YARGITAY KARARI
DAİRE : 15. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2011/11940
KARAR NO : 2012/32854
KARAR TARİHİ : 26.03.2012
MAHKEMESİ :Çocuk Mahkemesi
SUÇ : Güveni Kötüye Kullanma
HÜKÜM : Mahkumiyet
Dosya incelenerek gereği düşünüldü;
Zilyedinin rızası olmadan başkasına ait taşınır bir malı, kendisine veya başkasına bir yarar sağlamak maksadıyla bulunduğu yerden almak, hırsızlık suçunun temel şeklidir. Taşınır malın alınmasının suç oluşturabilmesi için, zilyedinin rızasının bulunmaması gerekir. Güveni kötüye kullanma suçunda ise, başkasına ait olup da, muhafaza etmek veya belirli bir şekilde kullanmak üzere zilyetliği kendisine devredilmiş olan mal üzerinde, kendisinin veya başkasının yararına olarak, zilyetliğin devri amacı dışında tasarrufta bulunan veya bu devir olgusunu inkar eden kişi, şikayet üzerine, cezalandırılmaktadır. Zilyetlik rızayla faile devredilmelidir.
Somut olayda; suça sürüklenen çocuğun, bir yeri arayacağını söyleyerek, katılanın rızası dahilinde aldığı cep telefonunu, katılana iade etmediği ve telefonu alarak, olay yerinden uzaklaşması karşısında; cep telefonunun zilyetliğinin, kısa bir süre için de olsa müşteki tarafından suça sürüklenen çocuğa devredilmiş olması nedeniyle, eylemin güveni kötüye kullanmak suçunu oluşturduğu dikkate alınarak, hırsızlık suçunun oluşacağı yönünde tebliğnamedeki düşünceye iştirak edilmemiştir.
Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre, suça sürüklenen çocuğun sair temyiz itirazlarının reddine, Ancak;
1-Suç tarihinde 15-18 yaş grubu içerisinde bulunan suça sürüklenen çocuğun lehine olan, 5395 sayılı Çocuk Koruma Kanunu’nun 5560 sayılı kanunla değişiklikten önceki 24.maddesi gereğince, atılı suçun, uzlaşma kapsamında bulunduğu dikkate alınarak, 5271 sayılı CMK’nın 253/4 maddesi gereğince, taraflardan birinin reşit olmaması halinde, uzlaşmanın kanuni temsilcilere sorulması gerektiği gözetilmeden, sadece suça sürüklenen çocuğa sorulmakla yetinilerek, uzlaşmanın usulüne uygun uygulanmaması,
2-5237 sayılı TCK ‘nın 61/8 maddesi hükmü karşısında adli para cezası hesaplanırken, bu madde hükmüne göre cezanın belirlenmesi ve bireyselleştirilmesine yönelik arttırma ve indirimlerin gün üzerinden yapılması ve sonuç gün ile kişinin ekonomik ve kişisel durumuna göre belirlenecek miktarla çarpılması sonucu, adli para cezası miktarının tespit edilmesi gerektiği gözetilmeden, 5252 sayılı yasanın 5. maddesi gereğince doğrudan adli para cezasına hükmedilerek, bu ceza üzerinden arttırım ve indirim yapılarak fazla ceza tayini,
3-Adli para cezalarının 5083 sayılı Kanun’un 1.maddesi ile 01.01.2009 tarihinde yürürlüğe giren Bakanlar Kurulu’nun 04.04.2007 tarih ve 2007/11963 sayılı kararının 1.maddesi uyarınca Türk Lirası (TL) olarak belirlenmesinde zorunluluk bulunması,
4-Suça sürüklenen çocuğun, silinme koşullarının oluştuğu sabıkadan başka adli sicil kaydının bulunmadığı dikkate alınarak, 08.02.2008 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanarak aynı gün yürürlüğe giren 5728 sayılı Kanunun 562. maddesi ile değişik 5271 sayılı CMK.nun 231. maddesi uyarınca; hükmolunan cezanın tür ve süresine göre hükmün açıklanmasının geri bırakılıp bırakılmayacağı hususunun değerlendirilmemesi,
Bozmayı gerektirmiş, suça sürüklenen çocuğun temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde görüldüğünden, hükmün 5320 sayılı Yasanın 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK.nın 321.maddesi uyarınca BOZULMASINA, 26/03/2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.