Yargıtay Kararı 15. Ceza Dairesi 2011/65687 E. 2013/9212 K. 20.05.2013 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 15. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2011/65687
KARAR NO : 2013/9212
KARAR TARİHİ : 20.05.2013

MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi
SUÇ : Dini inanç ve duyguların istismar edilmesi suretiyle dolandırıcılık, Başkasına ait kimlik bilgilerinin kullanılması
HÜKÜM : Mahkumiyet

Dosya incelenerek gereği düşünüldü;
Dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için; failin bir kimseyi, kandırabilecek nitelikte hileli davranışlarla hataya düşürüp,onun veya başkasının zararına, kendisine veya başkasına yarar sağlaması gerekmektedir. Hile nitelikli bir yalandır. Fail tarafından yapılan hileli davranış belli oranda ağır, yoğun ve ustaca olmalı,sergileniş açısından mağdurun inceleme olanağını ortadan kaldıracak nitelikte bir takım hareketler olmalıdır. Kullanılan hileli davranışlarla mağdur yanılgıya düşürülmeli ve bu yanıltma sonucu yalanlara inanan mağdur tarafından sanık veya bir başkasına haksız çıkar sağlanmalıdır. Hilenin kandırıcı nitelikte olup olmadığı olaysal olarak değerlendirilmeli, olayın özelliği, fiille olan ilişkisi, mağdurun durumu, kullanılmışsa gizlenen veya değiştirilen belgenin nitelikleri ayrı ayrı nazara alınmalıdır.
Dolandırıcılık suçunun dinî inanç ve duyguların istismar edilmesi suretiyle işlenmesi, bu suçun temel şekline göre daha ağır ceza ile cezalandırılmayı gerektiren bir durum olarak TCK’nın 158/1-a maddesinde düzenlenmiştir. Madde gerekçesine göre, burada dikkat edilmesi gereken husus, dinin bir aldatma aracı olarak kullanılmasıdır.
Din, bir topluluğun sahip olduğu kutsal kitap, peygamber ve Allah kavramını da genellikle içinde bulunduran inanç sistemi ve bu sisteme bağlı olarak yerine getirmeye çalıştığı ahlaki kurallar bütünüdür. Dini inanç, dine inanan, belirli bir dine mensup kişinin duygularıdır. Bir insanın dini inanç ve duyguları ile, doğup büyüdüğü, terbiyesini aldığı ailesi, çevresi ve içinde bulunduğu toplum arasında çok sıkı bir ilişki bulunmaktadır.
Bu nitelikli unsurun gerçekleşebilmesi ve suçun oluşabilmesi için, dini kurallara bağlı olanların, önem verdiği değerler, dini inanç ve duygular aldatma aracı olarak kötüye kullanılmalı, bu suretle gerçekleştirilen hile ile haksız bir yarar da sağlanmış olmalıdır.
Müşteki ve komşularının evlerinin önünde oturdukları sırada, sanığın gelerek kızının hasta olduğunu, yardıma muhtaç olduğunu belirterek yardım istediği, müştekinin de yardım ettiği, bu sırada sanığın müştekinin yanına oturarak, fal baktığını, dertlere deva olduğunu söylediği, müştekinin de nişanlı olan kızının rahatsızlığından bahsettiği, sanığın, müştekiyle yalnız kalmak için orda bulunan müştekinin komşularına, “siz eve gidin namaz kılın gelin” dediği, daha sonra kızının bileziklerinden iki tanesini okuması için getirmesini istediği, müştekinin getirdiği bilezikleri alarak “sen içerde git namaz kıl, ben de camide gidip abdest alıp geleyim ve bu altınları okuyayım” diyerek altınları alıp gittiği, sanığın beş dakika sonra altınlarla birlikte geri geldiği, altınlara okuduğunu söylediği, tekrar geri gelmesi nedeniyle müştekide güven oluşturduğu, bu sefer diğer altınları ve varsa parayı da getirmesini istediği, paraları da okuyarak çoğaltacağını, sıkıntıların geçeceğini belirttiği, müştekinin üç bilezik, set, bir çift küpe ve 1.000 TL parayı getirip sanığa verdiği, sanığın, “sen namaz kıl, ben bunları okuyup, çoğaltıp saat 17:00’da geleceğim,” dediği, müşteki ilk ifadesinde, sanığın sadece parayı götürdüğünü sandığını, ama sanığın kendisinin namaz kılarken altınlarını da aldığını sonradan anladığını söylediği, daha sonraki ifadesinde ise sanığın kendi getirdiği sudan kendisine içirdikten sonra sonra etrafa boş boş baktığını, bu arada altın ve paraların da gittiğini belirttiği, on beş gün sonra yine fal bakarken görülen sanığın yakalanarak müşteki tarafından kesin olarak teşhis edildiği, yakalanınca kendi adı yerine kardeşi olduğunu söylediği…nın kimlik bilgilerini verdiği, yapılan parmak izi incelemesi sonucunda sanığın gerçek kimliğinin tespit edildiği, böylece sanığın nitelikli dolandırıcılık ve başkasına ait kimlik bilgilerinin kullanılması suçunu işlediğinin iddia edildiği olayda,
1-Sanığın falcılık yaptığını beyan ederek, müştekinin önem verdiği dini değerler ile dini inanç ve duygularını aldatma aracı olarak istismar etmek suretiyle falcılık, üfürükçülük yoluyla gerçekleştirilen hile ile haksız bir yarar da sağlanmış olması karşısında eylemin TCK’nın 158/1-a maddesi kapsamında kaldığı gözetilmeden suç vasfında yanılgıya düşülerek basit dolandırıcılık suçundan hüküm kurulması,
2-Sanığın adli tahkikat sırasında gerçekte var olan kişinin kimlik bilgilerini kullanmak suretiyle kimliği hakkında resmi mercilere yalan beyanda bulunması halinde eylemin 5237 Sayılı Türk Ceza Kanunun 268/1 maddesi aracığıyla 267/1. maddesi kapsamında kalacağı, sanığın bildirdiği kimlik bilgilerinin gerçekte var olmayan kişiye ait olduğunun anlaşılması durumunda ise, anılan kanunun 206/1. maddesi kapsamında değerlendirilmesi gerekeceği dikkate alınarak, adını kullandığı Aysel Adıkalı isimli kişinin gerçekte var olup olmadığının araştırılması, sonucuna göre sanığın hukuki durumunun tayin ve takdirinin gerektiğinin gözetilmemesi,
3-Dolandırıcılık suçu açısından kabule göre de; hapis cezası alt sınırdan tayin edildiği halde adli para cezası belirlenirken yeterli ve yasal gerekçe gösterilmeksizin, aynı gerekçeyle tam gün sayısının asgari hadden uzaklaşılması suretiyle belirlenerek sanığa fazla ceza tayini,
Bozmayı gerektirmiş, sanık müdafiinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, hükmün bu nedenlerle, 5320 sayılı Kanunun 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’un 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, aynı yasanın 326/son maddesi uyarınca sonuç ceza yönünden sanığın kazanılmış haklarının saklı tutulmasına, 20/05/2013 gününde oybirliğiyle karar verildi.