YARGITAY KARARI
DAİRE : 15. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2011/20354
KARAR NO : 2013/5179
KARAR TARİHİ : 20.03.2013
MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi
SUÇ : Dolandırıcılık
HÜKÜM : Beraat, Mahkumiyet
Dosya incelenerek gereği düşünüldü:
Katılan, sanık … müdafii ve sanıklar müdafiiinin temyiz kapsamına göre sanıklar hakkında dolandırıcılık suçlarından kurulan hükümlere hasren yapılan incelemede;
Sanık … hakkında hükmolunan ceza miktarına nazaran, sanık müdafiinin duruşmalı inceleme talebinin 5320 sayılı Kanunun 8/1. maddesi de gözetilerek CMUK’un 318. maddesi uyarınca reddine karar verilerek yapılan incelemede;
Dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için; failin bir kimseyi, kandırabilecek nitelikte hileli davranışlarla hataya düşürüp, onun veya başkasının zararına, kendisine veya başkasına yarar sağlaması gerekmektedir.
Hile nitelikli bir yalandır. Fail tarafından yapılan hileli davranış belli oranda ağır, yoğun ve ustaca olmalı, sergileniş açısından mağdurun inceleme olanağını ortadan kaldıracak nitelikte bir takım hareketler olmalıdır. Kullanılan hileli davranışlarla mağdur yanılgıya düşürülmeli ve bu yanıltma sonucu yalanlara inanan mağdur tarafından sanık veya bir başkasına haksız çıkar sağlanmalıdır.
Hilenin kandırıcı nitelikte olup olmadığı olaysal olarak değerlendirilmeli, olayın özelliği, fiille olan ilişkisi, mağdurun durumu, kullanılmışsa gizlenen veya değiştirilen belgenin nitelikleri ayrı ayrı nazara alınmalıdır.
Sanıkların fikir ve eylem birliği içerisinde açtıkları beyaz eşya tamiri dükkanına telefon bağlatıp Telekom Müdürlüğü’ne dilekçe vererek telefonlarının bilinmeyen numaralar servisinde …, …, …, …, …, … markalarının teknik servisi, yetkili servisi olarak kaydedilmesini sağladıktan sonra, arayan sahıslara kendilerini yetkili servis olarak tanıtıp adres aldıkları, servis elemanı olarak sanık …’nun bildirilen adreslere giderek arızalı eşyaya baktıktan sonra, parça değişimi gerektiğini söyleyerek parçaya göre yüksek miktarda paralar alıp parça değiştirdiğini belirttiği halde arızaları da gidermeden ayrıldığı, tekrar arandıklarında çeşitli bahaneler belirterek birdaha aynı adrese gitmeyip kendi adreslerini bildirmemek seklinde gerçekleşen olayda; dolandırıcılık suçunun sübut bulduğuna ilişkin mahkemenin kabulünde bir isabetsizlik görülmemiştir.
Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre, diğer temyiz itirazlarının reddine, ancak;
5237 Sayılı TCK. nun 158/1-i bendinde “… serbest meslek sahibi kişiler tarafından, mesleklerinden dolayı kendilerine duyulan güvenin kötüye kullanılması suretiyle işlenmesi” hali nitelikli dolandırıcılık olarak kabul edilmiştir. 193 Sayılı Gelir Vergisi Kanunun 65/2. maddesinde serbest meslek faaliyeti “Sermayeden ziyade şahsi mesaiye ilmi veya mesleki bilgiye veya ihtisasa dayanan ve ticari mahiyette olmayan işlerin iş verene tabi olmaksızın şahsi sorumluluk altında kendi nam ve hesabına yapılmasıdır” şeklinde tanımlanmış, aynı kanunun 66. maddesinde ise “serbest meslek faaliyetini mutat meslek halinde ifa edenler, serbest meslek erbabıdır” denilmiştir. Böylece kendi nam ve hesabına mesleğin gerektirdiği etik kurallara uygun olarak çalışması gereken kişilerin toplumda kendilerine duyulan güveni kötüye kullanmak suretiyle dolandırıcılık suçunu işlemeleri hali nitelikli dolandırıcılık olarak düzenlenmiştir. Bu bendin uygulanabilmesi için failin “serbest meslek mensubu” olması ve dolandırıcılık suçunu da mesleği gereği kendilerine duyulan güveni kötüye kullanmak suretiyle işlemesi gerekir.
Somut olayda sanıkların kamu kurumu olan Telekom’u araç olarak kullanmak suretiyle 5237 Sayılı TCK’nun 158/1-d maddesinde öngörülen dolandırıcılık suçunu işledikleri halde, Serbest meslek mensubu olmadıkları gözetilmeden ayrıca aynı kanunun 158/1-i maddesiyle de uygulama yapılması,
Sanıkların katılan …’e karşı eylemlerinde meydana gelen zararı tazmin etmek istedikleri ancak, katılanın tazmin isteğini kabul etmediğinin anlaşılması karşısında zarar miktarı belirlenerek tevdi mahalli tayin edilip sanıklara uygun bir süre tanınarak zarar miktarını yatırdıkları takdirde haklarında 5237 Sayılı TCK’nun 168.maddesinin uygulanması gerektiği düşünülmeden yazılı şekilde uygulama yapılması,
Bozmayı gerektirmiş, katılan …, sanıklar müdafii ve sanık … müdafiinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu sebepten dolayı 5320 sayılı Yasanın 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK. nun 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 20.03.2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.