Yargıtay Kararı 15. Ceza Dairesi 2011/21465 E. 2013/6830 K. 15.04.2013 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 15. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2011/21465
KARAR NO : 2013/6830
KARAR TARİHİ : 15.04.2013

MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi
SUÇ : Dini İnanç ve Duygularının İstismar Edilmesi Suretiyle Dolandırıcılık

Dosya incelenerek gereği düşünüldü;
Dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için; failin bir kimseyi, kandırabilecek nitelikte hileli davranışlarla hataya düşürüp, onun veya başkasının zararına, kendisine veya başkasına yarar sağlaması gerekmektedir. Hile nitelikli bir yalandır. Fail tarafından yapılan hileli davranış belli oranda ağır, yoğun ve ustaca olmalı, sergileniş açısından mağdurun inceleme olanağını ortadan kaldıracak nitelikte bir takım hareketler olmalıdır. Kullanılan hileli davranışlarla mağdur yanılgıya düşürülmeli ve bu yanıltma sonucu yalanlara inanan mağdur tarafından sanık veya bir başkasına haksız çıkar sağlanmalıdır. Hilenin kandırıcı nitelikte olup olmadığı olaysal olarak değerlendirilmeli, olayın özelliği, fiille olan ilişkisi, mağdurun durumu, kullanılmışsa gizlenen veya değiştirilen belgenin nitelikleri ayrı ayrı nazara alınmalıdır.
Dolandırıcılık suçunun dinî inanç ve duyguların istismar edilmesi suretiyle işlenmesi, bu suçun temel şekline göre daha ağır ceza ile cezalandırılmayı gerektiren bir durum olarak TCK’nın 158/1-a maddesinde düzenlenmiştir. Madde gerekçesine göre, burada dikkat edilmesi gereken husus, dinin bir aldatma aracı olarak kullanılmasıdır. Din, bir topluluğun sahip olduğu kutsal kitap, peygamber ve Allah kavramını da genellikle içinde bulunduran inanç sistemi ve bu sisteme bağlı olarak yerine getirmeye çalıştığı ahlaki kurallar bütünüdür. Dini inanç, dine inanan, belirli bir dine mensup kişinin duygularıdır. Bir insanın dini inanç ve duyguları ile, doğup büyüdüğü, terbiyesini aldığı ailesi, çevresi ve içinde bulunduğu toplum arasında çok sıkı bir ilişki bulunmaktadır. Bu nitelikli unsurun gerçekleşebilmesi ve suçun oluşabilmesi için, dini kurallara bağlı olanların, önem verdiği değerler, dini inanç ve duygular aldatma aracı olarak kötüye kullanılmalı, bu suretle gerçekleştirilen hile ile haksız bir yarar da sağlanmış olmalıdır.
Müştekinin olay tarihinden önce uzun yıllara dayalı psikolojik rahatsızlığının bulunduğu ve bu hastalığı nedeniyle çeşitli doktorlara başvurmasına rağmen tam olarak iyileşmemesi nedeniyle, sanığın bu tür rahatsızlıkları muska yazarak ve büyü bozma suretiyle iyileştirdiğini bir arkadaşından öğrenmesi üzerine, sanığın İzmir Kemeraltı adresindeki, zabıtaca yapılan araştırmaya göre paravan olan ve gerçekte ticari bir faaliyetin bulunmadığı tespit edilen… Giyim isimli bir iş yerine giderek rahatsızlığını ve derdini anlattığı, sanığın, bir takım kitaplara bakması gerektiğini söyledikten sonra bu kitaplar yardımı ile müştekiye teşhis koyup, kendisinde büyü olduğunu bunu bozabileceğini; ancak önce 40.00 TL para vermesi gerektiğini söylediği, müştekinin de bu parayı verdiği, ayrıca müştekiden sirke, yumurta, ayakkabı gibi malzemeleri istediği, müştekinin ertesi gün söylenen malzemeleri sanığın yanına getirdiği, sanığın yeniden istediği 30.00 TL daha parayı da verdiği, sanığın, emanette kayıtlı bir kısım kağıtlara, müştekinin rahatsızlığı ile ilgisi olmayan arapça yazılar yazarak bu kağıtları sirke şişesine sokup, bununla banyo yapmasını söylediği, müştekinin de bu sirke suyu ile banyo yaptığı, daha sonra getirilen ayakkabının içerisine de bir şeyler yazdığı, bu ayakkabıyı da ıssız bir yere gömmesini söylediği, müştekinin söylendiği şekilde ayakkabıyı da gömdüğü, daha sonra bir yumurtanın üzerine yazı yazdığı, bu yumurtaları da götürüp gece ıssız bir yerde kırmasını, arkasına bakmadan da oradan uzaklaşması gerektiğini söylediği, müştekinin bunların hepsini yapmasına rağmen rahatsızlığının bir türlü geçmediği, bir süre sonra müştekinin sanığın iş yerine gittiği ve sanığı işyerinde bulamadığı, böylece sanığın dini inanç ve duyguların istismar edilmesi suretiyle nitelikli dolandırıcılık suçunu işlediğinin iddia edildiği olayda, suçun işlendiği gerekçesine dayanan mahkemenin kabulünde bir isabetsizlik bulunmamıştır.
Sanığın 5237 sayılı TCK’nın 43/1.maddesi kapsamında, aynı suç işleme kararıyla kanunun aynı hükmünün birden fazla ihlal ederek , değişik zamanlarda birden fazla kez haksız menfaat temin etmiş olması karşısında, zincirleme suç hükümlerinin uygulanmayarak eksik ceza tayin edilmesi aleyhe temyiz bulunmadığından bozma nedeni yapılmamıştır.
Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre, sanık müdafiilerinin temyiz itirazlarının reddiyle hükmün ONANMASINA, 15/04/2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.