YARGITAY KARARI
DAİRE : 14. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2013/10136
KARAR NO : 2013/14477
KARAR TARİHİ : 15.11.2013
MAHKEMESİ :Sulh Hukuk Mahkemesi
Davacı vekili tarafından, davalı aleyhine 05.04.2010 gününde verilen dilekçe ile taşınmaz ve suya elatmanın önlenmesi istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın kabulüne dair verilen 27.02.2013 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davalı tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
K A R A R
Davacı, maliki olduğu 151 ada 5 parsel sayılı taşınmazında davalının kazı çalışması yapmak suretiyle müdahalede bulunduğunu belirterek davalınn suya ve taşınmaza elatmasının önlenmesini istemiştir.
Davalı, davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece davanın kabulü ile davalının 151 ada 5 parsel sayılı taşınmaza ve suya müdahalesinin önlenmesine karar verilmiştir.
Hükmü, davalı temyiz etmiştir.
1-Yapılan yargılamaya, toplanan deliller ve tüm dosya içeriğine göre davalının aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan diğer temyiz itirazları yerinde görülmemiş, reddi gerekmiştir.
2-Türk Medeni Kanununun 756. maddesine göre; kaynaklar, arazinin bütünleyici parçası olup, bunların mülkiyetinin ancak kaynadıkları arazinin mülkiyeti ile birlikte kazanılabileceği belirtilmiştir.
Gerçek kaynağın suyu bir akiferden gelir. Su çıkışı bir noktadan veya bir alandan olabilir. Bu alana kaynak alanı denir. Kaynak, yeraltı suyunun doğal olarak yeryüzüne çıkması halidir.
Kaynak suyu kendiliğinden kaynadığı arazinin hudutlarını aşacak debide ise ya da malikinin ihtiyaçlarını karşıladıktan sonra fazlası varsa genel su kabul edilir ve komşular yararlanabilir.
Uygulamada kaynak; “yeraltı suyunun üst düzeyinin yer yüzeyini kestiği yer” olarak tanımlanmaktadır. Yeraltı suyu doğal yoldan yeryüzüne çıkmamış, drenaj vs. yollarla çıkarılmış ise, kaynak olarak değil, drenaj veya kuyu vs. isimlerle anılır. Bu şekilde insan eliyle çıkarılan sular, yeraltı suyu olarak kabul edilir.
Yeraltı suları, kamu yararına ait sulardandır. Arza malik olmak, onun altındaki yeraltı sularına da malik olmak sonucunu doğurmaz (TMK.md.756/3).
Arazisinde faydalı ihtiyaçları için yeter miktarda su bulunmayan veya bu suyu elde etmesi fahiş masrafı icabettiren bir kimsenin, komşu arazideki yeraltı suyundan istifade şartları 20. maddede sözü geçen tüzükte belirtilir (167 Sayılı Yeraltı Suları Kanunu 1-6. madde).
Somut olayda, dosya içerisinde bulunan 31.01.2013 havale tarihli jeoloji bilirkişi raporunda dava konusu suyun debisi ölçülmeden davacıya ait 151 ada 5 parsel sayılı taşınmaz içerisinde(şahsi tapu içerisinde) bulunması nedeniyle özel su olduğu belirtilmiştir. Ancak su kaynağının sadece tapulu taşınmazdan çıkmış olması özel su olduğu sonucunu doğurmaz. Tapulu taşınmazdan çıkmış olsa bile çıktığı taşınmaz ve malikinin kişisel ihtiyacından fazla ve taşınmazın dışına taşacak bir fazlalığa sahip olan su, genel su niteliğindedir.
Bu durumda mahkemece suların az olduğu dönemde uzman bilirkişiler aracılığıyla (Jeoloji mühendisi, Ziraat mühendisi ve Fen elemanından oluşacak bir heyet ile) yeniden keşif yapılarak, dava konusu suyun debisi ölçülerek, özel kaynak suyu mu, yoksa genel su mu olduğu belirlenmeli, özel su olduğu sonucuna varılırsa şimdiki gibi suya elatmanın önlenmesi davasının da kabulüne karar verilmelidir. Aksi halde, genel su olduğu sonucuna varılırsa; genel sulardan, herkes ihtiyacı oranında öncelikli ve kadim hak korunarak yararlanabileceğinden; tarafların ihtiyaçları araştırılıp, gerektiğinde irtifak hakkı tesisi de düşünülüp sonucu dairesinde hüküm kurulması gerekir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle, (1) numaralı bentte yazılı nedenlerle davalının temyiz itirazlarının reddine, (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, peşin yatırılan harcın istek halinde yatırana iadesine, 15.11.2013 tarihinde oybirliği ile karar verildi.