YARGITAY KARARI
DAİRE : 15. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2011/25889
KARAR NO : 2013/9245
KARAR TARİHİ : 20.05.2013
MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi
SUÇ : Dolandırıcılık, tehdit
HÜKÜM : Mahkumiyet
Dosya incelenerek gereği düşünüldü;
Dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için; failin bir kimseyi, kandırabilecek nitelikte hileli davranışlarla hataya düşürüp,onun veya başkasının zararına, kendisine veya başkasına yarar sağlaması gerekmektedir.
Hile nitelikli bir yalandır. Fail tarafından yapılan hileli davranış belli oranda ağır, yoğun ve ustaca olmalı,sergileniş açısından mağdurun inceleme olanağını ortadan kaldıracak nitelikte bir takım hareketler olmalıdır. Kullanılan hileli davranışlarla mağdur yanılgıya düşürülmeli ve bu yanıltma sonucu yalanlara inanan mağdur tarafından sanık veya bir başkasına haksız çıkar sağlanmalıdır.
Hilenin kandırıcı nitelikte olup olmadığı olaysal olarak değerlendirilmeli, olayın özelliği, fiille olan ilişkisi, mağdurun durumu,kullanılmışsa gizlenen veya değiştirilen belgenin nitelikleri ayrı ayrı nazara alınmalıdır.
Tehdit, bir kimsenin başkasını,kendisinin veya yakınının hayatına, vücut veya cinsel dokunulmazlığına yönelik bir saldırı gerçekleştireceğini veya malvarlığı itibarıyla büyük bir zarara uğratacağını veya sair bir kötülük edeceğini bildirmesidir. Bu suçta fail, ağır ve haksız bir zarara uğratılacağını mağdura bildirmektedir. Gerçekleşmesi failin iradesine bağlı olan ve gelecekte vuku bulacak bir kötülüğün, gerçekleşecek gibi gösterilmesidir. Tehdit mağdurun karar verme ve serbest hareket etme özgürlüğünü kısıtlamalı iç huzurunu bozmalı ve onu endişeye düşürmelidir. Mağdura yapılan tehdidin, onun iç huzurunu bozmaya, onda korku ve endişe yaratmaya elverişli olması gerekir. Failin tehdit fiilini bilerek ve isteyerek işlemesi, verileceği söylenen zararın haksız olması yeterlidir. Fiilde korkutuculuk, ürkütücülük, ciddiyet yoksa tehdit kastının varlığından bahsedilemez. Mağdur haksız bir zarara uğrayacağı endişesine kapılmamışsa, korkutuculuk oluşmamıştır. Tehdit suçunun, bahsedilen yasal unsurlarının gerçekleşip gerçekleşmediği olaysal olarak değerlendirilmeli, fail ile mağdurun içinde bulundukları ortam, söylenen sözler, söylenme nedeni ve söylendiği koşullar nazara alınmalıdır.
Katılanın Atatürk Üniversitesi’nde öğrenci olduğu, arkadaşı tanık …. aracılığıyla sanıklar ile tanışıp arkadaş olduğu, sanığın kendisini ….. olarak tanıttığı, temyize gelmeyen diğer sanık …’in de isminin ….. olduğunu söylediği, her iki sanığında jitem de görevli astsubay olduklarını beyan ettikleri, sanık …’in üzerinde sonradan kuru sıkı olduğu belirlenen tabanca taşıdığı, bu tabancayı da müştekiye göstererek JİTEM’de görevli oldukları yönünde müştekiye kanaat oluşturdukları, aralarındaki arkadaşlık ve güveni sağladıktan sonra katılanın telefonunu bizzat ya da sanıklarla irtibatlı üçüncü kişi tarafından aratılmak suretiyle “benim adım ….., seni elli milyara sattık, seni yurtların içinden alıp dağa kaldırırım” şeklinde söylemlerle katılanı tehdit ettikleri, bunun üzerine katılanın jitemde görevli olarak bildiği sanıklara durumu bildirdiği, daha sonra sanık …’in müştekiyi arayarak ” bu adamlar çok ciddi, ben konuştum anlaştım 300 TL vereceksin ve kurtulacaksın” dediği, müştekinin kabul etmeyip durumu savcılığa bildireceğini söylemesi üzerine sanığın ” savcılık bir şey yapamaz, parayı ben senin yerine vereceğim, daha sonra bana ödersin, daha kötü olur seni öldürürler” dediği, bu olaydan sonra müştekinin tekrar cep telefonu ile aranıp “komutan bize parayı verdi, artık seni rahatsız etmeyeceğiz” şeklinde söylendiği,daha sonra kendisini …..ismiyle tanıtan sanık … katılana, …..’ün parasını vermen gerek, zor durumda, ben aracı oldum, mahçup oldum dediğini, sonrasında bu konuyu konuşmak için arkadaşı tanık…. ile kendisini bir restauranta davet ettiklerinde katılanın güvenlik kuvvetlerine haber vererek sanıkları yakalattıkları somut olayda;
Tebliğnamede ileri sürülen, tanık…..’ın beyanlarına göre, sanıkların kendilerini adı geçen tanığa ve şikayetçiye başka isimlerle Jitem görevlisi askerler olarak tanıttıkları sırada kimlikte gösterdikleri, bu nedenle atılı dolandırıcılık eyleminden ötürü sanığın temel cezasının TCK’nın 158/1-d maddesine göre belirlenmesi gerektiğine dair görüşe, bahse konu kimliğin ele geçmemesi nedeniyle kamu kurumunun maddi varlığı sayılıp sayılmayacağı belirlenemediğinden ve tanık beyanı dışında delil bulunmadığından itibar edilmemiştir.
Sanık hakkında 25.12.2008 tarihli karar duruşmasında 2 numaralı bentde atılı tehdit suçundan kurulan hükümde, suç adının “Tehdit” yerine “Dolandırıcılık” şeklinde yazımı mahallinde düzeltilmesi mümkün maddi hata olarak görülmüştür.
Tehdit suçunun belirli bir zaman diliminde aynı kasıt altında birden fazla kez işlenmesi nedeniyle sanık hakkında zincirleme suç hükümleri uygulanması gerektiği halde yazılı şekilde karar verilmesi, adli sicil kaydına göre tekerrüre esas mahkumiyeti bulunan sanık hakkında 5237 sayılı TCK’ nın 58/6. maddesi uyarınca mükerrirlere özgü infaz rejiminin uygulanmasına karar verilmemesindeki isabetsizlik aleyhe temyiz olmadığından bozma sebebi yapılmamıştır.
Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre, sanık müdafiinin yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddiyle, hükmün ONANMASINA, 20.05.2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.