Yargıtay Kararı 15. Ceza Dairesi 2011/18310 E. 2013/1396 K. 28.01.2013 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 15. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2011/18310
KARAR NO : 2013/1396
KARAR TARİHİ : 28.01.2013

MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi
SUÇ : Dolandırıcılık
HÜKÜM : Mahkumiyet

Dosya incelenerek gereği düşünüldü;
Sanığın daha önce kasıtlı bir suçtan mahkum olduğu anlaşıldığından, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilebilmesi için aranan, 5271 sayılı CMK’un 231/6.maddesinin (a) bendinde yazılı “kasıtlı bir suçtan mahkum olmamış bulunma” nesnel koşulunun bulunmaması nedeniyle, sanık hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilemeyeceği belirlenerek yapılan incelemede;
Dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için; failin bir kimseyi kandırabilecek nitelikte hileli davranışlarla hataya düşürüp, onun veya başkasının zararına, kendisine veya başkasına yarar sağlaması gerekmektedir.
Hile nitelikli bir yalandır. Fail tarafından yapılan hileli davranış belli oranda ağır, yoğun ve ustaca olmalı, sergileniş açısından mağdurun inceleme olanağını ortadan kaldıracak nitelikte bir takım hareketler olmalıdır. Kullanılan hileli davranışlarla mağdur yanılgıya düşürülmeli ve bu yanıltma sonucu yalanlara inanan mağdur tarafından sanık veya bir başkasına haksız çıkar sağlanmalıdır.
Hilenin kandırıcı nitelikte olup olmadığı olaysal olarak değerlendirilmeli, olayın özelliği, mağdurun durumu, fiille olan ilişkisi, kullanılan hilenin şekli, kullanılmışsa gizlenen veya değiştirilen belgenin nitelikleri ayrı ayrı nazara alınmalıdır.
Müştekinin, suç tarihinde K.Maraş Vakıfbank şubesinden emekli maaşını çekerek yaya olarak yürüdüğü sırada daha önceden tanımadığı sanığın yanına gelerek kendisine sarılıp oğlunun askerlik arkadaşı olduğunu, oğluna 2000.00 TL borcu olduğunu ancak yanında başkaca para bulunmadığını söyleyerek siyah bir deri cüzdan içerisindeki yabancı paraları gösterdiği müştekiyi bu şekilde ikna ederek üzerinde bozuk para mevcut ise kendisine vermesini istediği, ikna olan müştekinin üzerinde bulunan 370.00 TL’yi sanığa verdiği, sanığın parayı alarak müştekinin kendisi ile gelmesini bir akrabasının dükkanından tüm para alarak oğluna olan borcunu vereceğini söylediği, her ikisi birlikte yürürken sanığın müştekinin dalgınlığından faydalanarak kalabalığa karıştığı, böylece müştekinin üzerindeki parayı almak için hile ve desise yaparak dolandırıcılık suçunu işlediğine yönelik kabulde bir isabetsizlik görülmemiştir.
Zararın müştekinin kolluğa müracaatı ve sanığın kolluk tarafından yakalanması sonucunda giderilmesi karşısında etkin pişmanlık söz konusu olmamasına rağmen sanığın lehine indirim yapılması aleyhe temyiz bulunmadığından bozma nedeni yapılmamıştır.
Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre, sanık müdafiinin yerinde görülmeyen diğer temyiz itirazlarının reddine, ancak;
Sanık hakkında hükmolunan 15 gün adli para cezasının 5237 sayılı TCK’nın 52/2 maddesi gereğince takdir edilecek miktar üzerinden paraya çevrilmemesi,
Bozmayı gerektirmiş, sanık müdafiinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu sebepten dolayı 5320 Sayılı Yasanın 8/1.maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 Sayılı CMUK’nun 321.maddesi uyarınca BOZULMASINA, ancak bu aykırılık aynı kanunun 322.maddesi gereğince yeniden yargılamayı gerektirmediğinden hüküm fıkrasının 4. bendine “5237 sayılı TCK’nın 52/2.maddesi gereğince günlüğü 20 TL’den 300 TL adli para cezasıyla cezalandırılmasına” cümlesinin eklenmesi suretiyle sair yönleri usul ve yasaya uygun olan hükmün DÜZELTİLEREK ONANMASINA, 28.01.2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.