Yargıtay Kararı 14. Hukuk Dairesi 2012/7327 E. 2012/10391 K. 18.09.2012 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 14. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2012/7327
KARAR NO : 2012/10391
KARAR TARİHİ : 18.09.2012

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi

Davacı vekili tarafından, davalı aleyhine 01.04.2010 gününde verilen dilekçe ile tapu iptali ve tescil istenmesi üzerine yapılan muhakeme sonunda; davanın reddine dair verilen 24.01.2012 günlü hükmün Yargıtayca, duruşmalı olarak incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmekle, tayin olunan 18.09.2012 günü için yapılan tebligat üzerine temyiz eden davacı vekili Av…. ile karşı taraftan davalı vekili Av…. geldi. Açık duruşmaya başlandı. Süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra gelenlerin sözlü açıklamaları dinlendi. Duruşmanın bittiği bildirildi. İş karara bırakıldı. Bilahare dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
K A R A R
Davacı, davalı ile aralarındaki 01.10.1997 tarihli inanç sözleşmesinde, davacının gönderdiği paralar ile satın alınıp davalı adına tescil edilecek taşınmazların davacının istemi halinde davacı adına tescil edileceğini kararlaştırdıklarını, davacının gönderdiği bedeller ile alınıp davalı adına tescil edilen 172 ada 18, 663 ada 3, 173 ada 2, 663 ada 2 parsel sayılı taşınmazların tapu kaydının davalı tarafından devredilmediğini ileri sürerek taşınmazların davalı adına olan tapu kayıtlarının iptali ile adına tescilini istemiştir.
Davalı, davacının dayandığı belgenin fotokopi olduğunu, taraflar arasında inanç sözleşmesi bulunmadığını, davacının Nevşehir 1. Noterliği’nde düzenlenen vekaletname ile davalıya yetki verdiğini, davanın zamanaşımına uğradığını ileri sürerek, davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, inanç sözleşmesinin en geç sözleşmeye konu işlem tarihinde düzenlenmesi gerektiği ve davacının dayandığı sözleşmenin faks belgesi olduğu gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiştir.
Hükmü, davacı vekili temyiz etmişlerdir.
Dava, inanç sözleşmesine dayalı tapu iptali ve tescil istemine ilişkindir.
İnançlı işlemler, inananın teminat oluşturmak veya yönetilmek üzere mal varlığı kapsamındaki bir şey veya hakkını, inanılana devretmesi ve inanılanın da inanç anlaşmasındaki koşullara uygun olarak inanç konusu şeyi kullanmasını, amaç gerçekleştiğinde ise belirlenen şekilde inanana iade etmesini içeren işlemlerdir.
İnançlı bir işlem ile inanan, sahibi olduğu bir mülkiyet veya alacak hakkını inanılana kazandırıcı bir işlemle devretmekte ancak borçlandırıcı bir sözleşme ile de onu bazı yükümlülükler altına sokmaktadır.
İnançlı işlemin taraflarını, inanan ve inanılan oluşturur. Bir … ya da nesneyi, güvendiği bir kişiye inançlı olarak devreden kimseye “inanan” adı verilir. Devredilen hak veya nesneyi, kendisine ait bir hak olarak kendi yararına, doğrudan doğruya ve dolaylı olarak kullanan kişiye de “inanılan” denir. İnananın, inanılana inançlı olarak kazandırdığı hak ya da nesne ise “inanç konusu şey” olarak nitelenir. İnançlı bir işlemde, kazandırıcı işlemin tarafları ile borç doğuran anlaşmanın tarafları aynıdır.
İnançlı işlemde inanılan, hakkını kullanırken kararlaştırılan koşullara uymayı, amaç gerçekleşince veya süre dolunca hak veya nesneyi tekrar inanana (veya onun gösterdiği üçüncü kişiye) devretmeyi yüklenmektedir. İnançlı işlem, kazandırmayı yapan kişiye yani inanana belirli şartlar gerçekleşince, kazandırmanın iadesini isteme … sağlayan bir sözleşmedir. Bu yükümlülüğün yerine getirilmemesi halinde bunun dava yoluyla hükmen yerine getirilmesi istenebilir.
İnanç sözleşmesi, 05.02.1947 tarihli ve 20/6 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı uyarınca ancak, yazılı delille kanıtlanabilir. Bu yazılı delil, tarafların getirecekleri ve onların imzalarını taşıyan bir belge olmalıdır.
Açıklanan nitelikte bir yazılı delil bulunmasa da, yanlar arasındaki uyuşmazlığın tümünü kanıtlamaya yeterli sayılmamakla beraber bunun vukuuna delalet edecek karşı tarafın elinden çıkmış (inanılan tarafından el ile yazılmış fakat imzalanmamış olan bir senet veya mektup, daktilo veya bilgisayarla yazılmış olmakla birlikte inanılanın parafını taşıyan belge, usulüne uygun onanmamış parmak izli veya mühürlü senetler gibi) delil başlangıcı niteliğinde bir belge varsa 6100 sayılı HMK’nun 202. maddesi uyarınca inanç sözleşmesi “tanık” dahil her türlü delille ispat edilebilir.
Yazılı delille veya delil başlangıcı yoksa inanç sözleşmesinin ikrar (HMK m.188) yemin (HMK m.225 vd) gibi kesin delillerle de ispat edilmesi olanaklıdır. Davacının yemin deliline dayanması halinde mahkemenin davacıya bu hakkını hatırlatması gerekir.
Somut olayda, davacı 01.10.1997 günlü sözleşmeye dayanmıştır. Dayanılan sözleşmenin 5. maddesinde, vekilin edinilen taşınmazları kendi adına tescil ettireceği, müvekkilin taşınmazların tek sahibi olduğu ve talebi halinde
taşınmazların mülkiyetinin adına nakledileceği düzenlenmiştir. Bu sözleşmenin düzenlenmesinden sonra davacı 17.11.1997 tarihinde Nevşehir 1. Noterliği’nde taşınmaz alım yetkisini de içeren vekaletname ile davalıyı yetkilendirmiştir. Davalıya davacı tarafından anılan sözleşmenin düzenlenmesinden hemen sonra 1997 yılı içerisinde yurtdışından gönderilen havaleler ile dava konusu edilmeyen 172 ada 26, 663 ada 4, 173 ada 1 parsel sayılı taşınmazların edinilip, 17.11.1997 tarihinde davacı adına tescili sağlanmıştır. Çekişme konusu taşınmazların tapu kayıtlarından 2001-2003 yıllarında davalı tarafından satış yoluyla edinildiği, davacının da bu tarihler arasında davalı adına havaleler gönderdiği banka havale makbuzlarından anlaşılmaktadır.
Ayrıca, dosyaya sunulan elektronik haberleşme belgelerinde de taraflar arasında taşınmaz alımı konusunda bilgi alışverişi yapıldığı görülmektedir. Ürgüp Cumhuriyet Başsavcılığı’nın 2012/1049 soruşturma numaralı dosyasında dinlenen tanıklar da taraflar arasında bir sözleşmenin varlığını doğrulamışlardır. Bunun yanında, Adli Tıp Kurumundan alınan 09.09.2011 günlü raporda da 01.10.1997 tarihli belgedeki imzanın davalı eli ürünü olduğu belirlenmiştir.
Davacının dayandığı 01.10.1997 tarihli belgenin dava konusu taşınmazların tapuda davalı adına tescil edildiği tarihten önce veya sonra düzenlenmesinin bir önemi yoktur. Çünkü, 05.02.1947 tarihli ve 20/6 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında böyle bir sınırlama bulunmamaktadır. Bu husus, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 14.07.2010 günlü ve 2010/14-394 Esas 2010/395 Karar sayılı ilamında da belirtilmiştir. Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararının yorum yolu ile genişletilerek bir taraf aleyhine durum yaratılması İçtihadı Birleştirme Kararı ile amaçlanan sonuca uygun değildir.
Tüm dosya kapsamından inanan (davacı) ile inanılan (davalı) arasında süregelen bir ticari ilişki ve 6100 sayılı HMK’nun 199 ve 202. maddeleri de dikkate alındığında taraflar arasında bir inanç sözleşmesinin bulunduğu anlaşılmaktadır. Bu durumda mahkemece, davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçe ile davanın reddine karar verilmesi doğru görülmemiş, bu sebeple kararın bozulması gerektirmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, 900,00 TL Yargıtay duruşma vekalet ücretinin davacıdan alınarak davacılara verilmesine, peşin yatırılan temyiz harcının istek halinde yatırana iadesine, 18.09.2012 tarihinde oybirliği ile karar verildi.