Yargıtay Kararı 15. Ceza Dairesi 2011/23150 E. 2012/30792 K. 06.03.2012 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 15. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2011/23150
KARAR NO : 2012/30792
KARAR TARİHİ : 06.03.2012

MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi
SUÇ : Görevi ihmal , Hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanma
HÜKÜM : Mahkumiyet

Dosya incelenerek gereği düşünüldü;Dosya incelenerek gereği düşünüldü;
1- Katılanın temyiz talebine yönelik yapılan incelemede;
Kendisinin yüzüne karşı tefhim olunan mahkumiyet hükmüne yönelik, katılanın yasal süresi geçtikten sonra yaptığı, 26.05.2009 günlü temyiz inceleme başvurusunun, 5320 sayılı Yasanın 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 412 Sayılı CMUK.nun 317. maddesi uyarınca istem gibi REDDİNE,
2- Sanığın Görevi ihmal suçundan kurulan hükme yönelik temyiz itirazlarının incelenmesinde;
Sanığa yüklenen Görevi İhmal suçunun gerektirdiği cezanın miktar ve nev’i itibariyle tabi olduğu 765 sayılı TCK.nun 102/4 ve 104/2 maddelerinde öngörülen 7 yıl 6 aylık dava zamanaşımının, suç tarihi olan 22.07.2003 tarihiyle temyiz inceleme tarihi arasında gerçekleştiği anlaşıldığından; 5320 sayılı Yasanın 8/1.maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’nun 321.maddesi uyarınca diğer yönleri incelenmeksizin hükmün BOZULMASINA, ancak bu husus yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden aynı kanunun 322. maddesinin verdiği yetkiye dayanılarak sanık hakkında açılan kamu davasının 5271 sayılı CMK’nun 223/8.maddesi gereğince DÜŞMESİNE,
3-Sanığın hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanma suçundan kurulan hükme yönelik temyiz itirazlarının incelenmesinde ;
Sanığa verilen cezanın nevi ve miktarına göre duruşmalı inceleme talebinin 5320 sayılı Yasanın 8. Maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’nun 318.maddesi uyarınca REDDİNE,
Sanık hakkında, düzenlenen iddianame ve sanığın hazır bulunduğu duruşmada Cumhuriyet Savcısı tarafından verilen esas hakkındaki mütalaada TCK.nun 155/2. maddesi uyarınca cezalandırılmasının istendiği, hükmün gerekçe bölümü ve hüküm fıkrası kısmında da “sanığın sabit olan hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanmak suçu” tanımlaması yapıldığı, ayrıca talebe uygun karar verildiğinin belirtilmesi karşısında, hüküm fıkrasındaki uygulama maddesinin mahallinde TCK’nun 155/2. maddesi olarak düzeltilmesi mümkün görüldüğünden tebliğnamedeki bozma düşüncesine iştirak edilmemiştir.
Sanığın ,… Barosu Avukatlarından Av. …’ın davacı müşteki vekili sıfatıyla katıldığı … İş Mahkemesinin 2006/5 esas sayılı tazminat ve alacak talepli davasının yapılan yargılaması sonunda hükmedilen 835,42 YTL’nin faizi ile birlikte toplam 4.368,09 YTL olarak banka havalesi yolu ile tahsil etmesine rağmen 15.11.2006 tarihinden beri uhdesinde tuttuğu gerekçesiyle hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanma suçundan dolayı sanığın 5237 sayılı TCK.nun 155/2. maddesi gereğince cezalandırılması için açılan kamu davasında, sanığın da hazır bulunduğu 09.04.2009 tarihli duruşmada Cumhuriyet Savcısı esas hakkındaki mütalaasında ”Sanık Avukat … hakkında katılanın vermiş olduğu vekaletname uyarınca … Bakanlığı aleyhine açılan … iş mahkemesi 2000/465 esas sayılı dosyasında katılanı temsil ettiği, yargılama sonucunda katılan lehine takdir edilen toplam 4.568.09 TL’nin sanık avukatın vekaletnamesinde bulunan ahzu kabz yetkisine istinaden kendisi tarafından alınmasına rağmen kendisini temsil ettiği katılana bu parayı ödemediği, bu şekilde üzerine atılı suçu işlediği anlaşılmakla eylemine uyan güveni kötüye kullanmak suçundan 5237 sayılı TCK.nun 155/2,53 maddeleri uyarınca cezalandırılmasına karar verilmesi mütalaa olunur” demiştir.
Mahkemenin gerekçeli kararındaki delillerin değerlendirilmesi bölümünde ise;
“Davacı (katılan) yararına mahkemece hükmedilen tazminatın faiziyle birlikte toplam 4.568,09 TL olduğu, maliyeye başvuran sanığın temsilcisi Av….’nün, paranın bildirdiği hesaba gönderilmesini talep ettiği, bunun üzerine paranın, talep edildiği gibi avukatlık ücreti olarak hazine adına ödenmesine karar verilen paranın mahsup edilmesinden sonra 4.568,09 TL olarak Av…. tarafından bildirilen hesaba yatırıldığı, paranın 15.11.2006 tarihinde çekildiği,para bu tarihte çekilmesine rağmen sanık tarafından katılana ödenmediği,katılanın sanığın iş yerine giderek sanığa paranın neden kendisine neden ödenmediğini sorduğu,sanığın ise ödemenin neden yapılmadığı konusunu sanki ödemeyi yapacak mercilerle görüşüyor gibi telefon görüşmeleri yaptığı,ödemenin yapılacağı konusunda katılanı ikan ettiği, halbuki katılanın kendisi ile yaptığı görüşmeler zamanında katılan yararına hükmedilen tazminatın sanık tarafından çekilmiş olduğu, katılanın sanık tarafından kendisine verilen bilgilere ilk başta inanmasına rağmen içine daha sonra bir şüphe düştüğü, bunun üzerine maliyeye giderek orada bulunan bir görevli ile görüştüğü, ona parasında bir problem olup olmadığını sorduğu, görevlinin de yaptığı inceleme sonucunda katılanın parasının 15 gün önce bankaya yatırıldığını söylediği, bunun üzerine katılanın paranın yatırıldığına dair ilgili belgenin bir fotokopisini maliyeden aldığı, daha sonra sanığın bürosuna gittiği, belgeyi aldığından söz etmeden parasının ne olduğunu sorduğu,sanığın yine telefon bir yere telefon açtığı, ”müdür bey bizim bir müvekkilimizin parası vardı, çocuğu öldürüldü çok mağdur durumdadır” dedikten sonra teşekkür edip telefonu kapattığı,katılanın bunun üzerine cebinde bulunan makbuzu çıkartarak paranın aslında hesaba yatırıldığını söylediği,bunun üzerine sanığın katılandan özür dilemeye başladığı,bir yakınının hasta olduğunu,parayı orada kullandığını söylediği,katılanın kandırıldığını anlamasından sonra sanıktan para talep etmeden sanığın bürosundan ayrıldığı ve giderken sanığa ”konuyu yargı çözsün” dediği,katılanın daha sonra avukat … ile görüşerek ondan hukuki yardım talep ettiği,tanık …’ın sanık ile görüşmelerinden sonra sanığın tanık …’ın da bulunduğu bir ortamda sanığın şikayetten vazgeçmesi karşılığında katılana 10.000 TL vermeyi kabul ettiği,katılanın da bunu kabul ettiği,1.000 TL de benden olsun dediği ve sonuç olarak 9.000 TL üzerinden anlaştıkları,o gün sanığın katılana 1.500 TL para ödediği, kalan 7500 YTL yi 15/11/2007 tarihinde ödeyeceğini söylediği,ancak bir daha ödeme yapmadığı, bu şekilde sanığın ahzu kabz yetkisine istinaden teslim aldığı 4.568,09 TL paranın 1.500 TL sini katılana ödediği,katılana ödemeye taahhüt ettiği kalan kısmı ise katılana ödemediği,bu şekilde üzerine atılı güveni kötüye kullanmak suçunu da işlediği sonucuna ulaşılmıştır. Her ne kadar sanık savunmalarında katılanın parasını ödediğini, ancak kendisine belge vermeyi unuttuğunu söylemiş ise de; ödemeyi tamamen yapmış ise buna ilişkin belgeyi sunmasının gerektiği,bu kadar büyük miktardaki paranın geri ödemesi yapılırken belge düzenlenmesinin unutulmasının inandırıcılıktan uzak olduğundan sanığın savunmalarına değer verilmesi mümkün görülmemiştir.” denilmektedir.
Mahkemece, olayın oluş ve sonraki gelişmeleri bu şekilde ayrıntılı olarak değerlendirilmesi yapılarak hüküm kısmında, ”suçun işleniş biçimi ile sanığın sosyal ve ekonomik durumu göz önüne alınarak” denilmek suretiyle gerekçesi belirtilip, suç konusu değere paralel olarak dosya içeriğine uygun biçimde adli para cezasının 200 gün olarak tayin olunmasında bir isabetsizlik görülmemiştir. Ancak, asgari sınırdan uzaklaşılarak ceza tayin edilmesi benimsendiği halde, hapis cezasının alt sınırdan tayini karşı temyiz olmadığından bozma nedeni yapılmamıştır.
Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve tekdirine, incelenen dosya kapsamına göre, sanığın yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddiyle, hükmün ONANMASINA, 06.03.2011 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.