YARGITAY KARARI
DAİRE : 14. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2013/10917
KARAR NO : 2013/12100
KARAR TARİHİ : 24.09.2013
MAHKEMESİ :Sulh Hukuk Mahkemesi
Davacı vekili tarafından, davalı aleyhine 22.01.2011 gününde verilen dilekçeyle ilgili önalım hakkından kaynaklanan tapu iptali ve tescil istenmesi ve akabinde davacı vekilinin ıslah dilekçesi ile davaya tazminat davası olarak devam etmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın kabulüne dair verilen 08.01.2013 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
_K A R A R_
Dava, önalım hakkı nedeniyle payın iptali ve tescili istemine ilişkindir.
Davacı vekili, müvekkilinin paydaş olduğu 470 parsel sayılı taşınmazda 05.10.2010 tarihinde 6.200,00 TL bedel ile 1/3 payın davalı tarafından satın alındığını belirterek önalım hakkı nedeniyle bu payın müvekkili adına tescilini istemiştir. Önalım hakkına konu payın dava sırasında bir başka kişiye satılması üzerine 30.03.2011 tarihli ıslah dilekçesi ile seçimlik hakkını kullanmış, davasını tazminata dönüştürerek davalı hakkındaki davasını devam ettirmiş ve ilk satış bedeli ile ikinci satış bedeli arasındaki fark olan 79.550,00 TL tazminatın davalıdan tahsilini istemiştir.
Davalı vekili, davanın tazminat davasına dönüştüğünü ve görevli mahkemenin asliye hukuk mahkemesi olduğunu, dava konusu yerin fiilen …’un kullanımına terk edilen yer olduğunu ve fiili taksim mevcutken önalım hakkının kullanılamayacağını belirterek davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, her bir paydaşın taşınmazın bir kısmını uzunca bir süredir kullandığı bir fiili taksimin söz konusu olmadığı gerekçesiyle davanın kabulü ile talep edilen tazminata hükmedilmiştir.
Hükmü, davalı vekili temyiz etmiştir.
Önalım davasına konu payın ilişkin bulunduğu taşınmaz paydaşlarca özel olarak kendi aralarında taksim edilip her bir paydaş belirli bir kısmı kullanırken bunlardan biri kendisinin kullandığı yeri ve bu yere tekabül eden payı bir üçüncü şahsa satarsa, satıcı zamanında bu yerde hak iddia etmeyen davacının tapuda yapılan satış nedeniyle önalım hakkını kullanması TMK’nın 2. maddesinde yer alan dürüst davranma kuralı ile bağdaşmaz. Kötüniyet iddiası 14.2.1951 tarihli ve 17/1 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı uyarınca davanın her aşamasında ileri sürülebileceği gibi mahkemece de kendiliğinden nazara alınması gerekir. Bu gibi halde savunmanın genişletilmesi söz konusu değildir. Eylemli paylaşmanın varlığı halinde davanın reddi gerekir.
Somut olaya gelince; dava konusu taşınmazın 1/9 payının … … oğulları … … ve … …, 16/36 payının davacı … … oğlu … adına kayıtlı olduğu ve 1/3 payın ise … … oğlu … adına kayıtlı iken davalıya satıldığı anlaşılmıştır. Davalının taşınmazın fiilen bölünerek kullanıldığı yönündeki savunması doğrultusunda dinlenen mahalli bilirkişi ve tanık beyanlarında taşınmazın evveliyatında … ve … kardeşlere ait olup onların ölümü ile davacı … … oğlu … ile dava dışı satıcı …’un kardeşi … … oğlu …’un kullandığını,…’ın kendi kullandığı kısmı kiraya verdiğini, bu şekilde arazinin kuzey tarafını …nin güneyini ise …’ın kullandığını beyan etmişlerdir.
Ayrıca beyanlardan dava dışı satıcı …’un payını kendisi adına kardeşi …’un işlettiği anlaşılmaktadır. Davacı …’un payına hasren kullandığı alana mısır ektiği, dava konusu paya hasrende önceki malik … adına kullanan kardeşi …’un bu kısmı kiraya verdiği ve bu kişiden satın alan davalı … ve yargılama sırasında dava konusu payı satın alan…’un buğday ekerek kullandığı da açıktır. Mahalli bilirkişi, tanık beyanları, tapu kaydındaki tedavüller ve taşınmazın fiili kullanım biçimi davalının fiili taksim savunmasını doğrular niteliktedir. Taşınmazın çok sayıda paydaşı olmasına karşın fiilen taksim edildiğinden söz edebilmek için her bir paydaşın fiilen kullandığı bir bölümün olması ya da taşınmazı kullanan paydaşların paylarına karşılık gelen bir alanı kullanmaları gerekmemektedir. Ortada hukuken geçerli olmasa bile bir eylemli bölüşme söz konusu olduğundan zamanında davalının satın aldığı yer üzerinde hak iddia etmeyen davacının önalım hakkını kullanması yukarda açıklandığı üzere Medeni Kanun’un 2. maddesi ile bağdaşmaz. Taşınmaz fiilen taksim edilerek
kullanıldığına göre mahkemece davanın reddine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiş, bu sebeple kararın bozulması gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenle davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, peşin yatırılan harcın istek halinde yatırana iadesine, 24.09.2013 tarihinde oybirliği ile karar verildi.