YARGITAY KARARI
DAİRE : 14. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2013/9388
KARAR NO : 2013/12873
KARAR TARİHİ : 08.10.2013
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Davacı tarafından, davalılar aleyhine 30.10.2008 gününde verilen dilekçe ile mera komisyon kararının iptali istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın reddine dair verilen 31.05.2013 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davacı tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
_K A R A R_
Dava, mera komisyonu kararının iptali isteğine ilişkindir.
Davacı, dava konusu taşınmazın Teşrinievvel 302 yoklama tarihli ve cilt 9, sayfa 1, sıra 4’te kayıtlı tapu kaydı ile murisinden kaldığını ve kadimden bu yana da kullandıkları taşınmazın … İli Mera Komisyonunca 22.09.2008 tarihli ve 2008-12-4 sayılı karar ile mera olarak tespit edilerek ilana çıkarıldığını belirterek, mera komisyon kararının iptalini talep etmiştir.
Davalı Hazine vekili, komisyon kararının doğru olduğunu, davanın reddini savunmuştur.
Davalı …, davaya cevap vermemiştir.
Mahkemece, bilirkişi raporlarına göre 160 ada 1 parsel içinde kalan dava konusu taşınmazın mera vasfında olduğu ve mera tespit sınırları içinde kaldığı gerekçesi ile ispat edilemeyen davanın reddine karar verilmiştir.
Hükmü, davacı dava konusu yeri uzun süredir kullandığı, tapu kaydı olan taşınmazların ancak kamulaştırma kararı ile mera olarak sınırlandırılabileceği gerekçesi ile temyiz etmiştir.
Taşınmazlara ilişkin uyuşmazlıkların çözümünde en önemli delillerden biri olan keşif; re’sen veya taraflardan birinin talebi üzerine davanın her aşamasında çekişmeli taşınmazda gerekli inceleme ve araştırmaların yapılması demektir.
Keşfin nasıl yapılacağına ilişkin düzenlemelere ise 6100 sayılı HMK’nın 288 ve devamındaki hükümlerinde yer verilmiştir. Keşif, taraflara keşif gün ve saatini bildirir usulüne uygun şekilde davetiye çıkarıldıktan sonra tarafların huzurunda, davete icabet etmedikleri takdirde yokluklarında yapılabilir. Keşif yapılmasına ilişkin ara kararında; keşif giderlerinin neler olduğu ve bu giderlerin hangi tarafça karşılanması gerektiği, keşifte bilirkişi incelemesi yapılacak veya tanık dinlenecek ise bu hususların açıkça yazılması gerekir. Keşif gün ve saati duruşmada taraflara bildirilmiş ise artık taraflara ayrıca davetiye gönderilmesine gerek yoktur. Bilirkişi ve tanıkların keşif mahalline çağrılması hakkında HMK’nın 243. ve 244. maddelerinde belirtilen mahkemeye çağırmaya ilişkin hükümler uygulanır. Taraflar, kendilerine davetiye tebliğ edilmeden de göstermiş oldukları tanıkları keşifte hazır bulundurabilir. Fakat buna zorlanamazlar. Bilirkişi ve tanıkların davetiye masrafları ile tespit edilecek yollukları ilgililerden tahsil edilerek, keşif gün ve saati ile keşif mahalli keşif gününden makul bir süre önce kendilerine bildirilmelidir. Bu kuralın dışına çıkılarak, “tarafların, tanıklarını bizzat keşifte hazır bulundurmaları” şeklinde verilecek ara kararı tarafların savunma hakkını kısıtlayacağından usul hükümlerine aykırıdır.
Uygulamada yararlanmak üzere komşu taşınmazların tapu kayıtları getirtilmeli, keşifte yöreyi iyi bilen mahalli bilirkişiler ve konularında uzman olan teknik bilirkişiler aracılığı ile uygulama yapılmalı, kayıtlardaki her sınır bilirkişilere sorularak arazi üzerinde tespit ettirilmeli, dava konusu yeri kapsayıp kapsamadığı duraksamasız belirlenmeli, saptanan sınırlar teknik bilirkişinin çizeceği krokide işaret ettirilmeli, diğer yandan mahalli bilirkişilerin söylediklerinin denetimi açısından komşu taşınmaz revizyon tapu veya vergi kayıtlarının nizalı taşınmaz yönünü ne şekilde nitelendirdiği üzerinde durulmalıdır.
Dava konusu taşınmazın tapu kaydı harita ve krokisi mevcut ise, bu tapu kaydına Türk Medeni Kanununun 719, 3402 sayılı Kadastro Kanununun 20.maddeleri uyarınca kapsam belirleneceği kuşkusuzdur. Taşınmazın harita ve krokisi yoksa veya bunlar uygulama niteliğinden yoksunsa, tapu kaydı ilk tesisinden itibaren getirtilmeli, gitti kayıtlarının yüzölçümlerine ve sınırlarına bakılmalı, bir değişiklik varsa bunun dayandığı belgeler incelenmeli, doğru ve yasal bir nedeni olup olmadığı araştırılmalı, doğru esasa dayanmıyorsa ilk tesisindeki sınırlara itibar edilmelidir.
Ayrıca, karşı tarafın dayanak belgeleri ile savunmasında ileri sürdükleri kayıtların da tüm geldiler ile birlikte merciinden getirtilerek aynı
şekilde mahallinde uygulanması gerekir. Bilirkişi ve tanıklar keşif mahallinde dinlenir ve keşfin tamamlanmasından sonra da buna ilişkin bir tutanak düzenlenir.
Somut olayda; dava konusu taşınmaza komşu parsellerin tapu ve vergi kayıtları getirtilmemiş, uygulama yapılmak suretiyle dava konusu yerin davacının tapu kaydı kapsamında kalıp kalmadığı açıklığa kavuşturulmamıştır. O halde yukarıda yapılan açıklamalar gereğince, davacıların dayandığı tapu kayıtlarının mahalline uyup uymadığının belirlenebilmesi için komşu köylerden çevreyi iyi bilen yaşlı ve tarafsız bilirkişilerin temini ile çevredeki taşınmazların varsa tapu ve vergi kayıtları da getirtilerek mevkii ve sınırları ayrı ayrı sorularak beyanlarının alınması, buna göre ayrıntılı ve gerekçeli bilirkişi raporu ve krokisi düzenlettirilerek oluşacak sonuca göre bir karar verilmelidir.
Mahallinde yapılan uygulamada, tapu kaydının hudutları kapanmadığı takdirde sabit hudutlardan başlamak suretiyle kayda miktarı itibariyle kapsam tayin edilmeli, tapu kaydının hiçbir şekilde uygulanamaması halinde ise davanın reddine karar verilmelidir.
Eksik araştırma ve inceleme ile yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiş, bu sebeple kararın bozulması gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle hükmün BOZULMASINA, peşin yatırılan harcın istek halinde yatırana iadesine, 08.10.2013 tarihinde oybirliği ile karar verildi.