YARGITAY KARARI
DAİRE : 15. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2011/66612
KARAR NO : 2013/9973
KARAR TARİHİ : 29.05.2013
MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi
SUÇ : Dolandırıcılık
HÜKÜM : Mahkumiyet
Dosya incelenerek gereği düşünüldü;
Dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için;failin bir kimseyi, kandırabilecek nitelikte hileli davranışlarla hataya düşürüp, onun veya başkasının zararına, kendisine veya başkasına yarar sağlaması gerekmektedir.
Hile nitelikli bir yalandır. Fail tarafından yapılan hileli davranış belli oranda ağır, yoğun ve ustaca olmalı, sergileniş açısından mağdurun inceleme olanağını ortadan kaldıracak nitelikte bir takım hareketler olmalıdır. Kullanılan hileli davranışlarla mağdur yanılgıya düşürülmeli ve bu yanıltma sonucu yalanlara inanan mağdur tarafından sanık veya bir başkasına haksız çıkar sağlanmalıdır.
Hilenin kandırıcı nitelikte olup olmadığı olaysal olarak değerlendirilmeli, olayın özelliği, mağdurun durumu, fiille olan ilişkisi, kullanılan hilenin şekli, kullanılmışsa gizlenen veya değiştirilen belgenin nitelikleri ayrı ayrı nazara alınmalıdır.
Sanığın, caddede yürümekte olan şikayetçinin yanına gelerek kendisini polis olarak tanıttığı ve üzerinde “TC” ibaresi ve Türk bayrağı resmi bulunan ve mavi tükenmez kalemle büyük harflerle “Polis” yazdığı kartviziti de göstererek şikayetçiyi polis olduğu konusunda ikna etmeye çalıştığı, bir sahte para olayı ile ilgili araştırma yaptığını, adli sicil kaydını sorgulayacağını söyleyerek şikayetçiden nüfus cüzdanını istediği, şikayetçinin nüfus cüzdanını vermesinden sonra ise, bir döviz bürosunun sahte para ile dolandırıldığını, üzerindeki paraları kontrol edeceğini belirterek şikayetçiden bir adet 10 TL ve bir adet 20 TL aldığı, şikayetçinin paraları ve kimliğini geri istemesi üzerine sanığın bunları geri verdiği ve şikayetçiye polis arabasının geleceğini, beklemesini söylediği, şikayetçinin de “olur, istersen karakola gidelim” diye cevap vermesi üzerine şikayetçinin durumdan şüphelendiğini anlayan sanığın telefonla konuşur gibi yapıp, sahte para zanlılarının yakalandığını belirterek müştekinin yanından ayrıldığı şeklindeki olayda; sanığın eyleminin dolandırıcılığa teşebbüs suçunu oluşturduğuna yönelik kabulde bir isabetsizlik görülmemiş, sanığın savcılıktaki ifadesinde; müştekiden kimliğini ve 30 TL parasını almasından sonra müştekinin, kendisini dolandırmaya çalıştığını anlayınca kimliğini ve paralarını geri istediğini, bunun üzerine paraları ve kimliği iade ettiğini beyan etmesi, şikayetçinin kolluktaki anlatımlarından sanığın kendisini dolandırmaya çalıştığını anladığı için parasını ve kimliğini geri istediğinin anlaşılması karşısında; sanığın, suçun icra hareketlerinden gönüllü olarak vazgeçmediği, müştekinin kendisinden şüphelenmesi üzerine icra hareketlerini tamamlayamayarak telefonla konuşur gibi yapıp müştekinin yanından ayrıldığı anlaşılmakla, 5237 sayılı TCK’nın 36. maddesinin uygulanma imkanı bulunmadığından tebliğnamedeki düşünceye iştirak edilmemiştir.
Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre; sanık müdafiinin yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddiyle, hükmün ONANMASINA, 29.05.2013 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.