde bulunanlardan … kardeşi … …’a taksim sonucu intikal eden payı 20.01.1977 tarihli 259 yevmiye no’lu işlemle satın almış ve satış vaadi sözleşmesinde adına kayıtlı payı ve satın alma yolu ile edindiği payları ayrı ayrı belirterek satış vaadinde bulunmuştur. Tapu kayıtlarında davalıların murisi …’in 13.04.1960 tarihinde satın aldığı ve adına tescil ettirmiş olduğu paylar bulunmaktadır. Ancak bu paylar intikal görmemiştir.
Satış vaadi sözleşmesinde davalılar sadece tapuda adlarına kayıtlı payların satışını vaat etmişler, “murislerinden intikal edecek payların” satışını vaat etmemişlerdir. Satış vaadi sözleşmesinde davalılar tapuların intikali için … isimli şahsı vekil olarak atamışlar ve sözleşme konusu tüm taşınmazlarda satışı vaat edilen hisseler tapuda bu vekil aracılığı ile 07.02.1980 tarihli 730 yevmiye numaralı işlemle davacıların murisi, satış vaadini kabul eden … adına kayıt edilmiştir. Davacıların bu durumda satış vaadi sözleşmesi gereğince talep edecekleri hiçbir hakları kalmamıştır. Sözleşmede satışı vaat edilen tüm paylar davacıların murisine tapuda yapılan işlemle intikal etmiştir. Bu sözleşme ile davalıların babaları …’ten gelecek olan paylarının da satışının vaat edildiğini kabul etmek mümkün değildir. Bu nedenle davanın esastan reddi gerekirken intikal görmeyen …’in paylarının da satışı yapılmış gibi kabul edilerek sözleşmenin ifa olanağı bulunmadığı gerekçesiyle reddi doğru değildir. Ancak bu yanlışlığın giderilmesi kararın bozulmasını ve yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden ve sonuç olarak davanın reddi doğru olduğundan HUMK’nun 438/VII. maddesi gereğince hükmün gerekçesinin düzeltilerek onanmasına karar vermek gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle hükmün gerekçesinin DÜZELTİLEREK DÜZELTİLMİŞ bu şekli ile ONANMASINA, peşin yatırılan harcın istek halinde iadesine, 18.10.2012 tarihinde oybirliği ile karar verildi.