YARGITAY KARARI
DAİRE : 14. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2012/6495
KARAR NO : 2012/10392
KARAR TARİHİ : 18.09.2012
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Davacı vekili tarafından, davalılar aleyhine 07.05.2008 gününde verilen dilekçe ile tapu iptali ve tescil istenmesi üzerine yapılan muhakeme sonunda; davanın kabulüne dair verilen 11.10.2011 günlü hükmün Yargıtayca, duruşmalı olarak incelenmesi davalılar vekili tarafından istenilmekle, tayin olunan 18.09.2012 günü için yapılan tebligat üzerine temyiz eden davalı ile vekili Av…. geldi. Karşı taraftan gelen olmadı. Açık duruşmaya başlandı. Süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra gelenlerin sözlü açıklamaları dinlendi. Duruşmanın bittiği bildirildi. İş karara bırakıldı. Bilahare dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
K A R A R
Davacı, yurt dışında birikimleriyle edindiği dava konusu 1 parsel sayılı taşınmazdaki 14 numaralı bağımsız bölümü yurt dışında bulunduğundan ablasının oğlu dava dışı Savaş adına tescilinin yapıldığını, daha sonra davalıların murisi olan ağabeyi Sührap’ın ısrarlı tutumu üzerine taşınmazın onun adına tescilini sağladığını, taşınmazın adına devrinin davalıların yaşının küçük olması nedeniyle bu güne kadar yapılmadığını, şimdi ise mülkiyetin devrine yanaşmadıklarını ileri sürerek, taşınmazın tapu kaydının iptaliyle adına tescilini istemiştir.
Davalılar, murislerinin taşınmazı bedelini ödeyerek edindiğini, inanç sözleşmesinin yazılı belge ile kanıtlanması gerektiğini savunarak, davanın reddini istemişlerdir.
Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiştir.
Hükmü, davalılar vekili temyiz etmiştir.
Dava, inanç sözleşmesine dayalı tapu iptali ve tescil istemine ilişkindir.İnançlı işlemler, inananın teminat oluşturmak veya yönetilmek üzere mal varlığı kapsamındaki bir şey veya hakkını, inanılana devretmesi ve inanılanın da inanç anlaşmasındaki koşullara uygun olarak inanç konusu şeyi kullanmasını, amaç gerçekleştiğinde ise belirlenen şekilde inanana iade etmesini içeren işlemlerdir.
İnançlı bir işlem ile inanan, sahibi olduğu bir mülkiyet veya alacak hakkını inanılana kazandırıcı bir işlemle devretmekte ancak borçlandırıcı bir sözleşme ile de onu bazı yükümlülükler altına sokmaktadır.
İnançlı işlemin taraflarını, inanan ve inanılan oluşturur. Bir … ya da nesneyi, güvendiği bir kişiye inançlı olarak devreden kimseye “inanan” adı verilir. Devredilen hak veya nesneyi, kendisine ait bir hak olarak kendi yararına, doğrudan doğruya ve dolaylı olarak kullanan kişiye de “inanılan” denir. İnananın, inanılana inançlı olarak kazandırdığı hak ya da nesne ise “inanç konusu şey” olarak nitelenir. İnançlı bir işlemde, kazandırıcı işlemin tarafları ile borç doğuran anlaşmanın tarafları aynıdır.
İnançlı işlemde inanılan, hakkını kullanırken kararlaştırılan koşullara uymayı, amaç gerçekleşince veya süre dolunca hak veya nesneyi tekrar inanana (veya onun gösterdiği üçüncü kişiye) devretmeyi yüklenmektedir. İnançlı işlem, kazandırmayı yapan kişiye yani inanana belirli şartlar gerçekleşince, kazandırmanın iadesini isteme … sağlayan bir sözleşmedir. Bu yükümlülüğün yerine getirilmemesi halinde bunun dava yoluyla hükmen yerine getirilmesi istenebilir.
İnanç sözleşmesi, 05.02.1947 tarihli ve 20/6 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı uyarınca ancak, yazılı delille kanıtlanabilir. Bu yazılı delil, tarafların getirecekleri ve onların imzalarını taşıyan bir belge olmalıdır.
Açıklanan nitelikte bir yazılı delil bulunmasa da, yanlar arasındaki uyuşmazlığın tümünü kanıtlamaya yeterli sayılmamakla beraber bunun vukuuna delalet edecek karşı tarafın elinden çıkmış (inanılan tarafından el ile yazılmış fakat imzalanmamış olan bir senet veya mektup, daktilo veya bilgisayarla yazılmış olmakla birlikte inanılanın parafını taşıyan belge, usulüne uygun onanmamış parmak izli veya mühürlü senetler gibi) delil başlangıcı niteliğinde bir belge varsa 6100 sayılı HMK’nun 202. maddesi uyarınca inanç sözleşmesi “tanık” dahil her türlü delille ispat edilebilir.
Yazılı delille veya delil başlangıcı yoksa inanç sözleşmesinin ikrar (HMK m.188) yemin (HMK m.225 vd) gibi kesin delillerle de ispat edilmesi olanaklıdır. Davacının yemin deliline dayanması halinde mahkemenin davacıya bu hakkını hatırlatması gerekir.
Somut olayda, davacı, davalıların murisi adına kayıtlı olan dava konusu taşınmazı bedelini kendisi ödeyerek edindiğinden adına tescil isteminde bulunmuştur. İnanç sözleşmesine dayalı tapu iptali ve tescil isteğine ilişkin davalar, yazılı delil ile kanıtlanabilir. Yazılı delil bulunmaması halinde tamamının ispatına yeterli olmamakla birlikte bunun vukuuna dair delil başlangıcı niteliğinde bir belgenin söz konusu olması halinde, inanç sözleşmesinin tanık dahil her türlü delil ile kanıtlanması mümkündür. Somut uyuşmazlıkta, inanan (davacı) ile inanılan (davalıların murisi Sührap) arasında düzenlenmiş yazılı bir belge veya yazılı delil başlangıcı niteliğinde bir kanıt bulunmamaktadır. Bu nedenle, tanık beyanlarına dayanılarak davanın kabulüne karar verilmesi doğru görülmemiştir.
Ancak davacı, dava dilekçesi ve kanıt listesinde “vs her türlü delail’e” dayanmış olduğundan HMK’nun 225 vd. maddeleri uyarınca davalılara, murisleri tarafından yapıldığı iddia edilen inanç sözleşmesini bilip bilmedikleri hakkında yemin teklifinde bulunup bulunmayacağı hatırlatılarak sonucuna göre bir karar verilmelidir.
Mahkemece, yukarıda yapılan saptamalar bir yana bırakılarak yazılı gerekçe ile davanın kabulüne karar verilmesi doğru görülmemiş, bu sebeple kararın bozulması gerektirmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davalılar vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, 900,00 TL Yargıtay duruşma vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalılara verilmesine, peşin yatırılan temyiz harcının istek halinde yatıranlara iadesine, 18.09.2012 tarihinde oybirliği ile karar verildi.