Yargıtay Kararı 15. Ceza Dairesi 2011/22187 E. 2013/5997 K. 02.04.2013 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 15. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2011/22187
KARAR NO : 2013/5997
KARAR TARİHİ : 02.04.2013

MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi
SUÇ : Dolandırıcılık

Dosya incelenerek gereği düşünüldü;
Dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için; failin bir kimseyi, kandırabilecek nitelikte hileli davranışlarla hataya düşürüp, onun veya başkasının zararına, kendisine veya başkasına yarar sağlaması gerekmektedir.
Hile nitelikli bir yalandır. Fail tarafından yapılan hileli davranış belli oranda ağır, yoğun ve ustaca olmalı, sergileniş açısından mağdurun inceleme olanağını ortadan kaldıracak nitelikte bir takım hareketler olmalıdır. Kullanılan hileli davranışlarla mağdur yanılgıya düşürülmeli ve bu yanıltma sonucu yalanlara inanan mağdur tarafından sanık veya bir başkasına haksız çıkar sağlanmalıdır.
Hilenin kandırıcı nitelikte olup olmadığı olaysal olarak değerlendirilmeli, olayın özelliği, mağdurun durumu, fiille olan ilişkisi, kullanılan hilenin şekli, kullanılmışsa gizlenen veya değiştirilen belgenin nitelikleri ayrı ayrı nazara alınmalıdır.
Somut olayda; Katılan …’in, sanık …’nın internet üzerinden hasarlı araç alıp sattığından bahisle onunla birlikte tanık …’nın dükkanında internet üzerinden bedelini ödeyerek bir araç satın aldığı, aracı tamir için sanığa teslim ettiği, ancak sanığın, tamir işlemleri bitmesine rağmen aracı iade etmediği, bu araç yerine başka bir aracı katılana verdiği, verdiği ikinci aracın da satış bedeli ödenmediği için gerçek sahibi tarafından katılanın elinden alındığı, bunun üzerine sanığın, katılana 6 adet toplam 6.640 TL’lik sened tanzim edip verdiği, dolayısıyla sanığa atılı eylemin hukuki ihtilaf olduğu gözetilmeden beraati yerine yazılı şekilde mahkumiyetine karar verilmesi,
Kanule göre de;
1- Hükümden sonra 08.02.2008 gün ve 26781 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak aynı gün yürürlüğe giren 5728 sayılı Yasanın 562. maddesi ile değişik 5271 sayılı CMK’nun 231. maddesi
gereğince, “hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına” karar verilip verilmeyeceğinin değerlendirilmesinde zorunluluk bulunması,
2- Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 2007/10-108 E., 2007/152 K. sayılı ilamında da belirtildiği gibi yasa koyucunun ayrıca adli para cezası öngördüğü suçlarda, hapis cezasının alt sınırdan tayini halinde mutlak surette adli para cezasının da alt sınırdan tayini gerektiği yönünde bir zorunluluk bulunmamakta ise de, bunun gerekçelerinin gösterilmesi, dayanılan gerekçelerin de yasal olması ve dosya içeriğiyle örtüşmesi gerektiği halde TCK.nun 61. maddesindeki ölçütlere göre gerekçe gösterilmeksizin alt sınırın üzerinde 20 gün olarak tayin edilmesi,
3- TCK’nın 62.maddesinin “taktiri indirim nedeni olarak, failin geçmişi, sosyal ilişkileri, fiilden sonraki ve yargılama sürecindeki davranışları, cezanın failin geleceği üzerindeki olası etkileri gibi hususlar göz önünde bulundurulabilir, Taktiri indirim nedenleri kararda gösterilir.” düzenlemesi karşısında, bu hususlar irdelenmeden, sanıklar haklarında kurulan hükümlerde, yasal ve yeterli olmayan gerekçeyle yazılı şekilde 62. maddenin uygulanmamasına karar verilmesi,
4- Sanığın talimatla alınan ifadesinde lehime olan hükümler uygulansın demesi karşısında, tayin olunan kısa süreli hapis cezasının TCK’nın 50. maddesinde belirlenen adli para cezasına ya da diğer seçenek yaptırımlara çevrilip çevrilmeyeceğinin karar yerinde tartışılmaması,
Bozmayı gerektirmiş, sanık müdafiinin ve katılan vekilinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden hükmün 5320 sayılı Yasanın 8/1.maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 Sayılı CMUK’nun 321.maddesi gereğince BOZULMASINA, 02.04.2013 Tarihinde oybirliğiyle karar verildi.