YARGITAY KARARI
DAİRE : 15. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2011/13308
KARAR NO : 2012/37661
KARAR TARİHİ : 23.05.2012
MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi
SUÇ : Dolandırıcılık, Başkasına ait kimlik veya kimlik bilgilerinin kullanılması
HÜKÜM : Dolandırıcılık ve değişen suç vasfına göre resmî belgenin düzenlenmesinde yalan beyan suçlarından mahkumiyet
Dosya incelenerek gereği düşünüldü;
1) Sanık hakkında resmî belgenin düzenlenmesinde yalan beyan suçundan verilen mahkumiyet kararına yönelik temyiz isteminin incelenmesinde;
Sanık hakkında hükmolunan cezanın miktar ve türüne göre hükmün 21.07.2004 tarihinde yürürlüğe giren 5320 sayılı Yasanın 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 5219 Sayılı Kanunun 3-B maddesi ile değişik 1412 Sayılı CMUK.nun 305/1.maddesi gereğince hüküm tarihine göre temyizi mümkün olmadığından sanığın bu suçtan kurulan hükme yönelik temyiz isteğinin aynı kanunun 317.maddesi gereğince REDDİNE,
2) Sanık hakkında dolandırıcılık suçundan verilen mahkumiyet kararlarına yönelik temyiz isteminin incelenmesinde;
Suçun işlendiği yer gerekçeli karar başlığında gösterilmemiş ise de, bu husus mahallinde tamamlanması olanaklı eksiklik olarak görülmüş; sanığın daha önce kasıtlı bir suçtan mahkum olduğu anlaşıldığından, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilebilmesi için aranan, 5271 sayılı CMK.nun 231/6.maddesinin (a) bendinde yazılı “kasıtlı bir suçtan mahkum olmamış bulunma” nesnel koşulunun bulunmaması nedeniyle, sanık hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilemeyeceği anlaşılmıştır.
Dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için; failin bir kimseyi, kandırabilecek nitelikte hileli davranışlarla hataya düşürüp, onun veya başkasının zararına, kendisine veya başkasına yarar sağlaması gerekmektedir.
Hile nitelikli bir yalandır. Fail tarafından yapılan hileli davranış belli oranda ağır, yoğun ve ustaca olmalı, sergileniş açısından mağdurun inceleme olanağını ortadan kaldıracak nitelikte bir takım hareketler olmalıdır. Kullanılan hileli davranışlarla mağdur yanılgıya düşürülmeli ve bu yanıltma sonucu yalanlara inanan mağdur tarafından sanık veya bir başkasına haksız çıkar sağlanmalıdır.
Hilenin kandırıcı nitelikte olup olmadığı olaysal olarak değerlendirilmeli, olayın özelliği, mağdurun durumu, fiille olan ilişkisi, kullanılan hilenin şekli, kullanılmışsa gizlenen veya değiştirilen belgenin nitelikleri ayrı ayrı nazara alınmalıdır.
Aracını tamir ettirmek üzere Burdur Sanayi Sitesinde araba tamiratı yapmakta olan araç sahibi şikayetçi … ve tamirci tanık …in yanına gelip kendisini uzman çavuş olarak tanıtan sanığın, Burdur Trafik Tescil ve Denetleme Büro Amirliğinde görevli tanık …ın kardeşi olduğunu söyleyerek şahıslarda güven oluşturduktan sonra, 50,00 TL bozuk para olup olmadığını sorması, şikayetçinin olduğunu söyleyip parayı vermesinin ardından sanığın şikayetçi ve tanığa “nasıl numara ama, borç para isteseydim vermezdiniz, bu parayı aslında borç olarak alıyorum, yarın vereceğim” demesi, şikayetçinin sanığa güvenerek parayı ertesi gün tanık Haldun’a iade edebileceğini söylemesi, olay yerinden ayrılan sanığın ortadan kaybolması; 05.08.2006 tarihinde saat 21:30 sıralarında şikayetçi …’ın çalıştığı akaryakıt istasyonuna sevk ve idaresindeki aracı ile gelerek 100,00 TL.lik akaryakıt alan sanığın araca akaryakıt dolarken şikayetçiye jandarmada astsubay olduğunu, aracı yıkamaları halinde her zaman kendilerinden akaryakıt alacağını söylemesi sonrası şikayetçiye ödeme için verdiği kredi kartından yetersiz bakiye nedeni ile işlem yapılamaması üzerine, yanında nakit para bulunmadığını, sabah gelerek ödeme yapacağını söylemesi, şikayetçinin patronuna durumu izah etmek üzere kredi kartını alıkoymasının ardından sanığın olay yerinden ayrılması ve bir daha geri gelmemesi şeklinde gelişen iki olayda, mahkemenin dolandırıcılık suçunun oluştuğuna yönelik kabulünde bir isabetsizlik görülmemiştir.
Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin soruşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre yerinde görülmeyen sair temyiz itirazlarının reddine, ancak;
1) Hapis cezası alt sınırdan tayin olunduğu halde ayrıca yasal ve yeterli gerekçe gösterilmeden aynı gerekçeyle adli para cezasına esas alınması gereken tam gün sayısının alt sınırdan uzaklaşılarak tayini suretiyle çelişkiye düşülmesi,
2) Adli para cezasının; 5083 sayılı Kanun’un 1. maddesi ile hükümden sonra 01.01.2009 tarihinde yürürlüğe giren Bakanlar Kurulu’nun 04.04.2007 tarih ve 2007/11963 sayılı kararının 1. maddesi uyarınca Türk Lirası ( TL ) olarak belirlenmesinde zorunluluk bulunması,
3) 5237 sayılı Yasa’nın 53.maddesinin 1.fıkrasının (c) bendinde yer alan kendi alt soyu üzerindeki velayet, vesayet ve kayyımlık haklarına ilişkin hak yoksunluğunun, aynı maddenin 3.fıkrasına göre koşullu salıverilmeye kadar uygulanabileceği gözetilmeden yazılı şekilde hüküm kurulması,
Bozmayı gerektirmiş, sanığın temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu sebeplerden dolayı 5320 sayılı yasanın 8/1.maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK.nun 321.maddesi uyarınca BOZULMASINA, ancak yeniden duruşma yapılmasını gerektirmeyen bu hususların aynı kanunun 322.maddesi uyarınca düzeltilmesi mümkün bulunduğundan, hükmün B bendinin ilk fıkrasındaki 100 gün karşılığı adli para cezası yerine 5 gün karşılığı adli para cezası ile cezalandırılmasına, üçüncü fıkrasındaki 2.000,00 TL adli para cezası yerine 100.00-TL. adli para cezasıyla cezalandırılmasına, ibarelerinin eklenmesi, hükmün C bendinin ilk fıkrasındaki 100 gün karşılığı adli para cezası yerine 5 gün karşılığı adli para cezası ile cezalandırılmasına, üçüncü fıkrasındaki 2.000,00 TL adli para cezası yerine 100.00-TL. adli para cezasıyla cezalandırılmasına, ibarelerinin eklenmesi; hükümde yer alan “YTL” ibaresinin “TL” olarak değiştirilmesi; 5237 sayılı Kanunun 53.maddesinin uygulanmasına ilişkin bölüme “53.maddenin 3.fıkrası uyarınca 1.fıkrasının (c) bendinde yer alan kendi alt soyu üzerindeki velayet, vesayet ve kayyımlık haklarından koşullu salıverilme tarihine, 1.fıkrada yazılı diğer haklardan cezanın infazı tamamlanıncaya kadar yoksun bırakılmasına” ibaresi eklenmesi suretiyle sair yönleri usul ve yasaya uygun bulunan hükmün DÜZELTİLEREK ONANMASINA, 23.05.2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.