Yargıtay Kararı 15. Ceza Dairesi 2011/65759 E. 2013/9660 K. 23.05.2013 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 15. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2011/65759
KARAR NO : 2013/9660
KARAR TARİHİ : 23.05.2013

MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi
SUÇ : Dolandırıcılık
HÜKÜM : Beraat

Dosya incelenerek gereği düşünüldü;
Sanıklar ve suça sürüklenen çocuk hakkında dolandırıcılık suçundan verilen beraat hükmüne yönelik yapılan incelemede;
Dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için;failin bir kimseyi, kandırabilecek nitelikte hileli davranışlarla hataya düşürüp, onun veya başkasının zararına, kendisine veya başkasına yarar sağlaması gerekmektedir.
Hile nitelikli bir yalandır. Fail tarafından yapılan hileli davranış belli oranda ağır, yoğun ve ustaca olmalı,sergileniş açısından mağdurun inceleme olanağını ortadan kaldıracak nitelikte bir takım hareketler olmalıdır. Kullanılan hileli davranışlarla mağdur yanılgıya düşürülmeli ve bu yanıltma sonucu yalanlara inanan mağdur tarafından sanık veya bir başkasına haksız çıkar sağlanmalıdır.
Hilenin kandırıcı nitelikte olup olmadığı olaysal olarak değerlendirilmeli,olayın özelliği, mağdurun durumu, fiille olan ilişkisi,kullanılan hilenin şekli,kullanılmışsa gizlenen veya değiştirilen belgenin nitelikleri ayrı ayrı nazara alınmalıdır.
Sağlık Bakanlığı’nın 11.05.2000 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan Acil Sağlık Hizmetleri Yönetmeliği’nin 37. maddesinde “Yataklı tedavi kuruluşları, acil sağlık hizmetlerinin bedelini hizmet sundukları kişinin ödeme imkanları çerçevesinde tahsil ederler” hükmü yer almaktadır.
Yine 2008/13 sayılı Başbakanlık Genelgesi’nin; Birinci maddesinde, “Acil sağlık hizmeti vermekle yükümlü bulunan sağlık kuruluşları, acil vakaları hastanın sağlık güvencesi olup olmadığına veya ödeme gücü bulunup bulunmadığına bakmaksızın kabul edecek ve gerekli tıbbi müdahaleyi kayıtsız-şartsız ve gecikmeksizin yapacaktır. Hiçbir sağlık kuruluşu acil olarak gelen hastalara yeterli personeli veya donanımı olmadığı, ilgili birimi veya boş yatağı bulunmadığı, hastanın sağlık güvencesi olmadığı ve benzeri sebepler ile gerekli acil tıbbi müdahaleyi yapmaktan kaçınmayacaktır” denilmektedir.
Yedinci maddesi uyarınca da, acil olarak sağlık kuruluşuna müracaat eden hastaların acil tıbbi müdahale ve tedavileri yapılırken hiçbir surette tedavi masraflarının nasıl karşılanacağı sorgulanmayacak ve hizmet bedelinin tahsili ile ilgili işlemler acil müdahale sağlandıktan sonra yapılacaktır.
Dokuzuncu maddesinde ise, “Herhangi bir sağlık güvencesi olmayan vatandaşlardan ödeme gücü bulunmayanların acil sağlık hizmeti bedelleri kendilerinden talep edilmeyecektir. Bunlardan kamuya ait sağlık kuruluşlarından ve ayakta teşhis ve tedavi yapan özel sağlık kuruluşlarından acil sağlık hizmeti alanların hizmet bedelleri 3294 sayılı Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışmayı Teşvik Kanunu hükümleri çerçevesinde sağlık kuruluşunun bulunduğu yer sosyal yardımlaşma ve dayanışma vakfından talep edilecektir. Bu konuda gerekli tedbirler ilgili vakıf başkanlıklarınca alınacaktır. Özel hastanelerden acil sağlık hizmeti alanların hizmet bedelleri ise talep edilmesi halinde 2219 sayılı Hususi Hastaneler Kanununun 32 nci, 5393 sayılı Belediye Kanununun 38 inci ve 60 ıncı, 5216 sayılı Büyükşehir Belediyesi Kanununun 18 inci maddeleri gereğince sağlık kuruluşunun bulunduğu yerin belediyesince ödenecektir. Bu amaçla belediyelerce bütçelerine yeterli ödenek konulacaktır” hükmü yer almaktadır.
Bu açıklamalar çerçevesinde somut olayda;
Sanık … ile suça sürüklenen çocuk …’in yaklaşık 1 yıl önce …’in yaşının küçük olması nedeniyle resmi nikah işlemlerini gerçekleştirmeden düğün yaparak evlendikleri, bir süre sonra …’in hamile kaldığı, suça sürüklenen çocuğun 15.11.2007 tarihinde aniden doğum sancısının artması sebebiyle eltisi olan diğer sanık … ile … Devlet Hastanesine gittikleri, suça sürüklenen çocuğun durumunun acil olması sebebiyle hemen doğumhaneye alındığı ve hastanede ebe olarak görevli olan tanık…nun yardımıyla normal doğum yapmak suretiyle bebeğini dünyaya getirdiği, suça sürüklenen çocuğun doğumhaneye alındığı sırada sanık …’ın kendisine
ait olan yeşil kart ile suça sürüklenen çocuğun doğum işlemlerini başlattığı, doğum gerçekleştikten bir müddet sonra hastaneye gelen sanık …’ın ise sanık …’ın kendi yeşil kartı ile suça sürüklenen çocuk için başlatmış olduğu işlemleri tamamlattığı ve hastaneden ayrıldıkları, sanık …’ın 10.01.2008 tarihinde bu defa kendi rahatsızlığı sebebiyle … Devlet Hastanesi’ne başvurarak Kadın Doğum polikliniğinde muayene olduğu, burada 5 haftalık hamile olduğunun anlaşıldığı, ancak hastane poliklinik bilgisayar kayıtlarının geçmişe yönelik tarandığında sanık …’e ait yeşil kart ile 15.11.2007 tarihinde de doğum yaptığının belirlendiği olayda; suça sürüklenen çocuğun olay tarihinden önce kendi adına yeşil kartının bulunduğu, ancak bu kartın vize ettirilmemesi nedeni ile iptal edildiği, dosya kapsamında bulunan … Kaymakamlığı araştırma formu içeriğine göre suça sürüklenen çocuğun yeşil kart alma yeterliliğinin bulunduğu, öte yandan yukarıda açıklandığı üzere suça konu tedavi ile ilgili olarak acil sağlık hizmet bedellerinin alınamayacağı, bu nedenlerle herhangi bir zararın söz konusu olmayacağı anlaşılmakla, mahkemece verilen beraat kararında bir isabetsizlik görülmemiştir.
Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre katılan vekilinin yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddiyle, hükmün ONANMASINA, 23/05/2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.