YARGITAY KARARI
DAİRE : 14. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2012/6791
KARAR NO : 2012/8680
KARAR TARİHİ : 19.06.2012
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Taraflar arasındaki tapu iptali ve yayla olarak düzeltilmesi davasından dolayı mahal mahkemesinden verilen yukarıda gün ve sayısı yazılı hükmün; Dairemizin 16.02.2010 gün ve 2010/812-1581 sayılı ilamı ile bozulmasına karar verilmişti. Süresi içinde Müdahil Hazine tarafından kararın düzeltilmesi istenilmiş olmakla, dosya içerisindeki bütün evrak incelenerek gereği düşünüldü:
K A R A R
Davacı …, kadastro tespiti sırasında davalı … Genel Müdürlüğü adına tespiti yapılan 148 ada da yer alan 42 adet taşınmazın köylerine ait mera olduğunu bildirerek, tapu kayıtlarının iptali ile mera olarak sınırlandırılmasını istemiştir.
Davaya müdahil olarak katılan Hazine, dava konusu taşınmazların yayla olduğunu, tapu kayıtlarının iptali ve özel siciline yayla niteliği ile işlenmesi isteğinde bulunmuştur.
Davalı, taşınmazların vakfiye kapsamında kaldığını ve 10 yıllık hak düşürücü sürenin de geçmiş olduğunu, davanın reddi gerektiğini savunmuştur.
Mahkemece davacı Köy tarafından açılan davanın reddine, müdahil Hazinenin isteminin kabulüne karar verilmiştir.
Hükmü, davalı … idaresi ve Müdahil Hazine vekili temyiz etmiş ve hüküm Dairemizce “3402 sayılı Kadastro Kanununun 12. maddesinin 3. fıkrasındaki on yıllık hak düşürücü sürenin geçtiği gerekçesiyle davanın reddine” karar verilmesi gerekçesi ile bozulmuştur.
Müdahil Hazine vekili karar düzeltme isteminde bulunmuştur.
25.02.2009 tarihinde kabul edilerek 14.03.2009 tarihinde yürürlüğe giren 5841 Sayılı Kanunun 2. maddesi ile, 3402 sayılı Kadastro Kanununun 12. maddesinin 3. fıkrasına “Bu hüküm, iddia ve taşınmazın niteliğine yahut devlet veya diğer kamu tüzel kişileri dahil tarafların sıfatına bakılmaksızın uygulanır” şeklinde ekleme yapılmıştır.
Aynı kanunun 3. maddesi ile 3402 Sayılı Kadastro Kanununa eklenen Geçici 10. madde ise “Bu Kanunun 12. maddesinin 3. fıkrası hükmü, devletin hüküm ve tasarrufu altında olduğu iddiası ile yürürlük tarihinden önce açılmış ve henüz kesin hükme bağlanmamış olan davalarda dahi uygulanır” kuralını getirmiştir.
Ancak, 5841 Sayılı Kanunun 2. maddesi ile; 3402 sayılı Kadastro Kanununun 12. maddesinin 3. fıkrasına eklenen “Bu hüküm, iddia ve taşınmazın niteliğine yahut devlet veya diğer kamu tüzel kişileri dahil tarafların sıfatına bakılmaksızın uygulanır” cümlesinde yer alan “…iddia ve taşınmazın niteliğine” ibaresi ve 3. madde ile 3402 sayılı kanuna eklenen “Geçici 10. madde” Anayasa Mahkemesinin 12.05.2011 günlü ve E.2009/31, K. 2011/77 sayılı kararı ile iptal edildiğinden Hazine’nin mera (yayla) iddiasıyla açtığı iptal ve sınırlandırma davaları on yıllık hak düşürücü sürenin dışında bırakılmıştır.
Hal böyle olunca, bozma kararımızdan sonraki tarihte yapılan Anayasa Mahkemesinin yukarıda belirtilen iptal kararı göz önüne alınarak çekişmenin esasının incelenmesi gerekirken, hükmün hak düşürücü sürenin geçmiş olması nedeniyle davanın reddi gerektiğinden bahisle kararın bozulmuş olması doğru olmadığından 16.02.2010 tarih 2010/812E. 2010/1581K sayılı bozma ilamımız kaldırılarak hükmün esasının incelenmesi gerekmiştir;
Gerçekten, 4342 sayılı Mera Kanununun 3. maddesinde yapılan tanıma göre yayla; çiftçilerin hayvanları ile birlikte yaz mevsimini geçirmeleri, hayvanlarını otlatmalarını ve otundan yararlanmaları için tahsis edilen veya kadimden beri bu amaçla kullanılan yerlerdir. Mera, yaylak ve kışlakların özel mülkiyete geçirilmesi, amacı dışında kullanılması, kazandırıcı zaman aşımı ile mülk edinilmesi olanaksız bulunduğu gibi, sınırlarının daraltılması da mümkün değildir.
Davalı … İdaresi; çekişmeli taşınmazın mera ve yayla ile bir ilişkisi olmadığını, vakıfname kapsamında kaldığını savunmuştur. O yüzden, taşınmazın kamu malı niteliğinde yayla özelliği taşıyıp taşımadığının saptanması, eldeki davada önem kazanmaktadır.
31.05.1965 tarihli ve 4/2 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı ile “…tek başına bir köye ait bulunan mera, yaylak ve kışlakların tümünün veya bir parçasının bir başka köy sınırı içine alınmış olması halinde, sınır değişikliğinin ikinci köye bir yararlanma hakkı sağlamayacağı ve ilk köyün eskiden olduğu gibi bu yerlerden tek başına yararlanacağı” öngörülmüş olup, bu karar 4342 sayılı Mera Kanununun 29. maddesi ile de yasa hükmü haline gelmiştir. Böylece, bir köy ya da belediye sınırları içinde kalan mera, yaylak ve kışlaklar üzerinde bir başka köy veya belediyenin de intifa hakkı olabileceği kabul
edilmiş, idari sınırların aidiyetin belirlenmesinde önemi olmadığı vurgulanmıştır. İdari sınırlar sadece yetkili mahkemenin saptanmasında önem arz eder.
Mera, yaylak ve kışlak davalarında, tahsise ya da kadim kullanma hakkına dayanılabilir. Tahsise dayanıldığında, dayanak belgelerin, ayrıca karşı tarafın savunmasında ileri sürdükleri kayıtların tüm geldileri ile birlikte merciinden getirtilmesi, kadimlik iddiası varsa bu hususun araştırılması, gerektiğinde köyün kuruluş tarihinin İçişleri Bakanlığından sorulması ve köyün kadim ya da muhdes olup olmadığının saptanması gerekir.
Keşifte dinlenecek yerel bilirkişi ve tanıkların çekişmeli mera veya yayla ile herhangi bir yararlanma ilişkisi bulunmayan, yansız anlatımda bulunabilecek, yöreyi iyi bilen ve çevre köy ya da kasabalarda yaşayan yaşlı kişilerden seçilmesi gerekir.
Mahkemece yapılacak keşifte; tahsise dayanılıyorsa tahsis kayıtlarının yerel bilirkişi ve tanıklar aracılığı ile uygulanması, dava konusu yeri kapsayıp kapsamadığının belirlenmesi, taşınmazın mera olmadığı iddiasının bulunması halinde varsa çevre taşınmazlara ait kayıtlar da uygulanarak dava konusu yeri ne şekilde okuduğunun çevre taşınmazlarla toprak yapısı kıyaslanarak uzman bilirkişiler aracılığı ile uyuşmazlığa konu yerin ve niteliğinin saptanması gerekir.
Kadimlik iddiasında ise, yerel bilirkişi ve tanıklara taşınmazın kim tarafından ve ne şekilde kullanıldığı ve sınırları sorularak sonuca gidilmelidir. Somut olayda da yukarıda belirtilen araştırmalar yapılarak, dava konusu taşınmazların bir kısmı davalı adına hükmen tescil edilmiş olduğundan, dayanak tescil dosyaları getirtilerek, taşınmazın niteliğinin saptanıp saptanmadığı, kesin delil veya kesin hüküm koşullarının var olup olmadığı da irdelenmek suretiyle bütün bunların sonucuna uygun hüküm kurulmalıdır.
Tüm bu inceleme ve araştırma yapılmadan davanın yazılı olduğu şekilde kabulü doğru görülmediğinden 16.02.2010 günlü bozma kararımızın kaldırılarak kararın bu kez açıklanan nedenlerle bozulması gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklana nedenlerle müdahil Hazine vekilinin karar düzeltme isteminin kabulüne, bozmaya ilişkin dairemizin 16.02.2010 gün ve 2010/812E. 2010/1582 K sayılı kararının KALDIRILMASINA, hükmün açıklanan sebeplerle BOZULMASINA, 19.06.2012 tarihinde oybirliği ile karar verildi.