Yargıtay Kararı 15. Ceza Dairesi 2011/66620 E. 2013/9968 K. 29.05.2013 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 15. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2011/66620
KARAR NO : 2013/9968
KARAR TARİHİ : 29.05.2013

MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi
SUÇ : Dolandırıcılık (Değişen suç vasfı nedeniyle hırsızlık)
HÜKÜM : Mahkumiyet

Dosya incelenerek gereği düşünüldü;
Dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için; failin bir kimseyi, kandırabilecek nitelikte hileli davranışlarla hataya düşürüp, onun veya başkasının zararına, kendisine veya başkasına yarar sağlaması gerekmektedir.
Hile nitelikli bir yalandır. Fail tarafından yapılan hileli davranış belli oranda ağır, yoğun ve ustaca olmalı, sergileniş açısından mağdurun inceleme olanağını ortadan kaldıracak nitelikte bir takım hareketler olmalıdır. Kullanılan hileli davranışlarla mağdur yanılgıya düşürülmeli ve bu yanıltma sonucu yalanlara inanan mağdur tarafından sanık veya bir başkasına haksız çıkar sağlanmalıdır.
Hilenin kandırıcı nitelikte olup olmadığı olaysal olarak değerlendirilmeli, olayın özelliği, fiille olan ilişkisi, mağdurun durumu, kullanılmışsa gizlenen veya değiştirilen belgenin nitelikleri ayrı ayrı nazara alınmalıdır.
Zilyedinin rızası olmadan başkasına ait taşınır bir malı, kendisine veya başkasına bir yarar sağlamak maksadıyla bulunduğu yerden almak, hırsızlık suçunun temel şeklidir. Taşınır malın alınmasının suç oluşturabilmesi için, zilyedinin rızasının bulunmaması gerekir.
Dolandırıcılık suçunda failin hileli hareketleri sonucu sakatlanmış irade neticesinde kişiye ait malvarlığının mülkiyetinin devri, buna karşılık hırsızlık suçunda ise; menkul bir malın, sahibinin rızası dışında alınması, mal üzerinde mağdurun zilyetliğine son verilmesi, mağdurun suç konusu eşya üzerindeki zilyetlikten doğan tasarruf haklarını kullanmasının olanaksız hale gelmesi söz konusudur.
Şikayetçi … ile… isimli şahsın iş yerinde tanışan sanığın, acele işi olduğunu, bir arkadaşı ile buluşacağını söyleyerek şikayetçinin arabasına bindiği, sanığın arkadaşıyla buluşacağını söylediği yere geldiklerinde arkadaşının

gelmediğini, telefon etmesi gerektiğini söyleyerek şikayetçiden cep telefonunu istediği, şikayetçinin telefon edip geri vermesi için Nokia 6230 marka cep telefonunu sanığa verdiği, şikayetçinin aracının kapılarını kilitlediği sırada sanığın telefonla birlikte ortadan kaybolduğu, şikayetçinin sanığın kaybolması üzerine, sanığı kendisine tanıtan arkadaşı…’ün Karagöz iletişim isimli iş yerine gittiği,…’ün de şikayetçiye, sanığa ait nüfus cüzdan suretini verdiği iddiasıyla yapılan yargılama sonucunda; sanığın savunmasında ve temyiz dilekçesinde ısrarla, olaydan iki yıl önce nüfus cüzdanını kaybettiğini beyan etmesi karşısında, gerçeğin kuşkuya yer vermeyecek şekilde tespiti bakımından müşteki ile sanığın mahkemede yüzleştirilerek müştekinin cep telefonunu alan şahsın sanık olduğunun kesin olarak belirlenmesi, bu mümkün olmadığı taktirde sanığın teşhise elverişli yeni çekilmiş fotoğraflarının temin edilerek müştekinin kesin teşhisinin sağlanmasından sonra, toplanan tüm deliller birlikte değerlendirilerek sonucuna göre sanığın hukuki durumunun takdir ve tayini gerekirken, eksik inceleme sonucu yazılı şekilde hüküm kurulması,
Kabule göre de;
1-İddianamede dolandırıcılık suçundan kamu davası açıldığı halde, sanığa ek savunma hakkı verilmeden hırsızlık suçundan mahkumiyet hükmü kurulması suretiyle 5271 sayılı CMK’nın 226/1. maddesine aykırı davranılması,
2-Sanığın, yargılama sürecinde gösterdiği pişmanlık lehine değerlendirilerek cezasının ertelenmesine karar verildiği halde, 5237 sayılı TCK’nın 50/1. maddesi gereğince seçenek yaptırım uygulanmasına yer olmadığına karar verilirken yargılama sürecinde duyduğu pişmanlık bu kez olumsuz değerlendirilmek suretiyle hükümde çelişkiye neden olunması,
3-5237 sayılı TCK’nın 53/4. maddesi uyarınca, kısa süreli hapis cezası ertelenen sanık hakkında aynı maddenin birinci fıkra hükümlerinde yazılı güvenlik tedbirlerine hükmedilemeyeceğinin gözetilmemesi,
Bozmayı gerektirmiş, sanığın temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, hükmün bu sebepten dolayı 5320 Sayılı Yasanın 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’un 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 29.05.2013 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.