Yargıtay Kararı 14. Hukuk Dairesi 2013/8825 E. 2013/12297 K. 27.09.2013 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 14. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2013/8825
KARAR NO : 2013/12297
KARAR TARİHİ : 27.09.2013

MAHKEMESİ :Sulh Hukuk Mahkemesi

Davacı vekili tarafından, davalılar aleyhine 24.05.2011 gününde verilen dilekçe ile suya elatmanın önlenmesi istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın reddine dair verilen 20.02.2013 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
K A R A R
Dava, suya vaki müdahalenin önlenmesi isteğine ilişkindir.
Davacı, 20 yıl önce davalılarla birlikte taşınmazlarına getirdikleri dava konusu suyu içme suyu olarak birlikte kullandıklarını, köye şebeke suyu gelmesi üzerine davalıların dava konusu suyu kendisine sulama suyu olarak bıraktığını ancak davalıların 23.05.2011 tarihinde iş makineleri ile taşınmazlarında kazı çalışması yaparak suya müdahale ettiklerini belirterek davalıların suya vaki elatmalarının önlenmesini istemiştir.
Davalılar, davanın reddini savunmuşlardır.
Mahkemece, davanın reddine karar verilmiştir.
Hükmü, davacı vekili temyiz etmiştir.
Türk Medeni Kanununun 756. maddesine göre; kaynaklar, arazinin bütünleyici parçası olup, bunların mülkiyetinin ancak kaynadıkları arazinin mülkiyeti ile birlikte kazanılabileceği belirtilmiştir.
Gerçek kaynağın suyu bir akiferden gelir. Su çıkışı bir noktadan veya bir alandan olabilir. Bu alana kaynak alanı denir. Kaynak, yeraltı suyunun doğal olarak yeryüzüne çıkması halidir.
Kaynak suyu kendiliğinden kaynadığı arazinin hudutlarını aşacak debide ise ya da malikinin ihtiyaçlarını karşıladıktan sonra fazlası varsa genel su kabul edilir ve komşular yararlanabilir.
Uygulamada kaynak; “yeraltı suyunun üst düzeyinin yer yüzeyini kestiği yer” olarak tanımlanmaktadır. Yeraltı suyu doğal yoldan yeryüzüne çıkmamış, drenaj vs. yollarla çıkarılmış ise, kaynak olarak değil, drenaj veya kuyu vs. isimlerle anılır. Bu şekilde insan eliyle çıkarılan sular, yeraltı suyu olarak kabul edilir.
Yeraltı suları, kamu yararına ait sulardandır. Arza malik olmak, onun altındaki yeraltı sularında da malik olmak sonucunu doğurmaz (TMK.md. 756/3).
Arazisinde faydalı ihtiyaçları için yeter miktarda su bulunmayan veya bu suyu elde etmesi fahiş masrafı icabettiriren bir kimsenin, komşu arazideki yeraltı suyundan istifade şartları 20. maddede sözü geçen tüzkte belirtilir (167 Sayılı Yeraltı Suları Kanunu1-6. madde).
Somut olayda; dosya içerisinde bulunan 10.10.2012 tarihli jeoloji bilirkişi raporunda davalılar tarafından maliki oldukları 137 ada 1 parsel sayılı taşınmazda yapılan kazı çalışmasında herhangi bir su kaynağının bulunmadığı, ancak kazı çalışmasının derine indirilmesi durumunda davacının su kaynağının kurumasına sebebiyet verileceği belirtilmiş, 12.10.2012 tarihli ziraat bilirkişi raporunda da davalılar tarafından yapılan kazı çalışması neticesinde herhangi bir su kaynağı elde edilmemiş olması nedeniyle suya elatılmadığı , ancak kazı çalışmasının devamı ve derine indirilmesi durumunda davacının taşınmazında bulunan sulama havuzuna akan suyun olumsuz etkilenebileceği, azalabileceği tespit edilmiştir.
Bu durumda mahkemece davalıların kendi taşınmazlarında yaptıkları kazı çalışması nedeniyle davacının taşınmazında bulunan suyun henüz olumsuz etkilenmediği, zararın oluşmadığı gerekçesi ile davanın reddine karar verilmesi gerkirken davalıların taşınmazlarında mülkiyet hakkının verdiği tasarruf yetkisini kullandıkları gerekçesi ile davanın reddine karar verilmesi doğru değil ise de davanın reddi sonuç olarak isabetli olduğundan HUMK’nın 438/son maddesi gereğince hükmün gerekçesinin değiştirilerek onanmasına karar vermek gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle hükmün gerekçesinin yukarıdaki şekilde DEĞİŞTİRİLEREK DÜZELTİLMİŞ bu gerekçe ile ONANMASINA, peşin yatırılan harcın istek halinde yatırana iadesine, 27.09.2013 tarihinde oybirliği ile karar verildi.