YARGITAY KARARI
DAİRE : 14. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2013/9096
KARAR NO : 2013/13049
KARAR TARİHİ : 10.10.2013
MAHKEMESİ :Sulh Hukuk Mahkemesi
Davacı vekili tarafından, davalı aleyhine 28.01.2013 gününde verilen dilekçe ile ortak yerlerde onarım yapılması gerektiğinin tespiti istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın reddine dair verilen 08.02.2013 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davacı tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
K A R A R
Dava, dava konusu 1674 ada 16 parsel sayılı taşınmazda bulunan su kuyusunun taraflar arasında kullanılmasından kaynaklanan muarazanın hakim müdahalesi ile giderilmesi istemine ilişkindir.
Mahkemece, davanın reddine karar verilmiştir.
Hükmü, davacı temyiz etmiştir.
“Hakimin davayı aydınlatma ödevi” başlıklı 6100 sayılı Yasanın 31.maddesinde aynen “Hakim, uyuşmazlığın aydınlatılmasının zorunlu kıldığı durumlarda maddi veya hukuki açıdan belirsiz yahut çelişkili gördüğü hususlar hakkında, taraflara açıklama yaptırabilir; soru sorabilir; delil gösterilmesini isteyebilir.” şeklinde düzenlenmiştir.
HMK’nın 316/1. maddesinde basit yargılama usulüne tabi dava ve işler düzenlenmiş, sulh hukuk mahkemelerinin görevine giren dava ve işlerde basit yargılama usulünün uygulanacağı belirtilmiştir. HMK’nın 320. maddesi ise basit yargılama usulüne tabi davalarda uyulması gerekli kuralları anlatmaktadır. Bu maddenin birinci fıkrasında belirtilen “Mahkeme, mümkün olan hallerde tarafları duruşmaya davet etmeden dosya üzerinden karar verir” hükmü, tarafların dilekçelerinin verilmesi aşamasından sonra, dilekçeler ve dosyada yer alan deliller yeterli görülüyorsa ayrıca ön inceleme yapmadan ve duruşma açmadan da karar verilebileceği anlamındadır. Bir başka ifade ile basit
yargılama usulünde bu hüküm kanun koyucu tarafından yazılı yargılama usulünden farklı olarak yargılamanın daha kısa sürede tamamlanabilmesi için düzenlenmiş olup kanunun amacına aykırı olarak davanın reddi için bir araç sayılmamalıdır.
Aynı maddenin ikinci fıkrasında, yazılı yargılama usulündeki ön inceleme aşamasının yerine geçecek olan ilk duruşmada nelerin yapılabileceği, üçüncü fıkrada ise tahkikatın basit yargılama usulünde nasıl yürütüleceği belirtilmiştir.
HMK’nın “Hükmün Kapsamı” başlıklı 297/1 maddesi gereğince de; tarafların ve davaya katılanların iddia ve savunmalarının mahkeme kararında açıkça ve doğru şekilde yazılması gerektiğinin belirtildiği gibi, aynı maddenin 2. fıkrasında “Hükmün sonuç kısmında, gerekçeye ait herhangi bir söz tekrar edilmeksizin, taleplerden her biri hakkında verilen hükümle, taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların, sıra numarası altında; açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gereklidir.” denilmiştir.
Somut olaya gelince;
Mahkemece, HMK’nın 31.maddesine aykırı şekilde dava aydınlatılmadan, aynı Yasanın 320. maddesine göre taraflar ön inceleme duruşmasına davet edilmeden, ayrıca tarafların yokluğunda yapılan yargılama ile HMK’nın 297. maddesindeki nitelikleri taşımayan ve dava dilekçesinde anlaşılamamasına rağmen “Kat Mülkiyeti Kanununa ilişkin”, “göreve ilişkin” ve “hukuki yarar yokluğuna ilişkin” sözde gerekçelerle davanın reddine karar verilmesi doğru görülmemiştir.
Açıklanan nedenlerle usul ve yasaya aykırı hükmün bozulması gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı …’nın temyiz itirazının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, peşin yatırılan temyiz harcının istek halinde yatırana iadesine, 10.10.2013 tarihinde oybirliği ile karar verildi.