Yargıtay Kararı 15. Ceza Dairesi 2011/14036 E. 2012/38287 K. 31.05.2012 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 15. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2011/14036
KARAR NO : 2012/38287
KARAR TARİHİ : 31.05.2012

MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi
SUÇ : Dolandırıcılık
HÜKÜM : Mahkumiyet

Dosya incelenerek gereği düşünüldü;
Sanığın adli sicil kaydına göre tekerrüre esas olacak ilamı bulunmasına rağmen tekerrür hükümlerinin uygulanmaması aleyhe temyiz olmadığından boza sebebi yapılmamıştır.
Dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için; failin bir kimseyi, kandırabilecek nitelikte hileli davranışlarla hataya düşürüp, onun veya başkasının zararına, kendisine veya başkasına yarar sağlaması gerekmektedir.
Hile nitelikli bir yalandır. Fail tarafından yapılan hileli davranış belli oranda ağır, yoğun ve ustaca olmalı, sergileniş açısından mağdurun inceleme olanağını ortadan kaldıracak nitelikte bir takım hareketler olmalıdır. Kullanılan hileli davranışlarla mağdur yanılgıya düşürülmeli ve bu yanıltma sonucu yalanlara inanan mağdur tarafından sanık veya bir başkasına haksız çıkar sağlanmalıdır.
Hilenin kandırıcı nitelikte olup olmadığı olaysal olarak değerlendirilmeli, olayın özelliği, mağdurun durumu, fiille olan ilişkisi, kullanılan hilenin şekli, kullanılmışsa gizlenen veya değiştirilen belgenin nitelikleri ayrı ayrı nazara alınmalıdır.
Somut olayda; Katılanın cep telefonu alım satımı yaptığı işyerine giden sanık …’in elinde telsiz olduğu halde kendisini “Çıksorut karakolu’unda polis olarak tanıttıktan sonra, kameralı cep telefonu almak istediğini söyleyerek 3 adet cep telefonunu seçtiği, cep telefonlarını aynı karakolda görev yapan … adlı arkadaşına göstermek isteğini söyleyip, yanına katılanı da alarak kiraladığı ve üzerinde tepe lambasını bulunan otomobille karakola doğru yola çıktıkları, yolda telefonla görüşme yaparak
“baş komiser geldi mi” diye karşı tarafa soru sorduğu, aldığı cevap üzerine katılana kendisinin karakola gidemeyeceğini “… kırtasiye” önünde bekleyeceğini, gidip Çıksorut karakolundaki polis memuru …’dan parasını alabileceğini söyleyip onu karakola gönderdiği, katılanın karakola başvurarak belirtilen isimde bir polis memurunun olmadığını öğrenmesiyle sanığın beklediği yere döndüğünde orada bulamadığı ve eylemin farkına vararak polise başvurması şeklinde gerçekleşen olayda dolandırıcılık suçunun oluştuğuna yönelik kabulde bir isabetsizlik görülmemiştir.
Cumhuriyet Savcısının esas hakkında mütalaasının bulunduğu 27.02.2007 tarihli duruşma tutanağının 1.sayfasında hakim imzasının bulunmadığı anlaşılmakta ise de, mütalaada yer alan sanığın TCK.nun 157/1.maddesi uyarınca cezalandırılması ve müsadere istemi doğrultusunda hüküm kurulduğu ve bu hüküm fıkrasının bulunduğu aynı tarihli duruşma zaptının 2. ve 3. sayfalarının hakim ve katip tarafından imzalandığı, ayrıca hükmün tefhiminde mütalaaya uygun olarak verildiğinin belitilmesi karşısında söz konusu duruşma zaptının 1-2-3.sayfaları arasında uyumlu bir bağlantı olduğunun görülmesi nedeniyle bu husus bozma nedeni yapılmamış 1.sayfadaki imza eksikliğinin mahallinde giderilmesi mümkün görülmüştür.
Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine incelenen dosya kapsamına göe, sanığın yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddine; ancak,
1-5237 sayılı TCK.nun 52/4.maddesine göre para cezası taksitlendirilirken infazda duraksamaya neden olacak şekilde taksit aralığının gösterilmemesi,
2-5237 sayılı Yasanın 53.maddesinin 1.fıkrasının c bendinde yer alan kendi alt soyu üzerindeki velayet, vesayet ve kayyımlık haklarından aynı maddenin 3.fıkrasına göre koşullu salıverilmeye kadar 1. fıkrada yazılı diğer haklardan cezanın infazı tamamlanıncaya kadar yoksun bırakılmasına” karar verilmesi gerektiğinin gözetilmemesi,
3-Emanette kayıtlı suçun işlenmesinden hemen sonra sanıkta ele geçirilen 1.510 TL paranın 470 TL’sinin, müştekiye ait olan ve iade edilemeyen Nokia 6230 i marka telefonun bedeli olduğu kabul edilmesine göre, Yargıtay Ceza Genel Kurulunun Dairemizcede benimsenen 16.12.2008 gün ve 146-235 sayılı karar doğrultusunda müştekiye iadesi yerine TCK.nun 55.maddesi uyarınca zor alımına karar verilmesi,
Bozmayı gerektirmiş, sanığın temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden hükmün 1412 Sayılı CMUK’nun 321.maddesi gereğince BOZULMASINA, fakat, bu aykırıkların, yeniden duruşma yapılmaksızın aynı Kanun’un 322.maddesi uyarınca düzeltilmesi mümkün bulunduğundan; hükme “taksitlerin birer ay arayla ödenmesi” ibarelerinin eklenmesi ve hüküm fıkrasından, 5237 sayılı Yasanın 53.maddesinin uygulanmasına ilişkin bölümün çıkatılıp yerine, “53.maddenin 3. Fıkrası uyarınca 1. fıkranın c bendinde yer alan kendi alt soyu üzerindeki velayet, vesayet ve kayyımlık haklarından koşullu salıverilme tarihine, 1. Fıkrada yazılı diğer haklardan cezanın infazı tamamlanıncaya kadar yoksun bırakılmasına denilmesi, yine hüküm fıkrasındaki “TCK 55/1.maddesi uyarınca zor alımına” bölümü çıkartılarak yerine “470 TL’nin müştekiye iadesine” ibaresinin eklenmesi suretiyle diğer yönleri usul ve yasaya uygun bulunan hükmün DÜZELTİLEREK ONANMASINA, 31.05.2012 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.

(Karşı oy) (Karşı oy)

KARŞIOY GEREKÇESİ
Yerel Mahkemece Dolandırıcılık suçundan sanık …’in TCK.nın 157/1, 62, 52.maddeleri uyarınca 2 yıl 6 ay hapis ve 1000 YTL adli para cezası ile mahkumiyetine karar verilmiştir.
Sanık müdafiinin temyizi üzerine Dairemizde yapılan inceleme sırasında, ön sorun olarak “Cumhuriyet savcısının esas hakkındaki görüşünün bulunduğu duruşma tutanağındaki hakim imzası eksikliğinin“ sonuca etkili olup olmadığı tartışılmış ve oyçokluğuyla anılan eksikliğin sonuca etkili olmadığına karar verilmiş, daha sonra suçun sübutu tartışılmış ve oybirliğiyle sübutun varlığı kabul edilerek sanık hakkındaki mahkumiyet hükmü onanmıştır.
Çoğunluğun belirtilen gerekçeye dayalı olarak oluşturduğu karara aşağıda belirttiğimiz nedenlerle katılmıyoruz.
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun yerleşik kararlarında açıklandığı gibi; ceza yargılaması işlemleri, onlara belge kanıtı değerinin tanınması amacıyla duruşmada tutanaklara yansıtılmakta ve yetkililerce imzalanarak resmi belge niteliğine kavuşturulmaktadır. Yasanın buyurucu hükmü uyarınca duruşma aşamalarını gösteren tutanakların her sayfasının hakim ve zabıt katibi tarafından imzalanması bu nedenle zorunludur. Bu şekli düzenlemenin amacı, tutanağın değiştirilmesini önlemek ve onlara güven duyulmasını sağlamaktır. İmza eksiği bulunan duruşma tutanağı, içeriğine güvenirliliği yönünden duraksamaya yol açar. Böyle bir belgeye dayanılarak hüküm kurulamaz.
İncelenen dosyada, Cumhuriyet savcısının esas hakkındaki görüşünü açıkladığı ve kısa kararın tefhim edildiği 27.02.2007 günlü oturum tutanağının ilk sayfasının hakim tarafından imzalanmadığı anlaşılmaktadır. Bu durum CMK.nın 219.maddesine aykırılık oluşturmaktadır. Yerel Mahkeme hükmü bu nedenle bozulmalı ve CMK.nın 102/1.maddesi hükmü gözetilerek tutuklu sanığın salıverilmesine karar verilmelidir
Açıklanan nedenlerle çoğunluk görüşüne katılmıyoruz. 31.05.2012

(Karşı oy) (Karşı oy)