YARGITAY KARARI
DAİRE : 15. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2011/12316
KARAR NO : 2012/34966
KARAR TARİHİ : 17.04.2012
MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi
SUÇ : Dolandırıcılık ve Sahtecilik
HÜKÜM : Mahkumiyet
Dosya incelenerek gereği düşünüldü;
5237 Sayılı Kanun’un 53.maddesinde düzenlenen hak yoksunluğuna ilişkin hükümler uygulanmamış ise de hükmün kanuni sonucu olduğundan infaz aşamasında dikkate alınacağı mümkün görülmüştür.
Sanıklar …, … ve … hakkında mağdur Dilek’e yönelik nitelikli dolandırıcılık suçundan hükmolunan adli para cezasının tayininde TCK.nun 158/1-f ve 1.fıkra son cümle ile uygulama yapılırken aynı yasanın 61.maddesi gözetilerek, TCK.nun 52.madde hükmü uyarınca asgari olarak elde edilen haksız menfaatin 2 katından az olmamak üzere gün olarak belirlenip, artırım ve indirimlerin bulunan gün üzerinden yapıldıktan sonra bir tam gün karşılığı 20-100 TL olmak üzere sonuç gün ile çarpılmak suretiyle belirlenmesi gerekirken, temel adli para cezası miktarının doğrudan menfaatin iki katı olarak belirlenmesi ve sonuç olarak elde edilen menfaatin iki katından az adli para cezasına hükmedilmesi aleyhe temyiz olmadığından bozma nedeni yapılmamıştır.
1-Sanıklar … ve … hakkında mağdur …’e yönelik dolandırıcılık suçundan kurulan hükümlere yönelik yapılan incelemede;
Dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için; failin bir kimseyi, kandırabilecek nitelikte hileli davranışlarla hataya düşürüp, onun veya başkasının zararına, kendisine veya başkasına yarar sağlaması gerekmektedir.
Hile nitelikli bir yalandır. Fail tarafından yapılan hileli davranış belli oranda ağır, yoğun ve ustaca olmalı, sergileniş açısından mağdurun inceleme olanağını ortadan kaldıracak nitelikte bir takım hareketler olmalıdır. Kullanılan hileli davranışlarla mağdur yanılgıya düşürülmeli ve bu yanıltma sonucu yalanlara inanan mağdur tarafından sanık veya bir başkasına haksız çıkar sağlanmalıdır.
Hilenin kandırıcı nitelikte olup olmadığı olaysal olarak değerlendirilmeli, olayın özelliği, fiille olan ilişkisi, mağdurun durumu, kullanılmışsa gizlenen veya değiştirilen belgenin nitelikleri ayrı ayrı nazara alınmalıdır.
Somut olayda;
Sanıkların eylem birliği içerisinde dosyası ayrılan…sahte isimli kişiyle birlikte kurdukları factoring şirketinin ismini kullanmak suretiyle gazetelere komisyonsuz çek kırdırıldığı şeklinde ilan verdikleri, bu kapsamda arayan müşteki Dilek’ten bir takım evrakları fakslamasını ve 448 TL. parayı Hakan Batur sahte ismiyle açılmış olan banka hesap numarasına mesai saati bitmeden yatırmasını istedikleri, mağdurun parayı yatırmasına rağmen, kendisine istediği paranın gönderilmemesi üzerine birkaç gün sonra şirketi tekrar aradığında, ekonomik sıkıntılar içerisinde olduklarını ancak 215 TL. parayı yatırdığı takdirde işlemlerinin yapılacağını belirttiklerinden mağdurun bu parayı da belirtilen hesaba yatırdığı, sanıkların bu paraları bankamatik aracılığıyla çekerek mal edindikleri anlaşıldığından, eylemlerinin dolandırıcılık suçunu oluşturduğuna ilişkin mahkemenin kabulünde bir isabetsizlik görülmemiştir.
Sanıkların daha önce kasıtlı bir suçtan mahkum oldukları anlaşıldığından, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilebilmesi için aranan, 5271 sayılı CMK un 231/6.maddesinin (a) bendinde yazılı “kasıtlı bir suçtan mahkum olmamış bulunma” nesnel koşulunun bulunmaması nedeniyle, sanıklar hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilemeyeceği belirlenerek yapılan incelemede;
Sanıkların aynı suç işleme kararı çerçevesinde mağdurdan değişik tarihlerde para yatırmasını sağlamaktan ibaret eylemlerinin, 5237 sayılı Kanun’un 43.maddesinde yer alan zincirleme suç hükümlerinin uygulanmasını gerektirmekte ise de, aleyhe temyiz bulunmadığından bu husus bozma nedeni yapılmamıştır.
Sanıkların adli sicil kaydında tekerrüre esas mahkumiyeti bulunduğu halde TCK’nın 58.maddesinin uygulanmaması karşı temyiz bulunmadığından bozma nedeni yapılmamıştır.
Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre, yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddine ancak;
Adli para cezalarının 5083 sayılı Kanun’un 1.maddesi ile 01.01.2009 tarihinde yürürlüğe giren Bakanlar Kurulu’nun 04.04.2007 tarih ve 2007/11963 sayılı kararının 1.maddesi uyarınca Türk Lirası (TL) olarak belirlenmesinde zorunluluk bulunması,
Bozmayı gerektirmiş olduğundan hükmün, 5320 sayılı Yasanın 8/1.maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’un 321.maddesi uyarınca BOZULMASINA, ancak bu durumlar aynı kanunun 322.maddesi gereğince yeniden yargılamayı gerektirmediğinden, hükümde yer alan “YTL” ibaresinin “TL” olarak değiştirilmesi suretiyle hükmün DÜZELTİLEREK ONANMASINA,
2-Sanık … hakkında mağdur…’e yönelik dolandırıcılık suçundan dolayı kurulan hükmün yapılan incelemesinde;
Sanığın sair temyiz itirazlarının reddine ancak;
Adli para cezalarının 5083 sayılı Kanun’un 1.maddesi ile 01.01.2009 tarihinde yürürlüğe giren Bakanlar Kurulu’nun 04.04.2007 tarih ve 2007/11963 sayılı kararının 1. maddesi uyarınca Türk Lirası (TL) olarak belirlenmesinde zorunluluk bulunması,
Hükümden sonra 08.02.2008 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanarak aynı gün yürürlüğe giren 5728 sayılı Kanunun 562. maddesi ile değişik 5271 sayılı CMK.un 231. maddesi uyarınca; hükmolunan cezanın tür ve süresine göre hükmün açıklanmasının geri bırakılıp bırakılmayacağı hususunun değerlendirilmesinde zorunluluk bulunması,
Bozmayı gerektirmiş, sanığın temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün, bu sebepten dolayı 5320 sayılı Yasanın 8/1.maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK.un 321.maddesi uyarınca BOZULMASINA,
3- Sanıklar …, … ve … hakkında mağdur Orhan Albustanoğlu’na yönelik dolandırıcılık suçu ile … hakkında nüfus cüzdanında sahtecilik suçundan kurulan hükümlere yönelik suç tarihinin menfaatin elde edildiği 08.03.2005 ve öncesi olduğu belirlenerek yapılan incelemede;
Sanıklara yüklenen dolandırıcılık ve sahtecilik suçlarının gerektirdiği cezanın miktar ve nev’i itibariyle tabi olduğu 765 sayılı TCK’nın 102/4.maddesine göre hesaplanan beş yıllık asli dava zamanaşımının; mahkumiyet kararının verildiği 11.09.2006 tarihinden temyiz inceleme gününe kadar gerçekleştiği anlaşılmakla; 5320 sayılı Yasanın 8/1.maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’un 321.maddesi uyarınca hükmün BOZULMASINA, ancak bu husus yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden aynı kanunun 322. maddesinin verdiği yetkiye dayanılarak sanıklar hakkındaki kamu davalarının gerçekleşen zamanaşımı nedeniyle 5271 sayılı CMK’un 223/8.maddesi uyarınca ayrı ayrı DÜŞMESİNE, 17.04.2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.