YARGITAY KARARI
DAİRE : 15. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2011/13416
KARAR NO : 2012/37605
KARAR TARİHİ : 22.05.2012
MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi
SUÇ : Dolandırıcılık
HÜKÜM : Mahkumiyet
Dosya incelenerek gereği düşünüldü;
Dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için; failin bir kimseyi kandırabilecek nitelikte hileli davranışlarla hataya düşürüp, onun veya başkasının zararına, kendisine veya başkasına yarar sağlaması gerekmektedir.
Hile nitelikli bir yalandır. Fail tarafından yapılan hileli davranış belli oranda ağır, yoğun ve ustaca olmalı, sergileniş açısından mağdurun inceleme olanağını ortadan kaldıracak nitelikte bir takım hareketler olmalıdır. Kullanılan hileli davranışlarla mağdur yanılgıya düşürülmeli ve bu yanıltma sonucu yalanlara inanan mağdur tarafından sanık veya bir başkasına haksız çıkar sağlanmalıdır.
Hilenin kandırıcı nitelikte olup olmadığı olaysal olarak değerlendirilmeli, olayın özelliği, fiille olan ilişkisi, mağdurun durumu, kullanılmışsa gizlenen veya değiştirilen belgenin nitelikleri ayrı ayrı nazara alınmalıdır.
Somut olayda;
Sanığın, müştekinin ikametine giderek kapısının zilini çaldığı, kapıyı açan müştekiye üst komşusuna peynir getirdiğini, ancak iki üç gündür gelip gitmesine rağmen kendilerini evde bulamadığını ve peyniri kendisine bırakıp bırakamayacağını sorduğu, müştekinin kabul etmesi üzerine komşusuna biraz para borcu olduğunu ve para bırakması gerektiğini söyleyerek müştekiye 100 YTL vereceğini ve üzeri olan 30 YTL yi almayı teklif ettiği, müştekinin de kabul edip içeriye giderek 30 YTL ve bidon getirdiği sırada kendisinin de aşağıya doğru seslenerek olmayan şahıslara “peyniri getirin” diye bağırdığı ve müştekiyi 20 YTL daha vermesi gerektiği bahanesi ile içeriye gönderdiği ve akabinde olay yerinden kaçtığı; eylemin, sanığın aşamalardaki beyanı, müşteki anlatımları ve tüm dosya kapsamı karşısında sabit olduğu ve sanığın hileli davranışlarla müştekide oluşturduğu güven sonucunda ve iyi niyetini kullanarak müştekiyi aldatıp kendisine haksız menfaat temin ederek TCK’nun 157. maddesindeki dolandırıcılık suçunu işlediği yönündeki kabulde bir isabetsizlik görülmemiştir.
Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun şekilde oluşan inanç ve takdirine, incelenen dosya içeriğine göre sanık müdafiinin yerinde görülmeyen diğer temyiz itirazlarının reddine; ancak:
Hükümden sonra 1.3.2008 tarihli Resmi Gazetede yayınlanarak aynı gün yürürlüğe giren 5739 sayılı Yasanın 4. maddesi ile 5237 sayılı TCK’nın 50 maddesinin 6. fıkrasında yer alan “yaptırımın” ibaresi “tedbirin” olarak değiştirilerek, 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Yasanın 106.maddesinin 4. ve 9.fıkraları yeniden düzenlenmiş ve 10.fıkrası yürürlükten kaldırılmış olup, adli para cezalarının tamamının bu değişiklikten sonra 5275 sayılı Kanununun 106.maddesinde belirtilen yönteme uygun biçimde infaz edileceği ve hapisten çevrilen adli para cezasının yerine getirilmemesi durumunda, 5237 sayılı T.C.K.nın 50/6 maddesi uygulanamayacağının gözetilmesinde zorunluluk bulunması,
Bozmayı gerektirmiş, sanık müdafiinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün, bu sebepten dolayı 5320 sayılı Yasa’nın 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK. un 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, bu hususun yeniden duruşma yapılmasını gerektirmeyen 1412 Sayılı CMUK. nun 322. maddesi uyarınca düzeltilmesi mümkün bulunduğundan, hüküm fıkrasında yer alan 5237 sayılı TCK. nun 50/6. maddesinin uygulanmasına ilişkin kısmın çıkarılarak diğer yönleri usul ve yasaya uygun bulunan hükmün DÜZELTİLEREK ONANMASINA, 22.05.2012 gününde oybirliğiyle karar verildi.