YARGITAY KARARI
DAİRE : 14. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2012/8436
KARAR NO : 2012/10946
KARAR TARİHİ : 25.09.2012
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Davacı vekili tarafından, davalı aleyhine 18.02.2010 gününde verilen dilekçe ile tapu iptali ve tescil istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; bozmaya uyularak davanın reddine dair verilen 23.03.2012 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
K A R A R
Dava, kadastro tespiti sırasında davalı … adına harmanyeri cinsi ile tespit ve tescil edilen taşınmazların tapu kayıtlarının iptali ile davacı adına tescili istemine ilişkindir.
Davalı, hak düşürücü sürenin geçmesi nedeniyle davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece “davacı vekilinin 23.03.2012 tarihli celsede dava konusu dosyada Hazine tarafından yapılan yargılama giderlerinin davalı tarafça ödenmesi halinde davayı devralan T.C. Başbakanlık Toplu Konut İdaresi Başkanlığına karşı devam etmeyeceklerini bildirmesi ve davacı vekilinin devreden belediyeye karşı davasını tazminat davasına da dönüştürmediği, bu hali ile davalı … Başkanlığının pasif dava ehliyetinin kalmadığı” gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Hükmü davacı temyiz etmiştir.
Alacağın devri ve borcun üstlenilmesi Türk Borçlar Kanununun 183 ila 204. maddelerinde düzenlenmiştir. Alacağın devri, alacağın ona bağlı bütün (yan ve öncelik) hakları ile birlikte devralana geçmesini sağlar ve bu işlem yapılırken borçlunun rızasının alınması gerekmez. Alacağın devri, hatta borçlunun muhalefetine rağmen geçerli olarak doğar ve hükümlerini hasıl eder. Borçlunun alacağın devrinden sonraki asıl muhatabı artık alacağı devralan kişidir. Bu itibarla borçlunun borçtan kurtulabilmesi için alacağın devri işleminden sonra borcunu, alacağı devralan kimseye ifa etmesi gerekir.
Bir dava açıldıktan sonra da sahip olunan tasarruf yetkisi gereği dava konusu olan hak veya malın üçüncü kişilere devri mümkündür. Bu durumda bir dava şartı olan davayı takip yetkisi ortadan kalkmış olduğundan, davanın açıldığı haliyle devam etmesi düşünülemez.
Mahkemece, dava konusunun üçüncü kişiye temliki re’sen dikkate alınacaktır. Ancak hakim, dava şartının ortadan kalkması nedeniyle davayı reddetmeyip davayı veya savunmayı değiştirme yasağının bir istisnası olan 6100 sayılı HMK’nun 125. maddesi uyarınca seçimlik hakkını kullanmak üzere diğer tarafa süre verecektir.
Anılan maddeye göre davanın açılmasından sonra, davalı taraf, dava konusunu üçüncü bir kişiye devrederse, davacı aşağıdaki yetkilerden birini kullanabilir:
İsterse, devreden tarafla olan davasından vazgeçerek, dava konusunu devralmış olan kişiye karşı davaya devam eder. Bu takdirde davacı davayı kazanırsa, dava konusunu devreden ve devralan yargılama giderlerinden müteselsilen sorumlu olur. İsterse, davasını devreden taraf hakkında tazminat davasına dönüştürür.
Somut olayda; açıklanan nedenle mahkemece davacıya 6100 sayılı HMK’nın 125. maddesi gereğince seçimlik hakkının hatırlatılması gerekirken bu husus gözetilmeksizin yazılı gerekçe ile davanın reddine karar verilmiş olması doğru görülmemiş, bu sebeple kararın bozulması gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda bentte açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile usul ve yasaya aykırı hükmün BOZULMASINA 25.09.2012 tarihinde oybirliği ile karar verildi.