YARGITAY KARARI
DAİRE : 14. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2013/8401
KARAR NO : 2013/12723
KARAR TARİHİ : 03.10.2013
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Davacı vekili tarafından, davalılar aleyhine 31.10.2008 gününde verilen dilekçe ile tapuda yazılı şerhin kaldırılması istenmesi üzerine yapılan muhakeme sonunda; dava konusuz kaldığından esas hakkında karar verilmesine yer olmadığına dair verilen 17.03.2011 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davacılar vekili ve davalı Gelir İdaresi Başkanlığı vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
K A R A R
Dava, haciz ve satış vaadi şerhinin terkini isteğine ilişkindir.
Davalılar … ve …, davayı kabul etmiştir.
Davalı Gelir İdaresi Başkanlığı vekili ve SGK vekili, husumet, görev ve esastan davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
Diğer bir kısım davalılar, davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, davacılar vekili tarafından tapu kaydı üzerindeki tüm haciz ve şerhlerin kalktığının beyan edildiği gerekçesiyle konusuz kalan davanın esası hakkında karar verilmesine yer olmadığına karar verilmiştir.
Hükmü, davacılar vekili ve davalı Gelir İdaresi Başkanlığı vekili temyiz etmiştir.
Haciz, kesinleşmiş icra takibinin konusu olan bir alacağın ödenmesini teminen borçluya ait ve haczi kabil bulunan mallara bir bakıma takibi yapan icra müdürlüğünün el koyması işlemidir.
İcra İflas Kanununun 91. maddesi hükmü gereğince gayrimenkulün haczi ile takip konusu borç ve eşya arasında ilişki kurulur ve tasarruf yetkisi Türk Medeni Kanununun 1010.maddesi anlamında kısıtlanmış olur. Bu tür kişisel haklar tapu kütüğüne şerh verilmekle hak sahibine eşya üzerinde dolaylı da olsa hâkimiyet kurma hakkı sağlamaz ise de tasarruf yetkisinin dar anlamda kısıtlanması sonucunu doğurduğundan taşınmaz üzerinde sonradan bu hakla bağdaşmayan hak kazanan kişilere karşı da ileri sürülebilir hale gelir.
Haciz şerhinin usulsüz konulduğunun saptanması veya lehtarın talebi üzerine kaldırılması mümkün olduğu gibi Türk Medeni Kanununun 1010. maddesi uyarınca borcun ödenmesi, icra takibinin düşmesi ya da herhangi bir sebeple sona ermesi halinde de taşınmaz kaydının terkini mümkündür.
Öte yandan, Türk Medeni Kanununun 1009. maddesi ve Tapu Kanununun 26. maddesi uyarınca satış vaadi sözleşmesi ile tanınan ileride satın alma hakkının tapu siciline şerhi olanaklıdır. 2644 sayılı Tapu Kanununun 26/6 maddesinde de “Şerhten itibaren beş yıl içinde satış yapılmaz veya irtifak hakkı tesis ve tapuya tescil edilmezse işbu şerh tapu müdürü veya memuru tarafından re’sen terkin olunur” hükmü bulunmaktadır. Fakat bu hüküm sözleşmenin tapuya şerhinden itibaren beş yıl içinde asıl satış akti yapılmazsa bu şerhi tapu müdürlüğünün re’sen terkin edeceği anlamına gelmez. Bu terkin Tapu Sicil Tüzüğünün 78/4 maddesi gereği ancak taşınmaz malikinin istemi ile yapılabilir.
Tarafların satış vaadi sözleşmesini iradi olarak feshetmeleri mümkündür. Fesih halinde, fesihname müdürlüğe ibraz edilirse, satış vaadi sözleşmesi şerhi terkin edilir. Satış vaadi sözleşmesinin mahkeme kararıyla feshi halinde de aynı uygulama yapılır. Çünkü her iki durumda da şerhin dayanağı olan hak ortadan kalkmış olur. Ancak sözleşmenin tek taraflı olarak feshi durumunda müdürlükçe terkin istemi yerine getirilemez.
Satış vaadi sözleşmesinin beş seneden fazla bir müddet için şerhi mümkün değildir (Tapu K. m.26). Sözleşmede böyle bir kayıt olsa bile beş yıllık sürenin dolmasının ardından malik, şerhin terkinini müdürlükten isteyebilir.
Görülüyor ki, satış vaadi sözleşmesinin terkininin gerektiği hallerde, tapu müdürü veya memuru bu işlemi kendiliğinden değil, aleyhine tapuda şerh bulunan malikin istemesi üzerine kaldırabilir.
Somut olayda ise; 33 ada 28 parsel sayılı taşınmazda bulunan 8 no’lu bağımsız bölüm üzerindeki satış vaadi şerhinin 28.05.2001 tarihinde konulduğu, davacının, satış vaadi şerhinin terkini için ilgili tapu müdürlüğüne başvurup başvurmadığının belirlenmediği gibi icrai haciz, ihtiyati haciz ve kamu hacizlerinin halen 7 ve 8 no’lu bağımsız bölümler üzerinde bulunduğu dosya kapsamından anlaşılmaktadır.
Bu durumda mahkemece, dava konusu 28 parsel sayılı taşınmazda bulunan 7 ve 8 no’lu taşınmazlara ilişkin son tapu kaydı getirtilerek yukarıda açıklanan ilkeler doğrultusunda işin esası hakkında bir karar vermek gerekirken eksik inceleme ve araştırma ile yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, bozma nedenine göre davacılar vekili ve davalı Gelir İdaresi Başkanlığı vekilinin diğer temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına, peşin yatırılan harcın istek halinde yatırana iadesine, 03.10.2013 tarihinde oybirliği ile karar verildi.