Yargıtay Kararı 15. Ceza Dairesi 2011/24374 E. 2013/9491 K. 22.05.2013 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 15. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2011/24374
KARAR NO : 2013/9491
KARAR TARİHİ : 22.05.2013

MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi
SUÇ : Dolandırıcılık
HÜKÜM : Mahkumiyet

Dosya incelenerek gereği düşünüldü;
Dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için; failin bir kimseyi, kandırabilecek nitelikte hileli davranışlarla hataya düşürüp,onun veya başkasının zararına, kendisine veya başkasına yarar sağlaması gerekmektedir. Hile nitelikli bir yalandır. Fail tarafından yapılan hileli davranış belli oranda ağır, yoğun ve ustaca olmalı,sergileniş açısından mağdurun inceleme olanağını ortadan kaldıracak nitelikte bir takım hareketler olmalıdır. Kullanılan hileli davranışlarla mağdur yanılgıya düşürülmeli ve bu yanıltma sonucu yalanlara inanan mağdur tarafından sanık veya bir başkasına haksız çıkar sağlanmalıdır. Hilenin kandırıcı nitelikte olup olmadığı olaysal olarak değerlendirilmeli, olayın özelliği, fiille olan ilişkisi, mağdurun durumu, kullanılmışsa gizlenen veya değiştirilen belgenin nitelikleri ayrı ayrı nazara alınmalıdır.
Dolandırıcılık suçunun dinî inanç ve duyguların istismar edilmesi suretiyle işlenmesi, bu suçun temel şekline göre daha ağır ceza ile cezalandırılmayı gerektiren bir durum olarak TCK’nın 158/1-a maddesinde düzenlenmiştir. Madde gerekçesine göre, burada dikkat edilmesi gereken husus, dinin bir aldatma aracı olarak kullanılmasıdır.
Din, bir topluluğun sahip olduğu kutsal kitap, peygamber ve Allah kavramını da genellikle içinde bulunduran inanç sistemi ve bu sisteme bağlı olarak yerine getirmeye çalıştığı ahlaki kurallar bütünüdür. Dini inanç, dine inanan, belirli bir dine mensup kişinin duygularıdır. Bir insanın dini inanç ve duyguları ile, doğup büyüdüğü, terbiyesini aldığı ailesi, çevresi ve içinde bulunduğu toplum arasında çok sıkı bir ilişki bulunmaktadır.
Bu nitelikli unsurun gerçekleşebilmesi ve suçun oluşabilmesi için, dini kurallara bağlı olanların, önem verdiği değerler, dini inanç ve duygular aldatma aracı olarak kötüye kullanılmalı, bu suretle gerçekleştirilen hile ile haksız bir yarar da sağlanmış olmalıdır.

Somut olayda; Sanığın, kimliği tespit edilemeyen bir başka bayanla birlikte müşteki ve annesinin bulunduğu evin zilini çaldığı, kapıyı açan tanığın bir şey satın alamayacağını bildirmesine rağmen sanığın su isteyerek, evin avlu kısmına girmeyi sağladığı, tanığın kucağındaki özürlü çocuğu görmesi üzerine “bu çocuğa muska yapılmış, bu sebeple felç olmuş, bana bir tas ve yumurta getirirsen bu muskayı çözerim” şeklinde beyanda bulunduğu, bu esnada müştekinin de yanlarına gelerek sanıkla konuşmaya başladığı, sanığın müştekiye ailesi ile ilgili bir takım bilgiler vermesi üzerine müşteki ve tanık ile yakınlık kurduğu ve güven verdiği, akabinde tanığın getirmiş olduğu tasa kırdığı, yumurta içerisinden saç teli ve muska çıkartıp müşteki ve tanığa göstererek “bu saç ve muska sizin düşmanlarınız, düşmanlarınızın resimlerini çıkartacağım, ancak bunun için 18 adet bilezik gerekir” şeklinde beyanda bulunması üzerine müşteki ve tanığın kendilerine ait olan ve komşularından ödünç aldıkları toplam 9 adek bilezik 2 adet yüzük ve 2 takım küpeyi sanığa verdikleri, sanığın yatak odasında müşteki ve tanığın huzurunda bir beze ve bohçaya sardığı altınları, odaya bırakıp odanın pencere ve kapısını kilitleyerek oda anahtarını alarak çıktığı ve “13:30’a kadar kapıyı açmayın, ben gelip anahtarla kapıyı açacağım, anahtarı yere atıp anahtarın düştüğü yerde düşmanlarınızın resmi çıkaracağım” diyerek olay mahallini terkettiği, müştekinin sanığın belirttiği saatin geçmiş olmasına rağmen eve gelmemesi üzerine odanın pencere camını kırarak girdiklerinde altınların bulunmadığını gördükleri anlaşıldığından sanığın eyleminin dini inanç ve duyguların istismar edilmesi suretiyle dolandırıcılık suçunu oluşturduğu gözetilmeden yazılı madde ile hüküm kurulması
Bozmayı gerektirmiş, sanık müdafiinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu sebepten dolayı 5320 sayılı Yasanın 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK. nun 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, aynı kanun 326/ son maddesi gereği kazanılmış hakların SAKLI TUTULMASINA 03.05.2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.