YARGITAY KARARI
DAİRE : 14. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2012/4629
KARAR NO : 2012/12242
KARAR TARİHİ : 30.10.2012
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Davacı vekili tarafından, davalı aleyhine 29.06.2009 gününde verilen dilekçe ile tazminat istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın reddine dair verilen 11.11.2009 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne, duruşma isteminin dava değerinin duruşmalı işler için belirlenen değerden düşük olduğundan reddine karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
K A R A R
Davacı, dava konusu 1 ada 23 parsel sayılı taşınmazı iyiniyetle ve tapu kaydına güvenerek dava dışı önceki malik …’dan satın alarak adına tescilini sağladığını, ediniminden sonra açılan dava ile taşınmazın 62.328 m2 bölümünün mera olarak sınırlandırılmasına karar verilerek kararın kesinleştiğini, davacının kusuru bulunmadığını, tapu sicilinin tutulmasından davalının sorumlu olduğunu ileri sürerek, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak üzere şimdilik 10.000 TL tazminatın davalıdan alınmasını istemiştir.
Davalı, davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, davalının kusuru bulunmadığı gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiştir.
Hükmü, davacı vekili temyiz edilmiştir.
Dava, tapu kaydının iptalinden kaynaklanan tazminat istemine ilişkindir.
Mülkiyet hakkı gerek Anayasa ve yasalarla iç hukuk yönünden, gerekse Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve ek 1 numaralı protokol 1. madde ile kabul edilmiş temel haklardandır. TMK’nın 683. maddesinde de, bir şeye malik olan kimsenin hukuk düzeninin sınırları içerisinde o şey üzerinde dilediği gibi kullanma, yararlanma ve tasarrufta bulunma yetkisi belirtilmiş, malikin malını
haksız olarak elinde bulunduran kimseye karşı istihkak davası açabileceği gibi her türlü haksız elatmanın önlenmesi de dava konusu edebileceği hüküm altına alınmıştır.
Yukarıda sözü edilen yasa ve sözleşmelerin hakkı tanımlayan maddelerini takip eden fıkralarda ifade edildiği gibi, mülkiyet hakkı da kamu yararının bulunduğu hallerde sınırlandırılabilir veya tamamen kaldırılabilir. Bu hakkın sınırlandırılması veya ortadan kaldırılması gerçekleştirilirken, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası 90/5. maddesi ile iç hukukun normu sayılan AİHS hükümlerince AİHM tarafından oluşturulan 30.05.2006 tarihli 1262/02 sayılı kararda; “…bir kişiyi mülkünden yoksun bırakan bir önlemin…”, “kamu yararına meşru bir amaç gütmesi gerektiği…”, bu önlem alınırken “…başvurulan yollar ve gerçekleştirilmesi amaçlanan hedef arasında makul bir oransallık ilişkisi olması gerektiği…”, kişinin “…kişisel ve haddinden fazla yük taşıma zorunda kalması halinde gerekli dengenin kurulamayacağı…” ifade edilmiştir. Diğer bir anlatımla, kamu yararı ile mülkiyet hakkından kısmen veya tamamen yoksun bırakılan kişinin hakkı arasında makul, kabul edilebilir, hak ve adalet dengesini sağlayacak bir oranın kurulması asıldır.
Devlet tarafından verilerek geçerli bir kayda dayalı tapu ile sağlanan mülkiyet hakkına değer verileceği kuşkusuzdur. Böyle bir yer, temel vasfı yani kamu malı olma niteliği değişmemekle birlikte, kişinin söz konusu tapuya dayalı hakkının yukarıda açıklandığı gibi korunması gerekecektir. Aksi halde, devlet, verdiği tapunun geçersizliğini ileri sürerek hiçbir karşılık ödenmeksizin iptalini istemesi geçerli kayda dayalı mülkiyet hakkı ile bağdaşmayacağı gibi, devletin saygınlığını zedeler nitelikte bir tutum olacaktır.
Bunların yanında, Anayasa’nın 40. maddesinin üçüncü fıkrasında “Kişinin resmi görevliler tarafından vaki haksız işlemler sonucu uğradığı zarar da, kanuna göre, Devletçe tazmin edilir.”; aynı yasanın 129. maddenin beşinci fıkrasında da “ Memurlar ve diğer kamu görevlilerinin yetkilerini kullanırken işledikleri kusurlardan doğan tazminat davaları, ….ancak idare aleyhine açılabilir.” hükümleri düzenlenmiştir. TMK’nın 1007 maddesinde de “Tapu sicilinin tutulmasından doğan bütün zararlardan Devlet sorumludur.” hükmüne yer verilmiştir. Tapu sicilinin tutulması sırasında ve bundan doğan zararlardan devletin sorumlu olduğunu yasa açıkça düzenlemiştir. Yasanın bu açık hükmünün kaynak olduğu devletin sorumluluğu, tapu sicilinin tutulması sırasında sicil memurunun hukuka aykırı işlemi ile sonuç arasında nedensellik bağının varlığı gerekli ise de, eylem ya da işlemin kusura dayanması gerekmez. Zira, devletin sorumluluğu kusursuz sorumluluktur. Anılan ilke, 27.03.1957 tarihli ve 1/3 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı ile benimsenmiş, 818
sayılı BK’nun 55.maddesindeki sorumluluğun kusura dayanmadığı 22.06.1966 tarih ve 7/7 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı ile de tekrarlanmıştır. Adam çalıştıranın objektif özen eksikliğinin doğurduğu zarardan sorumludur. Çalışanın seçiminde, talimat vermede ve denetlenmesindeki eksiklik ya da bozukluk nedeniyle çalışan çevre ve ilgililer için hakların kazanılması ve kullanılması açısından özel bir tehlike oluşturur. Kusursuz sorumluluk, tapu siciline bağlı çıkarların ve ayni hakların yanlış tescili sonucu sicile güven ilkesi yönünden değişmesi ya da yitirilmesi bu haklardan yoksun kalınması temeline dayanır. Çünkü, sicillerin doğru tutulmasını üstlenen ve taahhüt eden devlet, aykırı kayıtlardan doğan zararları da ödemeyi taahhüt etmektedir. Dayanaksız ya da hukuksal duruma uymayan kayıtlar düzenlemek taşınmazın niteliğinde yanlışlar yapmak da aynı kapsamda düşünülmelidir.
Diğer yandan, taşınmazın niteliğinin ve değerinin belirlenmesi gerekir. Taşınmazın değeri belirlenirken, cins ve nevi, yüzölçümü, değeri etkileyebilecek tüm nitelik ve unsurlar, varsa imar durumu, vergi beyanı, resmi kurumlarca yapılmış değer takdirleri, arazilerde taşınmaz malın mevki ve koşullarına göre olduğu gibi kullanılması halinde getirebileceği net gelir; arsa ise emsal satışlara göre olması gereken satış değeri, taşınmazda yapı bulunmaktaysa resim birim fiyatları, maliyet hesapları ve yıpranma payı ile bedelinin saptanmasında etkili olabilecek diğer objektif ölçülerin göz önüne alınması gerekir.
Somut olayda; dava konusu 23 parsel sayılı taşınmaz 1986 yılındaki kadastro çalışmasında 06.08.1968 tarihli 6 sayılı tapu kaydı revizyon alınarak 16 parsel olarak sınırlandırılmıştır. Dava dışı … adına kadastro nedeni ile tescil edilen 16 parsel sayılı taşınmaz 22.03.1989 tarihinde ifraz edilerek 22 ve 77.533 m2 yüzölçümündeki 23 parsel sayılı taşınmazlar oluşmuştur. Dava konusu 23 parsel sayılı taşınmaz davacı adına 03.10.1995 tarihinde satış nedeni ile tescil edilmiştir. Davacının ediniminden sonra davalı tarafından taşınmazın mera niteliği bulunduğu iddiası ile 27.11.2006 tarihinde açılan dava ile taşınmazın 62.328 m2 bölümü iptal edilerek mera olarak sınırlandırılmış, karar 18.11.2008 günü kesinleşmiştir.
Davacı, tapu kaydı iptal edilerek mülkiyet hakkını yitirdiği taşınmaz için tazminat isteminde bulunmuş olup davalıya yüklenebilecek bir kusur bulunmadığı gerekçesi ile TMK’nın 1007. maddesinin düzenlemesi dikkate alınmadan davanın reddine karar verilmesi doğru görülmemiş, kararın bozulması gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, peşin yatırılan temyiz
harcının istek halinde yatırana iadesine, 30.10.2012 tarihinde oybirliği ile karar verildi.