YARGITAY KARARI
DAİRE : 14. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2013/6203
KARAR NO : 2013/12131
KARAR TARİHİ : 24.09.2013
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Davacı vekili tarafından, davalı aleyhine 04.12.2006 gününde verilen dilekçe ile tapu iptali ve tescil istenmesi üzerine bozmaya uyularak yapılan muhakeme sonunda; davanın kabulüne dair verilen 24.12.2012 günlü hükmün Yargıtayca, duruşmalı olarak incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmekle, tayin olunan 24.09.2013 günü için yapılan tebligat üzerine temyiz eden davalı vekili Av. … geldi. Karşı taraftan gelen olmadı. Açık duruşmaya başlandı. Süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra gelenin sözlü açıklamaları dinlendi. Duruşmanın bittiği bildirildi. İş karara bırakıldı. Bilahare dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
_K A R A R_
Davacı, dava konusu 1 parsel sayılı taşınmazı dava dışı …’ten satın aldığını, köyde oturduğunu ve bu konuda kardeşler arasında çekişme bulunmadığından taşınmazın davalı adına tescilinin sağlandığını, davalı ile birlikte taşınmaz üzerinde 3 katlı bina yaptıklarını, kardeşler arasında uyuşmazlık çıkınca oturduğu evden atıldığını, taraflar arasında 21.09.2005 tarihli bir belge düzenlendiğini ileri sürerek, 1 parsel sayılı taşınmazın tapu kaydının iptaliyle adına tescilini, 02.04.2008 ve 01.07.2008 tarihli duruşmalarda halen oturduğu bağımsız bölümün adına tescilini istemiştir.
Davalı, davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece taraflar arasındaki tutanağın soruşturmadan kurtulmak amacıyla ve çekişme konusu taşınmazın edinildiği tarihten sonra düzenlendiği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş, davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, karar Dairemizin 18.10.2011 günlü ve 2011/8044-12256 sayılı kararı ile davacının dayandığı 21.09.2005 günlü belgenin yazılı delil başlangıcı niteliğinde bulunduğu gerekçesiyle bozulmuştur. Mahkemece, bozma ilamına uyularak davanın kabulüne taşınmazın 1/3 payının davacı adına tescili ile 1.katın mülkiyetinin davacıya bırakılmasına karar verilmiştir.
Hükmü, davalı vekil temyiz etmiştir.
1-Yapılan yargılamaya, toplanan deliller ve tüm dosya içeriğine göre davalı vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışındaki temyiz itirazlarının yerinde görülmemiş, reddi gerekmiştir.
2-Dava, inanç sözleşmesine dayalı tapu iptali ve tescil isteğine ilişkindir.
İnançlı işlemler, inananın teminat oluşturmak veya yönetilmek üzere mal varlığı kapsamındaki bir şey veya hakkını, inanılana devretmesi ve inanılanın da inanç anlaşmasındaki koşullara uygun olarak inanç konusu şeyi kullanmasını, amaç gerçekleştiğinde ise belirlenen şekilde inanana iade etmesini içeren işlemlerdir.
22.12.1995 tarihli ve 1/3 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında vurgulandığı üzere, Eşya Hukukunda “muhdesat” kavramından bir arazi üzerinde arz malikinden başkasına veya yalnızca bir paydaşa ait yapı ve tesisler ile bağ ve bahçe şeklinde dikilen ağaçları anlaşılmalıdır. Muhdesat, sahibine arazi mülkiyetinden ayrı bağımsız bir mülkiyet veya sınırlı bir ayni hak sağlamaz.
Bir kişi lehine muhdesatın tespitine ve bunun kütüğün beyanlar hanesine yazılmasına 3402 Sayılı Kadastro Kanununun 19/2 maddesi olanak sağlamaktadır. Gerçekten, anılan hüküm uyarınca; “Taşınmaz mal üzerinde malikinden başka bir kimseye veya paydaşlarından birine ait muhdesat mevcut ise bunun sahibi, cinsi, ihdas tarihi ve iktisap sebebi belirtilerek tutanağın ve kütüğün beyanlar hanesinde gösterilir.”
Bu şekilde bir belirtmenin yenilik doğrucu bir sonucu olmadığı, esasen var olan şahsi hakka aleniyet kazandıracağı ve sadece muhdesat sahibi lehine kanıt oluşturacağı kuşkusuzdur. Ne var ki, Kadastro Kanunu kural olarak kadastro bölge ve çalışma alanlarında, üzerinde çalışma yapılan taşınmazlara uygulanır. Anılan yasanın 33. maddesinde Kadastro Kanununun bazı hükümlerinin kadastro çalışma bölgeleri dışındaki genel hükümlere göre açılan davalarda da uygulanacağı kabul edilmiş ise de uygulanacak hükümler yasanın 14, 15, 17, 18, 20 ve 21. maddeleriyle sınırlıdır. Değişik bir anlatımla, kadastrodan sonraki hukuki sebeplere dayanılarak genel mahkemelerde açılan davalarda Kadastro Kanununun 19/2 maddesine dayanılarak muhdesat tespiti ve bunun kütüğün beyanlar hanesinde gösterilmesi istenemez.
Somut uyuşmazlıkta, davacı ile davalı arasında düzenlendiği anlaşılan 21.09.2005 tarihli belge ile inanç sözleşmesi kanıtlandığından taşınmazın 1/3 payının davacı adına tesciline karar verilmesinde hukuka aykırı bir yön bulunmamaktadır. Ancak, hükme esas alınan 16.05.2008 günlü fen bilirkişi raporunda taşınmazda üç katlı bina, depo ve ahır bulunduğu belirtilmiştir. Dosya içerisindeki tapu kaydından, dava konusu 1 parsel sayılı taşınmazın iki katlı betonarme bina niteliğinde olup kat mülkiyeti veya irtifakı kurulmadığı
anlaşılmaktadır. Taşınmaz üzerindeki binada bağımsız bölümler oluşturulmadan, başka bir deyişle kat mülkiyeti veya irtifakı kurulmadan bağımsız bölümlerin mülkiyetinin tespitine karar verilmez.
Mahkemece, yukarıda yapılan saptamalar uyarınca davacının muhdesat tespiti ve belirtmesinin tapu siciline yansıtılması isteminin reddi gerekirken istemin hüküm altına alınması doğru görülmemiş, bu sebeple kararın bozulması gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda (1.) bentte açıklanan nedenlerle davalı vekilinin diğer temyiz itirazlarının REDDİNE, (2.) bentte açıklanan nedenlerle davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, 990 TL Yargıtay duruşma vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine, peşin harcın istek halinde yatırana iadesine, 24.09.2013 tarihinde oybirliği ile karar verildi.