YARGITAY KARARI
DAİRE : 15. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2011/23982
KARAR NO : 2013/7073
KARAR TARİHİ : 17.04.2013
MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi
SUÇA SÜRÜKLENEN ÇOCUK : …
SUÇ : Dolandırıcılık
…
Dosya incelenerek gereği düşünüldü;
A- Suça sürüklenen çocuk … yönünden yapılan incelemede;
Dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için;failin bir kimseyi,kandırabilecek nitelikte hileli davranışlarla hataya düşürüp,onun veya başkasının zararına, kendisine veya başkasına yarar sağlaması gerekmektedir.
Hile nitelikli bir yalandır. Fail tarafından yapılan hileli davranış belli oranda ağır, yoğun ve ustaca olmalı,sergileniş açısından mağdurun inceleme olanağını ortadan kaldıracak nitelikte bir takım hareketler olmalıdır. Kullanılan hileli davranışlarla mağdur yanılgıya düşürülmeli ve bu yanıltma sonucu yalanlara inanan mağdur tarafından sanık veya bir başkasına haksız çıkar sağlanmalıdır.
Hilenin kandırıcı nitelikte olup olmadığı olaysal olarak değerlendirilmeli,olayın özelliği, mağdurun durumu, fiille olan ilişkisi,kullanılan hilenin şekli,kullanılmışsa gizlenen veya değiştirilen belgenin nitelikleri ayrı ayrı nazara alınmalıdır.
Suça sürüklenen çocuk …’un, inşaatlarda çalışırken tanıdığı şikayetçi …’ı telefon ile arayarak … ilçesinde gömü altın bulduğunu, bu altınları satmak istediğini söylemesi üzerine şikayetçi …,…’ya gittiği, burada suça sürüklenen çocuk … ile hükümden sonra ölen sanık …’nın şikayetçiyi karşıladıkları, altınları sanık …’ın annesinin bulduğunu söyleyerek şikayetçiyi … ‘ın evine götürdükleri ve bir sırt çantasında bulunan altınları gösterdikten sonra şikayetçiye bir adet numune altın verdikleri, şikayetçinin numune altını İstanbul’da bulunan ve kuyumculuk yapan kardeşi katılan …’a göstermek istemesi üzerine suça sürüklenen çocuk … ile birlikte İstanbul’a gittikleri, altını inceleyen katılanın, gerçek altın olduğunu tespit etmesi üzerine hep birlikte tekrar …’ya döndükleri, katılan …’ın …,…
şubesinden çektiği 22.000 TL’yi suça sürüklenen çocuk …’e verdiği, suça sürüklenen çocuğun altınları alıp geleceğini söyleyerek yanlarından ayrıldığı, sanık …’ın da bir süre sonra başka bir bahane ile uzaklaştığı ve geri dönmedikleri şeklinde gerçekleşen olayda; eylemin dolandırıcılık suçunu oluşturduğuna yönelik kabulde bir isabetsizlik görülmemiştir.
5395 Sayılı Yasa’nın 3/a-2 maddesine göre kanunlarda suç olarak tanımlanan bir fiili işlediği iddiası ile hakkında soruşturma veya kovuşturma yapılan ya da işlediği fiilden dolayı hakkında güvenlik tedbirine karar verilen çocuk için suça sürüklenen çocuk ifadesinin kullanılması gerekirken sanık ifadesinin kullanılması mahallinde düzeltilebilir hata olarak görülmüş; 5237 sayılı TCK’nın 51/2 maddesine göre, cezanın ertelenmesi, mağdurun veya kamunun uğradığı zararın aynen iade, suçtan önceki hâle getirme veya tazmin suretiyle tamamen giderilmesi koşuluna bağlı tutulabileceği, koşul gerçekleşinceye kadar cezanın infaz kurumunda çektirilmesine devam edileceği, koşulun yerine getirilmesi hâlinde, hâkim kararıyla hükümlü infaz kurumundan derhâl salıverileceği hükmüne yer verildiği, malvarlığına yönelik bazı suçlarda etkin pişmanlığı düzenleyen aynı yasanın 168. maddesinde, failin, azmettirenin veya yardım edenin etkin pişmanlık göstererek mağdurun uğradığı zararı aynen geri verme ya da tazmin suretiyle tamamen gidermesi halinde mağdurun rızası aranmaksızın, kısmî geri verme veya tazmin halinde ise mağdurun rıza göstermesi koşuluyla ve etkin pişmanlığın gerçekleştiği yargılama aşaması dikkate alınarak ceza indirimi öngörüldüğü, öte yandan aynen geri verme veya tazmin tedbiri aynı Kanunun 51. maddesinde bir koşul olarak gösterilmiş ise de, yasal bir indirim nedeninin, bundan yararlanmama iradesini ortaya koyan failin cezasını etkisiz kılacak biçimde aynen tazmin tedbir şartına bağlı tutulması imkanının bulunmadığı, böyle bir uygulamanın, mağdurun zararını soruşturma veya kovuşturma aşamalarında gidermeyen faillere yeni bir olanak tanırken, soruşturma veya kovuşturma aşamalarında zararı ödeyen sanık veya sanıklar aleyhine ve adalete aykırı bir sonuç doğuracağı, maddenin düzenleniş amacının da bu şekilde yorumlanamayacağı gözetilmeyerek etkin pişmanlık hükümlerinden yararlanmayan suça sürüklenen çocuk hakkında ertelemenin, katılanın ve müştekinin uğradığı zararın giderilmesi şartına tabi tutulması aleyhe temyiz bulunmadığından bozma nedeni yapılmamıştır.
Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre, suça sürüklenen çocuk müdafiinin yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddine, ancak;
Suç tarihi itibariyle 15-18 yaş grubunda bulunan suça sürüklenen çocuk … hakkında ceza verilirken, 5237 sayılı TCK’nın 31/3. maddesinin uygulanması gerektiğinin gözetilmemesi,
Bozmayı gerektirmiş, suça sürüklenen çocuk müdafiinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, hükmün 5320 sayılı Yasanın 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’ un 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, ancak yeniden duruşma yapılmasını gerektirmeyen bu hususun aynı kanunun 322. maddesi uyarınca düzeltilmesi mümkün bulunduğundan, hüküm fıkrasına (A) bendinden sonra gelmek üzere “Suça sürüklenen çocuğun suç tarihinde 16 yaşında olduğu anlaşılmakla, TCK’nın 31/3. maddesi gereğince cezasında 1/3 oranında indirim yapılarak 1 yıl 4 ay hapis ve 280 tam gün adli para cezası ile cezalandırılmasına” ibaresinin eklenmesi ve hükümdeki “1 yıl 8 ay”, “350 gün” ve “7.000 TL” terimlerinin tamamen çıkarılarak yerlerine sırasıyla, “1 yıl 1 ay 10 gün”, “233 gün” ve “4.660 TL” ibarelerinin eklenmesi suretiyle, diğer yönleri usul ve yasaya uygun bulunan hükmün DÜZELTİLEREK ONANMASINA,
B- Sanık … yönünden yapılan incelemede;
Sanık …’ın hüküm tarihinden sonra, 28.03.2013 tarihinde vefat ettiğinin UYAP’ tan temin edilen nüfus kaydından anlaşılması karşısında; hakkında açılan kamu davasının 5237 sayılı TCK’nın 64/1. maddesi uyarınca düşürülmesine karar verilmesinde zorunluluk bulunması,
Bozmayı gerektirmiş, sanık müdafiinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, diğer yönleri incelenmeyen hükmün bu sebepten dolayı 5320 Sayılı Yasanın 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 Sayılı CMUK’un 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 17.04.2013 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.