Yargıtay Kararı 15. Ceza Dairesi 2011/13584 E. 2012/38197 K. 30.05.2012 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 15. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2011/13584
KARAR NO : 2012/38197
KARAR TARİHİ : 30.05.2012

MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi
SUÇ : Dolandırıcılık
HÜKÜM : Mahkumiyet

Dosya incelenerek gereği düşünüldü;
Dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için; failin bir kimseyi, kandırabilecek nitelikte hileli davranışlarla hataya düşürüp, onun veya başkasının zararına, kendisine veya başkasına yarar sağlaması gerekmektedir.
Hile nitelikli bir yalandır. Fail tarafından yapılan hileli davranış belli oranda ağır, yoğun ve ustaca olmalı, sergileniş açısından mağdurun inceleme olanağını ortadan kaldıracak nitelikte bir takım hareketler olmalıdır. Kullanılan hileli davranışlarla mağdur yanılgıya düşürülmeli ve bu yanıltma sonucu yalanlara inanan mağdur tarafından sanık veya bir başkasına haksız çıkar sağlanmalıdır.
Hilenin kandırıcı nitelikte olup olmadığı olaysal olarak değerlendirilmeli, olayın özelliği, mağdurun durumu, fiille olan ilişkisi, kullanılan hilenin şekli, kullanılmışsa gizlenen veya değiştirilen belgenin nitelikleri ayrı ayrı nazara alınmalıdır.
Somut olayda; sanığın önce o yerde besicilik yapan kişilerce tanınan …’ı etkileyip yanında gelmesini sağlayarak, güven duymayı kolaylaştıracak psikolojik bir etki sağladıktan sonra besicilik yapan …’ya kaza yaptığını, kurban kesmek için büyükbaş hayvan alacağını söyleyip işyerlerinden bahsederek önyüzünde …’ya ait isim ve telefonların bulunduğu kartın arkasına kendi adını ve ulaşılamayan telefon numarası yazıp güven duyma hissini kuvvetlendirecek hileli hareketlerle, parasını iki gün sonra ödeyeceğini belirterek, hayvan sahibi adına hareket eden …’nın, …’ya ait hayvanı kendisine teslim etmesini sağladıktan sonra ortadan kaybolmak şeklinde belirlenen eyleminin dolandırıcılık suçunu oluşturduğuna yönelik kabulde bir isabetsizlik görülmemiştir.
Sanığın tekerrüre esas sabıkası olduğu halde tekerrür hükümlerinin uygulanmaması aleyhe temyiz bulunmadığından bozma sebebi yapılmamıştır.
Sanığın daha önce kasıtlı bir suçtan mahkum olduğu anlaşıldığından, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilebilmesi için aranan, 5271 sayılı CMK’un 231/6.maddesinin (a) bendinde yazılı “kasıtlı bir suçtan mahkum olmamış bulunma” nesnel koşulunun bulunmaması nedeniyle, sanık hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilemeyeceği belirlenerek yapılan incelemede;
Diğer temyiz itirazlarının reddine, ancak
Sanık hakkında 5237 Sayılı TCK’nun 157/1 maddesi gereği temel ceza tayin edilirken hürriyeti bağlayıcı ceza alt sınırdan belirlendiği halde aynı gerekçeyle adli para cezasının alt sınırdan uzaklaşılarak belirlenmesi,
Sanık hakkında tesis edilen hürriyeti bağlayıcı cezanın kanuni sonucu olarak 5237 Sayılı kanun 53/1 maddesinin uygulanmaması,
Adli para cezalarının 5083 sayılı Kanun’un 1.maddesi ile 01.01.2009 tarihinde yürürlüğe giren Bakanlar Kurulu’nun 04.04.2007 tarih ve 2007/11963 sayılı kararının 1.maddesi uyarınca Türk Lirası (TL) olarak belirlenmesinde zorunluluk bulunması,
Bozmayı gerektirmiş, sanığın temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan diğer yönleri incelenmeyen hükmün bu sebepten dolayı 5320 sayılı Yasanın 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK.un 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, ancak yeniden duruşma yapılmasını gerektirmeyen bu hususun aynı kanunun 322. maddesi uyarınca düzeltilmesi mümkün bulunduğundan, hüküm fıkrasından sırasıyla “65 gün” ve “1300 YTL” terimlerinin çıkarılarak yerine sırasıyla “5 gün” ve “100 TL” terimlerinin eklenmek, hüküm fıkrasına, 5237 sayılı Yasanın 53. maddesinin 3. fıkrası uyarınca 1. fıkranın c bendinde yer alan kendi alt soyu üzerindeki velayet, vesayet ve kayyımlık haklarından koşullu salıverilme tarihine, aynı madde 1. fıkrada yazılı diğer haklardan cezanın infazı tamamlanıncaya kadar yoksun bırakılmasına” cümlesinin ilave edilmek ve hüküm fıkrasından bütün “YTL” ibarelerinin çıkartılıp yerine “TL” teriminin eklenmek suretiyle sair yönleri usul ve yasaya uygun bulunan hükmün DÜZELTİLEREK ONANMASINA, 30.05.2012 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.