Yargıtay Kararı 15. Ceza Dairesi 2011/65588 E. 2013/9460 K. 22.05.2013 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 15. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2011/65588
KARAR NO : 2013/9460
KARAR TARİHİ : 22.05.2013

MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi
SUÇ : Dolandırıcılık
HÜKÜM : Mahkumiyet

Dosya incelenerek gereği düşünüldü;
Dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için; failin bir kimseyi, kandırabilecek nitelikte hileli davranışlarla hataya düşürüp, onun veya başkasının zararına, kendisine veya başkasına yarar sağlaması gerekmektedir.
Hile nitelikli bir yalandır. Fail tarafından yapılan hileli davranış belli oranda ağır, yoğun ve ustaca olmalı,sergileniş açısından mağdurun inceleme olanağını ortadan kaldıracak nitelikte bir takım hareketler olmalıdır. Kullanılan hileli davranışlarla mağdur yanılgıya düşürülmeli ve bu yanıltma sonucu yalanlara inanan mağdur tarafından sanık veya bir başkasına haksız çıkar sağlanmalıdır.
Hilenin kandırıcı nitelikte olup olmadığı olaysal olarak değerlendirilmeli,olayın özelliği, mağdurun durumu, fiille olan ilişkisi, kullanılan hilenin şekli, kullanılmışsa gizlenen veya değiştirilen belgenin nitelikleri ayrı ayrı nazara alınmalıdır.
Sanığın, katılan ile internet ortamında tanıştığı ve bir müddet telefonla konuştuktan sonra …’de yüz yüze görüştükleri, bir kaç kez buluşup birlikte zaman geçirdikleri, bu süreç içerisinde sanığın, asıl mesleğinin gemi mühendisliği olduğunu, kendisine ait maden ocağı ve fabrikasının bulunduğunu, ayrıca borsadan çok iyi anladığını, kendisine ve çevresindeki insanlara çok iyi para kazandırdığını söyleyerek parasını değerlendirebileceği hususunda katılanı ikna etmesi üzerine katılanın, parasını borsada değerlendirmesi amacıyla 08.11.2006 tarihinde 22.500 TL, 10.11.2006 tarihinde ise 36.000 TL’yi sanığa ait banka hesabına havale ettiği, sonrasında katılanın parasını istediğinde sanığın, paranın yurt dışında borsada takıldığını, kurtarabilmek için paraya ihtiyacı olduğunu söyleyerek 27.11.2006 tarihinde katılanın 10.000 TL daha göndermesini sağladığı, daha sonra katılanın sanığı defalarca aramasına rağmen telefonlarına ulaşamadığı şeklinde gerçekleşen olayda; sanığın, kendisini zengin

bir iş adamı olarak tanıtıp, katılanın güvenini sağladıktan sonra, borsada parasını değerlendireceğinden bahisle haksız menfaat temin etmesi şeklindeki eyleminin dolandırıcılık suçunu oluşturduğuna yönelik kabulde bir isabetsizlik görülmemiş, tebliğnamenin 2. bendindeki bozma düşüncesine bu nedenle iştirak edilmemiştir.
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 22/11/2011 gün ve 2011/9-192-241 sayılı kararında da açıklandığı üzere ve CMK’nın 196. maddesi hükümlerine göre, alt sınırı 5 yıldan az hapis cezası gerektiren suçlardan dolayı yapılan yargılamada, yargılandığı yer adli yargı sınırları dışında ve başka suçtan tutuklu bulunan ve duruşmalardan bağışık tutulmak istediğini belirten sanığın, istinabe yoluyla alınan savunmasında usule aykırılık bulunmadığından tebliğnamedeki (1) numaralı bozma düşüncesine de iştirak edilmemiştir.
Sanık tarafından, 5237 sayılı TCK’nın 43/1 maddesi kapsamında, aynı suç işleme kararıyla kanunun aynı hükmünün birden fazla ihlal edilmesi suretiyle, katılandan, değişik zamanlarda birden fazla kez menfaat temin edilmesi karşısında, zincirleme suç hükümlerinin uygulanmaması aleyhe temyiz bulunmadığından bozma nedeni yapılmamış; hüküm fıkrasında, adli para cezası için belirlenen gün sayısının, adli para cezasına çevrilmesi sırasında uygulama maddesinin karar yerinde gösterilmemesi suretiyle CMK’nın 232/6. maddesine muhalefet edilmesi mahallinde giderilebilir eksiklik olarak görülmüştür.
Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre; sanığın yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddiyle, hükmün ONANMASINA, 22.05.2013 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.